Dışlanma Çağı

24 Mayıs 2009 Pazar, 06:09

Dünyada demokrasilerin korkulu rüyası darbeleri (Coup Data), yalnızca asker ya da emperyalist devletlerle işbirliği yapan yerel muhalif güçler mi yapar..!

Peki ya küreselleşme paradoksunun ekonomi boyutu olan neoliberal uygulamaların ve krizlerinin ürettiği tüm dünyada sayıları hızla artan işsiz, yoksullar ordusu; ülkeler ve dünya barışı için tehdit, sosyal kriz tehlikesi oluşturmaz mı..!

Dünya ekonomisinin resesyona sürüklendiği bugünlerde çoğunuzun bu soruyu olumlu yanıtlayacağınızı sanıyorum. Aslında en az darbeler kadar tehlikeli, kaotik olan bu ihtimal, ne yazık ki BMnin uyarılarına rağmen görmezden gelinmekte, işsiz yığınlar ve yoksul ülkeler Philanthropistlerin (yardımsever)sadakalarıyla oyalanmakta.

90’larda Sovyetler Birliğinin çöküşüyle Batı eksenli güç odağı oluşturmak amacıyla, Batının; ekonomik, siyasal, kültürel alanlarda uyguladığı politikalar bugünkü küreselleşme sürecini oluşturdu.

Sistemin dünyada yarattığı gelir uçurumu, artan işsizlik ve yoksulluk nedeniyle AGE OF EXCLUSİON (Dışlanma Çağı) olarak da nitelenen bu süreç; aslında Varşova Paktının dağılmasıyla zinciri boşalan kapitalizmin, 70lerdeki petrol kriziyle kaybettiğini fazlasıyla geri alması için ürettiği bir çözümdü ve bu doğrultuda dünya, neoliberal politikalar ve kurumları WB, IMF, WTO aracılığıyla Batının ve dev şirketlerinin lehine yeniden yapılandırıldı. Oysa, azgelişmiş ülkelere küreselleşmeyle vaat edilen; ekonomik kalkınma ve refahın yayılmasıydı. Ancak bu sürecin ekonomik verileri Batıyı yalanladı.

Azgelişmiş ülkelerin çoğu kaybederken küreselleşmenin kazananı; bu sürecin artıları olan üretimde verim, teknolojik gelişim, hızlı bilgi akışı sayesinde zengin Batı ve ulusötesi şirketler oldu. Buna karşın azgelişmiş ülkelerin üretimi, piyasaya ulaşımı, sanayileşmesi engellendi. Bu ülkelerdeki yabancı sermaye ise üretimden çok paradan para kazanmayı seçti. Ayrıca bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle, üretimin bilgiye dayalı değişimi, işsizliği, yoksulluğu daha da arttırdı. Dünyada zengin ve yoksul arasındaki gelir, teknoloji uçurumları daha da derinleşti. Hümanist değerler yok oldu, refah yerine terör ve yolsuzluklar küreselleşti. Dünya Bankasının son verileri dünyanın bu dengesizliklerini göz önüne sermekte. Örneğin, 2000 yılında dünya nüfusunun en zengin ve en fakir yüzde 10u arasında 13.3 kat olan gelir farkı, 2006’da en zengin yüzde 10un toplam gelirin 34.1ini, en düşük yüzde 10unsa yüzde 2sini almasıyla 17 kata çıktı. İşsiz sayısı ise 191.8 milyon. Bugün dünyada günde 2 doların altı bir gelirle yaşamak zorunda kalan ne üretime ne de tüketime dahil olamayan 3 milyar insan hem sistemden hem de sosyal koruma kapsamından dışlanmış durumda.

Öyle görünüyor ki şayet Batı; Küreselleşmenin diyalektiğinden gelen bu eytişimin, çelişimin olumlu yanı olan dünyada refahın yaygınlaşma potansiyelini öne çıkarıp idealizmin tekliğinde, hümanist değerleri de katarak bütünlemezse, dünya ve insanlık yeni bir kırılma noktasından geçerek kabuk değiştirecek gibi.