Ruh sağlığını bozmadan tecavüz edilir mi?

Doç. Dr. Ayten Erdoğan Adli Tıp’ın tartışmalı 6. İhtisas Dairesi’ndeki görevinden istifa etti. Nedeni, “Ruh sağlığını bozmadan tecavüz etmenin bir yolu var mı” sorusuna “evet” demek zorunda kalacak olmasıydı. Baskı gördü, tehdit edildi... O da bir anne. Her gün cinsel istismara uğramış onlarca çocukla ilgileniyor. Acılarını biliyor, suskunluklarını anlıyor. O yüzden korkmuyor. Hem şimdi mücadelesini daha özgür bir şekilde sürdürüyor.

25 Mayıs 2009 Pazartesi, 02:27

Ayten Erdoğan, Adli Tıp’ın tartışmalı 6. İhtisas Dairesi’nde dört aydır çalışıyordu. Daha önce raportördü. Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’in cinsel istismardan yargılandığı davada, tacize uğrayan 14 yaşındaki B.Ç’ye “ruh sağlığı bozulmamıştır” raporu verileceği gerekçesiyle Adli Tıp 6. İhtisas Dairesi’ndeki görevinden istifa etti. Eleştirildi, baskı gördü, “Uyumlu ol, fazla soru sorma” ihtarları aldı. Ölümle tehdit edildi, ediliyor. Medyaya yansıyanların bu ülkenin gerçeğini anlatmaktan uzak olduğunu düşünüyor. O da bir anne. Her gün taciz, tecavüz ve cinsel istismara uğramış onlarca çocukla ilgileniyor. Acılarını biliyor, suskunluklarını anlıyor. O yüzden hiçbir şeyden korkmuyor. “Korkarak bugünlere geldik. Tüm çocuklar benim, bizim, hepimizin... Şimdi onlara sahip çıkmazsak çok geç olacak” diyor. Peki, o zaman işinden niye mi istifa etti? Dışarıda olmasının orada kalmasından daha faydalı olduğunu düşünüyor, “Bu şekilde daha iyi bir mücadele vereceğimden şüphem yok. Çalışırken sıkıntılarımı anlatamıyordum. Şimdi bazı şeyleri değiştirebileceğime dair inancım daha fazla”. Biz de Ayten Erdoğan’la buluştuk. Hüseyin Üzmez’in davasıyla daha görünür olan çocuk istismarı üzerine konuştuk. Ürkütücü şeyler anlattı. Yüzleşmeyi bilmememiz yine tokat gibi çarptı. Ama Türkiye’de yaşadığımızı hatırlayıp haksızlıklara karşı mücadelenin hiç bitmeyeceğini hatırladık. İşte anlattıkları:

Erdoğan, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 2005’te yürürlüğe girdiğini ve kanunun cinsel taciz ve istismar ile ilgili 103. maddesi üzerinden değiştirilerek ağırlaştırıldığını anlatarak başlıyor söze, “6. İhtisas Dairesi de bu değişikle kuruldu. Kurulda kimlerin olacağı da kuruluşu sırasında kanunla belirlendi. Çocuk ve erişkin pskiyatristi, kadın doğum, üroloji, çocuk cerrahı ve iki adli tıp uzmanından oluşması gereken bu kurumda 2005’ten beri çocuk psikaytirsti olmadan değerlendirmeler yapılıyor. Bununla nasıl yaşayacağız?” Erdoğan anlatmaya devam ediyor; “Çok fazla vaka geliyordu. Eski kurumun da yılda 4-5 bin vaka baktığından bahsediliyordu. Ben dört ayda bin vaka gördüm”.

Peki, bu ne kadar sağlıklı? Yanıt Erdoğan’dan: Elbette bu doğru da, sağlıklı da değil. Ruh sağlığı muayenesi gerekiyorsa, koşulları sağlayan en yakın üniversiteye gidilmeli ve muayene bir kere yapılmalı. Çünkü bu muayene sorgu gibi defalarca yapıldığında çok hırpalayıcı olabiliyor. Travmalar artarken de taciz ve tecavüz sürüyor. Hatta tüm bunları düşünürken kendi ruh sağlığımın bozulacağından korktum. O zaman onlara nasıl yardım edebilirdim?”

 

Kahraman ve hedef

Erdoğan, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nde görevli. Batı Karadeniz’in tüm vakalarını gördüğünü anlatıyor. Türkiye’deki Adli Tıp Kurumu sisteminin dünyada başka bir eşi olmadığını kinayeli bir şekilde söylüyor. Ona göre, Hüseyin Üzmez olayı bir kırılma yarattı. Şu an dava sürdüğü için konuşmak istemiyor, ama bu davanın kanunun uygulamadaki açıklarını göstermesi açısından çok önemli olduğu görüşünde. Aldığı tehditlerden de yılmıyor. “Kendimi koruyorum, ama bu sırf kendim için değil. Çünkü bana bir şey olursa bu savaşı verecek kimse kalmayacak ve her şey unutulup eski haline dönecek. Aslında ben sıradan bir iş yaptım, doğruyu söyledim. B.Ç. vakasında yaptığım yeni bir şey değildi. Şimdi doğru yapmaya çalıştığım işim yüzünden hem kahraman, hem de hedef oldum. İkisinden de çok rahatsızım” diyor. “Adli Tıp’ta da karşı çıkışlarım hoş görülmedi. Susturulmak istendim, açıklarım kollandı. Şimdi işin rengi değişti”. Evet değişti, Erdoğan çocuklarım dediği taciz mağdurlarını kimseye bırakmadı. Bizim de bırakmamamız konusunda ısrarcı.

Sözlerine de aynı inatla devam ediyor, belli ki anlatacak çok şey var. Durumu, “Çocukların muayenelerinde ayrı bir odada, yalnızca ben ve psikolog eşliğinde devam etmesi konusunda önüme çıkarılan tüm zorluklara rağmen hiç taviz vermedim. Çok tartıştım, kavga ettim geri adım atmadım. Genel kurul sistemimiz zaten sorunlu. Tartışmalı raporlar da 50 kişilik bu kurulda değerlendirildi. Düşünsenize, orada bir oda hazırlanıyor, çocuk uzmanları görmüyor belki, ama 50 kişinin orada olduğunu biliyor. Onlarca utanç dolu soruya cevap vermek zorunda kalıyor. Bu çocuk için korkunç bir travma” diye özetliyor, “Tecavüzcüsü ile çocuğun aynı otobüste seyahat ettiği bir sistemle yaşıyoruz. Siz bu korkunun ne olduğunu bilir misiniz? Hiç sanmıyorum”.

Türkiye’de çocuk istismarı yaygın ama üstü örtülüyor. Erdoğan, kendisine gelen vaka sayısıyla örtbas edilenleri oranlamanın korkunç bir rakam vereceğini düşünüyor. Bir de son taciz davasında gündeme geldiği gibi çocukların cinsel taciz ve istismardan etkilenip etkilenmediğinin tartışılmasına kızgın. Bir televizyon programında yaşadıklarından örnek veriyor: “Annelerle söyleşi yapıp, çocukların cinsel istismardan korunmasını tartışıyorduk. 35-40 yaşında, birçok yetişkin aradı, dört, beş yaşlarındayken yaşadıkları cinsel istismarı sesleri titreyerek anlattı. Çünkü hâlâ etkisindeydiler. Belli ki unutmaya çalışmışlar, unutamamışlardı. Şimdi ‘Ruh sağlığı bozulur mu, bozulmaz mı’ diye soruluyor. Tecavüze, cinsel istismara uğrayan bir çocuğun ruh sağlığı nasıl bozulmaz? Ruh sağlığını bozmadan tecavüz etmenin bir yolu mu var? Varsa açıklasınlar, bilim dünyası da bilsin. Tüm uzmanların ortak görüşüdür, bir çocuk taciz ya da tecavüze uğramışsa ruh sağlığı bozulur, etkilenir”.

 

Çocuk istismarı yaygın

Erdoğan’a göre çocuklarda 15 yaşını bitirene kadar cinselliğin anlam ve sonuçlarını değerlendirme yeteneği gelişmiyor. Çünkü değerlendirme iradesi 15 yaşında öğreniliyor. Bundan dolayı Türk Ceza Kanunu, 15 yaşını doldurmamış çocuklarla cinsel yakınlığı suç sayıyor ve cezalandırıyor. Erdoğan, kanunun güçlü ancak uygulamada yetersiz olduğu görüşünde. Yetersizlik ise cezanın ağırlığını ruh sağlığının bozulması kriterine bağlamasından doğuyor. Çünkü bu suiistimale çok açık. Bu açık da “ruh sağlığı bozulmadan taciz ve tecavüz mümkün” anlamını taşıyor. Erdoğan, çocuk psikiyatristinin bu durumlarda “ruh sağlığı bozulmadı” raporu veremeyeceğini söylüyor. Uzman olmayan kişilerin dış görünüşle, çok temel tepkilerle ruh sağlığının etkilenmediği kanısına varmalarının da tehlikeli sonuçları olduğunu özellikle belirtiyor. 16 yaşından küçük çocukla ilişki kurmanın tıbbi tanımı pedofili. Ona eşlik eden sosyal sorunlar da cabası. Erdoğan ilginç örnekler veriyor. Mesela Türkiye’de 12 yaşın altında erkek çocuklara cinsel istismar oranı yüksek. Bu oran Türkiye’ye özgü. İşin altında yatan ise çok daha zor algılanır bir gerçek, çünkü oranı yükselten “bakirelik”.

Nasıl mı? “Bir kızın bakireliğini bozarsam başım büyük belaya girer” zihniyeti küçük kız çocuklarını bir anlamda cinsel tacizden korurken, erkek çocuklarını hedef haline getiriyor. Bu çifte sapkınlığın nasıl bir tercih mekanizması kurduğunu görmek acı verici. 12-15 yaşında ise oranlar değişiyor. Kızların ergenliğinde bedenleri cinsel obje olarak algılanır duruma geliyor, ama ruhları çocuk kalıyor. Kadın bedenindeki bu çocuklar da tacizleri çok sarsıcı yaşıyor.

 

Dini suistimal etmek

Çözüm mü? Ortada sosyolojik bir durum var. Erdoğan çözümün temelde olduğu görüşünde. İşin sosyal ve sosyo-ekonomik derinliklerine inilmesi de şart, “Tayland bunun en güzel örneği. Bu, bizde de sıkça rastlanan bir durum. Bir ailenin 12 yaşındaki kızını para karşılığı bir adamın cinsel istismarına göz yumacak şekilde ortada bırakması da buna dahil” diyor. Erdoğan’ın bir de önerisi var. Türk Ceza Kanunu’ndaki 1036 maddesinin değiştirilmesini istiyor. Eğer ruh sağlığı bozulmuşsa 15 yıldan başlayan cezalar söz konusu. Bozulmamışsa üç ile sekiz yıl arasında cezalar öngörülüyor. Bu soruyu kaldırıp cezayı 10 yıl sınırında bırakmak da yeni düzenlemelerin arasında. Erdoğan buna da karşı, “Cezayı hafifletmenin anlamı yok. Böyle olacaksa hiç değişmesin daha iyi” diyor.

Ahlak ve vicdan arasında küçük bir kızın bedeninden tüm bunları konuşmak, yorumlamak ve anlamlandırmaya çalışmak elbette çok zor. İşin farklı boyutları durumu daha da zorlaştırıyor. Ona göre dini suiistimal etmek de bunun başında geliyor. Yine de Erdoğan’ın bazı şeyleri değiştireceğine dair umudu güçlü. “Çok şey değişecek. Çünkü savcılar, hâkimler ve avukatlar da bundan şikâyetçi. Herkesin vicdanı var ve insanlığımızı hâlâ yitirmedik” diyor. Umalım ki o haklı çıksın.