Son Haberler

A+ A-

Nasıl Bir Anayasa?/ 5

DTP Milletvekili Aysel Tuğluk, Kürt sorununun ‘çok kültürlü bir anayasal vatandaşlıkla’ çözülebileceğini söyledi. Yeni bir anayasada Türk-İş için olmazsa olmazları anlatan Kumlu, her kesime danışılmasının gerekliliğini vurguladı.
Yayınlanma tarihi: 25 Mayıs 2009 Pazartesi, 08:04

DTP Milletvekili Aysel Tuğluk, yeni anayasa metninin farklı kimlik ve kültürlere sahip kişi ve grupların beklentilerini karşılayacak demokratik, çoğulcu düzenlemeleri içermesi gerektiğini belirterek yeni anayasanın “Anayasal Vatandaşlık” temelinde şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.

TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi ve DTP Milletvekili Aysel Tuğluk, “Türkiye’de çok kültürlü Anayasal Vatandaşlık anlayışı ve uygulaması yerleşirse, Sayın Abdullah Gül’ün ‘En önemli sorun’ diye tanımladığı Kürt sorununa da ciddi anlamda çözüm ortamı sağlayacaktır” dedi.

DTP’li Tuğluk, DTP’nin beklentilerinin demokratik, çoğulcu, çağdaş bir anayasadan yana olduğunu belirterek farklı kimlik ve kültüre sahip kişi ve grupların haklarını güvence altına alacak, kimlik ve kültürel birikimlerini geliştirmelerin imkân tanıyan bir düzenlemeyi içermesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’de gittikçe gelişen kimlik sorunları olduğunu da söyleyen Tuğluk, “Çözüm çok kültürlü bir ‘Anayasal Vatandaşlıkta’ yatmaktadır. Kürt sorununun dışında azınlıklar sorunu, kadın sorunu, bireysel hak ve özgürlükler alanı gibi farklı ve çok boyutlu bir temelde yaşanan ve gündeme gelen kimlik sorunlarına bu kavramlaştırmayla bir çözüm bulabiliriz. Türkiye’de çok kültürlü anayasal vatandaşlık Kürt sorununa da ciddi anlamda çözüm ortamı yaratır” diye konuştu. AKP hükümetinin siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması konusundaki girişimlerini desteklediklerini de dile getiren Tuğluk, “Türkiye parti kapatıp açmak komedisinden kurtulmalıdır” dedi. Tuğluk, Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kısmının TBMM’nce şeçilmesine destek verdikleri ancak Türkiye Milletvekilliği konusuna sıcak bakmadıklarını söyledi.

Tuğluk, “Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yapılandırılması bir ihtiyaçtır. Mahkeme üyelerinin seçimine ilişkin sistemin değiştirilmesi, hukuki ve siyasi meşruiyet açısından da gereklidir. Demokratik ülkelerde Anayasa Mahkemesi üyelerinin belirlenmesi yetkisi parlamento, yüksek mahkemeler, hükümet ve devlet başkanının da dahil olduğu çeşitli organlar arasında paylaştırılarak, ‘karma sistem’ oluşturulmaktadır. Türkiye milletvekilliği yönteminin ise siyasi temsiliyet açısından demokratik ve hakkaniyetli olmayacağını düşünüyoruz. Alternatif önerimiz barajın yüzde 5’e düşürülmesidir” diye konuştu.

‘Uzlaşı esas olmalı’

Tuğluk, Türkiye’nin anayasa değişiklikliğine her anlamda hazır olduğunu, değişikliklere ilişkin kaygı ve hassasiyetlerin ise toplumsal uzlaşı yoluyla aşılabileceğini söyledi. Anayasa değişikliğinin öncelikle meclis dışında sivil toplum güçleri ile ortak bir platformda tartışılması gerektiğine de vurgu yapan Tuğluk, en son adım olarak oluşacak yeni metnin Meclis’teki siyasi partilerin uzlaşıyla yürürlüğe girmesi gerektiğini söyledi.

AKP hükümeti önderliğinde bir grup akademisyene hazırlatılan taslak metnin hukusal ve siyasal açıdan yanlışlar içeren bir metin olduğunu da anımsatan Tuğluk, 1892 Anayasası’na eklemeler ve çıkartmalar yapılarak hazırlanan taslak metinde özgürlüklerin kısıtlandığı, kültürlerin ve kimliklerin yok sayıldığını ifade etti. Tuğluk, konuya ilişkin özetle şu değerlendirmelerde bulundu: “1982 Anayasası’nın otoriter, devletçi zihniyetini anımsatacak ifadeler ve kısıtlamalar taslak metinde yer almıştı. Özellikle, Devlet-Toplum-Birey ilişkisinde bireyi ve toplumun özgürlüklerini genişletecek bir anayasa öngörülmesi gerekirken, yine ‘devletin toplumunu’ yaratacak düzenlemelere yer verilmişti. Başlangıç metninde ‘farklılıkların zenginlik olduğu’ belirtilmişse de, vatandaşlık maddesindeki ırka dayalı tanım korunmakta, farklı dillerde eğitimin anayasal güvencesi oluşturulmamaktaydı. Kültürel haklardan hiç söz edilmemekteydi. Bu sebeplerle onay vermeyeceğimizi o günlerde açıklamıştık.”


‘İşçinin önündeki engeller kalksın’

Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu, yeni anayasa hazırlanırken başlangıç bölümünün aynen korunmasının vazgeçilmez istekleri olduğuna dikkat çekti. Atatürk ilke ve devrimlerine yeni metinde sadık kalınmasının gerektiğini vurgulayan Kumlu, geniş bir yelpazede sivil toplum katkısı alınmasını da isteyerek “Sivil toplumdan gelen değişiklik talepleri tespit edilerek kamuoyuna duyurulmalı ve bunların hazırlanan metne ne oranda yansıtıldığı açıklanmalı” dedi.

Türk-İş’in yeni bir anayasa hazırlanmasına bakışını ve yapılmasını istediği düzenlemeleri, Başkan Mustafa Kumlu gazetemize anlattı. Öncelikle gözetilmesi gereken noktanın, hazırlanacak yeni metnin sivil toplumu merkeze alması olduğunu belirten Kumlu, böylece toplumsal katılıma açık bir sürecin işlemesine imkân sağlanacağını belirtti.

Kumlu, “Biz Türk-İş olarak Türkiye’nin bağımsızlığını, toplumsal hak ve özgürlüklerin gelişmesini, Türkiye’nin bütünlüğünü her şeyin üzerinde tutan bir anlayışın temsilcileriyiz ve emeğin güçlenmesini Türkiye’nin gelişmesinin bir şartı olarak görüyoruz. Anayasada yapılacak değişiklikler de bunları kapsaması halinde Türkiye’nin sorun çözme kabiliyetini artırır” vurgusunu yaptı.

Kumlu, Türk-İş’in yeni anayasadan temel beklentisini şöyle anlattı: “Yapılacak anayasa değişikliğinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş amacını ve felsefesini oluşturan, Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ile onun devrim ve ilkeleri temel kabul edilmeli. Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk ulusuna ait olduğu ve bunu ulus adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, özgürlükçü, demokratik ve laik hukuk düzeninin dışına çıkamayacağını gösteren bugünkü anayasanın başlangıç bölümünün aynen korunması vazgeçilmez isteğimiz.”

‘Sivil toplum katkı sağlamalı’

Türk-İş Başkanı, anayasanın değiştirilmesi kadar, nasıl değiştirileceğinin de önemli olduğuna dikkat çekti. Sivil toplumun yeni anayasanın hazırlanması sürecine en geniş şekilde katılımının sağlanmasını isteyen Kumlu, bu katılımın sadece şekli olmaması gerektiğinin altını çizdi. Kumlu, “Sivil toplumdan gelen değişiklik talepler tespit edilerek kamuoyuna duyurulmalı ve bunların hazırlanan metine ne oranda yansıtıldığı da müzakere edilerek açıklanmalı. Anayasanın hazırlandığı sürecin katılımcı ve şeffaf olması, yapılacak değişikliklerin demokratikleşmeye katkısını da doğrudan etkiler” dedi.


‘Anayasa meclisi kurulsun’

Anavatan Partisi Genel Başkanı Salih Uzun, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı toplumsal ve siyasal sorunların temelinde 1982 Anayasası’nın yattığını ve sorunların çözümünü imkânsız hale getirdiğini belirterek “Yeni bir anayasa bugünün sorunlarını çözmenin yanı sıra gelecek nesillere de sağlıklı bir miras bırakılmasının temeli olabilir” dedi.

Salih Uzun, 1982 Anayasası’nın modern anayasalara tezat bir şekilde birey hak ve hürriyetlerini korumak değil, yurttaşlara karşı devleti korumak amacıyla oluşturulduğu eleştirisinde bulunarak “Mevcut anayasada insan hakları ikinci plana itilmiş. Anayasada yapılan değişiklikler dahi bu özü değiştirememiştir. Şeffaf yönetim ilkesi ortadan kalkmış, yargı bağımsızlığını zedelemiş, halkın kendi kendini yönettiği rejim yerine bir vesayet rejimini kurallaştırmıştır” dedi. Yeni anayasa metninde bireylerin temel hak ve özgürlüklerini devlet karşısında kesin bir şekilde koruyan düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurgulayan Uzun, “Yeni bir anayasa, meşruiyetini milletten almalıdır. Halkın yönetime egemen olduğu, siyasi iktidarın serbest seçimler eliyle yine halk tarafından değiştirildiği, şeffaf bir devlet ve katılımcı demokrasi anayasayla oluşturulmalıdır. Hukuk önünde eşitlik sağlanarak dini ve vicdani inançlara, etnik ve kültürel kimliğe, düşünceye, fiziksel duruma, cinse ve cinsel seçime bağlı her türden ayrımcılık suç sayılmalıdır. Yasama ve yürütmenin birleştiği, yargının bir ölçüde yürütmeye bağlı olduğu bir rejim demokratik kalite açısından düşük seviyelidir. Yargı bağımsızlığının tam olarak sağlanması, yürütme ve yasamanın birbirinden sert bir şekilde ayrılarak halkın hesap sorabilme yolunun garanti altına alınması gerekliliği, yaşadığımız tarihsel deneyimlerden sonra açık bir şekilde gözükmektedir” diye konuştu.

Uzun, yeni anayasa metninin oluşturulmsı için kurucu bir meclis oluşturulmasının daha demokratik bir sonuç yaratacağını da ifade eden Uzun, anayasanın hazırlık aşamalarıyla ilgili özetle şu değerlendirmede bulundu: “Anayasa yapma yetkisi TBMM’den alınarak, 100 kişiden oluşan ve birkaç yıllık görev süresi olan ‘Anayasa Meclisi’ne devredilmelidir. Tüm üyeler halk tarafından seçilmelidir. Bu meclisin kabul ettiği anayasa taslağı TBMM’ce referanduma götürülmeli ve en nihayetinde halkın kararına sunulmalıdır. Hazırlık aşamasında da toplumun her kesiminin beklenti ve önerileri dikkate alınmalıdır.”


‘Yeni anayasayı AKP yapmamalı’

İP’li Gültekin, Anayasa Mahkemesi’nce ‘Cumhuriyet’e karşı eylemlerin odağı’ olduğu karara bağlanan AKP’nin anayasa değişikliği çalışması yapmasını ‘Suçlunun kendisini kurtarma çabası’ olarak değerlendirdi.

İşçi Partisi (İP) Genel Başkanvekili Mehmet Bedri Gültekin, Anayasa Mahkemesi’nce “Cumhuriyet’e karşı eylemlerin odağı” olduğu 1’e 10 oyla karara bağlanan AKP’nin anayasa değişikliği çalışması yapmasını “Suçlunun kendisini kurtarma çabası” olarak değerlendirdi. AKP’nin Cumhuriyet karşıtı eylemlerin odağı olmayı sürdürdüğünü de ifade eden Gültekin, “Bu tablo içinde hükümet yeni anayasa ya da anayasada değişiklik paketi hazırlamaya kalkışmamalıdır” dedi.

İP’li Gültekin, AKP’nin eylemlerinden dolayı kapatılması gereken bir parti olarak tanımlanmasının ardından siyasal partilerin kapatılmasını zorlaştıracak anayasal düzenlemelere gitmesini eleştirdi. Anayasa Mahkemesi üyelerinin Meclis tarafından seçilmesinin de tartışılması gereken önemli bir nokta olduğunu vurgulayan Gültekin, “AKP, bu önerisiyle yargı bağımsızlığını ortadan kaldırma niyetini açığa vurmuştur. Yüksek mahkemeye kendi ‘memurlarını’ atayarak, Cumhuriyet yargısı safdışı bırakılmak isteniyor. Türkiye’nin öncelikli hedefi AKP’den kurtulmak olmalıdır. Ve Türkiye, ihtiyacı olan anayasayı AKP’den kurtulma mücadelesi içinde tartışmalı ve olgunlaştırmalıdır” dedi.

Gültekin, daha önce bir grup akademisyen tarafından hazırlanan anayasa taslağının kabul edilemez olduğunu da belirterek taslak metnin Kemalist ideolojinin tüm kazanımlarını ortadan kaldırma amacıyla hazırlatıldığını ileri sürdü. Gültekin, “Daha önceki metinde milli devlet otoritesi, mafya çeteleri, etnik gruplar, mezhepler, cemaatler ve tarikatlar gibi ortaçağ kurumlara tanınan özgürlüklerle donatılmıştı. Türkiye’nin bütünlüğü koruyan maddeler ortadan kaldırılarak, irticai ve bölücü faaliyetlerin önü açılmış, milli devlet zayıflatılarak, federasyon planlarının yolu açılmıştır. Eğitim ve öğretimin tekliği küre-selci, etnik, mezhepçi ve tarikatçı özel öğretimle parçalanmaktadır. Türk Yargısı’nın Cumhuriyet’e, milletin birliğine, vatanın bütünlüğüne ve kamu yararına karşı sorumluluğu ‘tarafsızlık’ perdesi altında ortadan kaldırılmak, adaletin kamusal temelleri yıkılmak istenmektedir” diye konuştu.

‘Yeni anayasada yer alması gerekenler’

Türkiye’nin Kemalist devrimi tamamlamak için milli bir anayasaya ihtiyaç duyduğunu da sözlerine ekleyen Gültekin, yeni bir anayasa metninde yer alması gereken özelliklerle ilgili şunları dile getirdi: “Türkiye, 12 Eylül Anayasası’yla demokrasiye kavuşamaz. Türkiye’nin ihtiyacı Cumhuriyet, vatan, millet, kamu çıkarı ve Kemalist devrim gibi bizi biz yapan kurum ve değerlere öncelik vermektir. Atatürk Devrimi, Türkiye için herhangi bir seçenek değil, tek seçenektir. Atatürk’ün bize bıraktığı anayasada, Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimcidir. Bu ilkeler dünya ölçeğinde de başarılar kazanmaktadır. Türk devrimi tasfiye edilerek, milli devlet, millet ve vatan bütünlüğü yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Atatürk’ün anayasanın 2’nci maddesine koyduğu devletin temel niteliklerine ilişkin formülü, yeniden anayasamızın temeline oturtmamız gerekiyor. Bu bakış açısıyla hazırlanan yeni anayasada ‘bağımsız ve güçlü devlet’, ‘etkin hükümet’, ‘hukukun üstünlüğü ve hızlı adalet’, ‘örgütlü halk’, ‘özgür ve eşit yurttaş’, ‘aydınlanmış ve çağdaş toplum’, ‘halkçı ekonomi’ ve ‘bölgelerarası denge’ konuları değerlendirilerek yeni düzenlemeler yapılmalıdır.”

Cumhuriyet İMECESİ