Son Haberler

A+ A-

"Kısa dönemde sınırların açılmasını beklemiyoruz"

"Türkiye-Ermenistan İlişkileri Çalıştayı"nın açılışında konuşan Kafkasya Medya Enstitüsü Direktörü Alexander İskenderyan, Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşme sürecinde kısa dönemde sınırların açılmasını beklemediklerini söyledi.
Yayınlanma tarihi: 26 Mayıs 2009 Salı, 08:21

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından, Conrad Otel'de düzenlenen "Türkiye-Ermenistan İlişkileri Çalıştayı"nın açılışında konuşan Kafkasya Medya Enstitüsü Direktörü Alexander İskenderyan, özellikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ermenistan'a yaptığı ziyaretten sonra sınırların açılması ve iki ülke arasındaki ilişkilerde normalleştirilme sürecinin tartışılmaya başladığını ifade etti.

Bu sürecin taraftarları gibi aleyhinde olan kişilerin de olduğunu söyleyen İskenderyan, şöyle konuştu:
"Ermenistan hükümeti, hiç şüphesiz tüm bu normalleşme çabalarını destekleyecektir. Ermeni kamuoyunun büyük kısmı da bu çabaları destekleyeceklerdir. Bunlar zaman içerisine yayılması gereken farklı süreçlerdir. Siyasi yakınlaşma zaman içerisinde gerçekleşse de toplumlar arası yakınlaşma 10 yılları alabilir, çok daha uzun bir süreç olabilir. Kendimizi çok uzun bir sürece hazırlamalıyız.
Sınırların kısa dönemde açılması gibi bir umudumuz yok. Ama sınırlar açıldığı takdirde Türkiye ve Ermenistan ilişkilerinin tarihi boyutu bir anlamda ortadan kalkacaktır. Serbest seyahat ve temasların artması belki bazı sorunların ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır."

SETA'dan Prof.Dr. Bülent Aras da soğuk savaşın sona ermesini takip eden süre içerisinde eski Sovyet coğrafyasında barış, istikrar ve iradenin tesisi konusunda Kafkasya'nın diğer Sovyet coğrafyalarının gerisinde kaldığını, bir anlamda soğuk savaşın dünyanın geri kalanında bitmesine karşılık Kafkasya'da devam ettiğini söyledi.

Kuzey, güney, doğu, batı hattında bölünmelerin bölgede barışın ve işbirliğinin karşılıklı bağlılığın tesisini uzunca bir süre engellediğini belirten Prof.Dr. Aras, geçen yıl Rusya-Gürcistan savaşıyla artık bölgedeki statükonun devam edemeyeceğinin anlaşıldığını ifade etti.

Rusya-Gürcistan savaşının bölge jeopolitiğini ve diğer küresel değerleri ciddi şekilde etkileyen bir gelişme olduğunu belirten Prof.Dr. Aras, Kafkasya'nın sınırlarını kuzeye çekmeye çalışan bağımsızlık arayışındaki oluşumların ortaya çıktığını, Gürcistan'ın Kafkasya denkleminin bir süre, bir anlamda dışında kaldığını söyledi.

Diğer taraftan Kafkasya'nın aslında uluslararası güvenliğinin de bir sorun alanı olduğu olgusuyla karşılaşıldığını ifade eden Prof.Dr. Aras, "Rusya ve ABD, Kafkasya üzerinden Karadeniz'de karşı karşıya kaldılar. Bu çok önemli ve tehlikeli bir gelişmeydi" dedi.

"Bütün bu kriz ortamında belki de en önemli gelişmenin gizliden gizliye devam eden Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki normalleşme sürecinin ivme kazanması olduğunu" vurgulayan Prof. Dr. Aras, bir anlamda krizin fırsata dönüştürülmesi yönünde bir imkan ortaya çıktığını, ancak sürecin bölgesel ve uluslararası çok önemli tesirlerin çerçevesinde gelişme durumunda olduğunu söyledi.

Çözüm için siyasi irade mevcut

İki ülke sorunlarının çözümünde siyasi iradenin mevcut olduğunu söylemenin mümkün olduğunu ifade eden Prof.Dr. Aras, şöyle konuştu:
"Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan'ın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ü dünya kupası futbol maçını izlemek üzere davetinde bunu gördük. Ve bu Cumhurbaşkanımız tarafından kabul edildi. Futbol diplomasisi denen süreç ve arkasından diplomatik girişimlerle bu normalleşme sürecinde mesafe katedildi. Ama hala bu süreçte uzun bir yol var. Siyasi iradenin yanında mutlaka toplumlar arası ilişki ve sivil toplum iradesinin ortaya çıması ve bir anlamda siyasileri teşvik etmesi, siyaset yapımında bilgi temeli oluşturması ve fikirler oluşturması kaçınılmaz bir durum. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişimi konusunda bir sivil toplum iradesinin ortaya çıktığını söyleyebiliyorum.
SETA olarak Türkiye ve Ermenistan'dan akademisyenlerin, uzmanların bir araya getirilmesini biz kendimize vazife bildik. Sivil toplum diyaloğunun önemini biliyoruz ve inanıyoruz.
Bütün olumlu gelişmelerin bir fikirden çıktığını, her şeyin bir fikirden şekillendiğini biliyoruz."

Prof.Dr. Aras, fikirlerin serbestçe, hür olarak ifade edilmesi ve sivil toplum iradesine katkıda bulunmak adına bu toplantının çok önemli olacağını söyledi.

"Türkiye politikası geçmişten daha ve derin ve teferruatlı"

Kendisini Ermeni diasporasından Ermeni asıllı bir Amerikalı olarak tanıtan Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Richard Giragosian, Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasıyla ilgili tartışmalar hakkında, ''Türkiye'nin politikasının geçmişten daha derinlikli ve teferruatlı olduğunu'' kaydetti.

''Zorlu bir konu'' olan Yukarı Karabağ sorununun çözümünde bir ilerleme olduğunu kabul ettiğini ifade eden Giragosian, ''Sorunun çözülmesinde Türkiye'nin yaklaşımı belirleyici olacak'' diye konuştu.

Giragosian, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi sürecini nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde iki adımlı bir süreç gördüğünü, bunun ''sınırların açılması ve diplomatik ilişkilerin başlamasını'' içerdiğini kaydetti.

İki ülke ilişkilerinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretiyle birlikte ''tarihi bir dönüm noktası yaşandığı için'' iyimser olduğunu ifade eden Giragosian, diplomatik ilişkilerde doğru yolda atılmış, elle tutulur, somut bir adım olan bu gelişmenin, Ermenistan-Türkiye ve bütün bölge için yararına işaret etti.

Giragosian, 1915 olaylarının bir mesele olarak kalacağını belirterek, ''Asıl konu bunun üstesinden gelmekte nasıl bir yol izleyeceğimiz. Sınırı açalım ya da açmayalım, asıl önemli olan zihinlerdeki sınırların açılması. Aslında birçok açıdan bu sınır açılmış sayılır. Benim kafamdaki sınır açıldı. Akademisyenler, uzmanlar ve medya ve sivil toplum kuruluşları bir araya geliyor, fikir alışverişinde bulunuyor. Bu da sınırın fiziksel açılması kadar önemli'' diye konuştu.

Kınıkoğlu'nun açıklamaları

AKP Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı ve Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından, Conrad Otel'de düzenlenen ''Türkiye-Ermenistan İlişkileri Çalıştayı''nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Toplantının, ''soykırım'' toplantısı olmadığını belirten Kınıklıoğlu, ''Burada kimse, 1915'te ne olup olmadığını, bunun nasıl tanımlanması gerektiğiyle ilgili bir toplantı yapmıyor. 'Çağdaş Türk-Ermeni ilişkileriyle ilgili hangi aşamadayız', 'bölgesel sorunlar nelerdir', 'Türkiye-Ermeni ilişkilerinde önümüzdeki süreçte bizi neler bekleyebilir', bunları konuşuyoruz'' dedi.

Kınıklıoğlu, geçen yaz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Erivan ziyaretinden sonra hükümetin normalleşme süreci başlattığını, 22 Nisan gecesi de İsviçre, Türkiye ve Ermenistan dışişleri bakanlıkları tarafından açıklanan, paraflanan belgeyle de böyle bir yol haritası olduğunu anlattı.

Ermeni düşünce kuruluşları, Ermeni sivil toplum örgütleri ve Türkiye'nin komşusu olan bu ülkeyi iyi tanımak, oradaki tartışmanın boyutlarını daha iyi anlamak, Türkiye'deki endişe ve düşünceleri muhataplara anlatabilmek için böyle toplantıları fırsat olarak gördüklerini ifade eden Kınıklıoğlu, şöyle devam etti:
''Zaten bu toplantıya hem Ermenistan diasporasından, hem Azerbaycan kökenli bazı Türklerin katılımı, Türkiye'den hem resmi ve hem gayriresmi arkadaşlarımızın katılmasıyla, iki ülkenin aslında birbirini ne kadar az tanıdığını biraz da görmüş oluyoruz. Çünkü gelen sorulardan, tartışılan bazı konulardaki kullanılan ifadelerden zaman zaman birbirimizi ne kadar az tanıdığımızı anlıyoruz. Bu tür toplantıların daha sık yapılması lazım. Ama yine söylüyorum; toplantı 1915'teki olayları doğrudan tanımlamaya çalışan veya o konuyu ele alan bir toplantı değil. Biz, Türk-Ermeni ilişkilerini nasıl geliştirebiliriz, bunu yaparken Azerbaycan'ın rolü nedir, bölgedeki dinamikler nelerdir, bunları irdeliyoruz.''

Kınıklıoğlu, bu tür toplantıların çok yararlı olduğunu düşündüğünü vurgulayarak, bu toplantının ardından Gürcistan ve Azerbaycan'dan da katılımcıların olduğu daha bölgesel bir platform sağlamanın, Türkiye açısından doğru olacağını söyledi.

Suat Kınıklıoğlu, ''Türkiye, yakın çevresinin ve bu bölgenin en büyük ve en güçlü, bölgesine güç projekte edebilen ender ülkelerden bir tanesi. Bu ülkelerin hemen hemen hepsiyle çok iyi ilişkileri olan bir ülke, hem enerji hem ekonomik hem siyasi hem güvenlik ilişkileri olan bir ülke. Bu tür toplantıların İstanbul'da olmasından daha doğal bir şey olamaz'' değerlendirmesinde bulundu.

"Film daha bitmedi"

Bir gazetecinin, ''Başbakan Erdoğan'ın Bakü'deki sözleri, Ermenistan'da büyük bir infial yaratmışa benziyor. Bunu geri çevirmek mümkün olabilir mi? Bunu yaparken Azerbaycan'la iyi ilişkiler de sürdürülebilir mi?'' sorusunu Kınıklıoğlu, şöyle yanıtladı:
''Şu anda mevcut, devam eden süreçler, paralel süreçler. Burada paralel kelimesi çok önemli. Birbirini destekleyen, güçlendiren ve birbirine etki eden süreçler bunlar. Tabii ki bunlar çok zor konular, kolay konular değil. Kolay konular olsaydı 16-17 yıldır çözülürdü bunlar. Ama biz Türkiye olarak komşuluk siyasetimiz çerçevesinde Balkanlar'da, Karadeniz'de, Kafkasya'da, Orta Doğu'da ve Doğu Akdeniz'de tüm komşu ülkelerimizle siyasi diyaloğumuzu artırmak istiyoruz, ticaretimizi artırmak istiyoruz, sosyal ve kültürel temaslarımızı artırmak istiyoruz.
Bildiğiniz gibi, Suriye örneği var mesela önümüzde. 1998 yılında neredeyse Suriye ile savaşa giriyorduk. Bugün geldiğimiz noktaya bakın... Bunu neden Güney Kafkasya'daki üç ülkeyle de yapmayalım? Zaten Gürcistan'la Türkiye'nin çok iyi ilişkileri var, Azerbaycan'la çok iyi ilişkileri var. Ermenistan'ı da bu üçlüye katarak, Güney Kafkasya'nın, tamamıyla Türkiye'nin bir arka bahçesi olmasını arzuluyoruz. Ama şunu söylüyoruz; tabii ki Karabağ çatışmasında, ki asli unsurlar Azerbaycan ve Ermenistan'dır, bu iki ülkenin iradesi olmadan Türkiye yardımcı olur.... Bizim Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu çerçevesinde böyle bir girişimde de bulunuyoruz, bulunduk. Ama aslen, asıl sorumluluk, Azerbaycan ve Ermenistan'dadır, Türkiye yardımcı roldedir. Türkiye, bu süreçleri destekler, Türkiye olumlu efor ve gayretlerini bu sürece sağlar. Ama Sayın Başbakanımızın Bakü'de yapmış olduğu konuşma bu çerçevede görülmeli. Yani, bu iki paralel sürecin, her ne kadar bunlar ayrı süreçlerdir gibi telakki edilse de, gerçekten de bu süreçler birbirini etkiliyor. Zaten, dikkatinizi çekerse, normalleşme süreciyle ilgili haberler çıktığından beri Karabağ sürecinde adımlar atıldığını ve tarafların ve Minsk sürecinin yoğunlaştığını görüyoruz. Dolayısıyla bundan da memnuniyet duymak gerekir ama film daha bitmedi. Tabii önümüzdeki aylarda belirli gelişmeler olacak. İnşallah Karabağ süreciyle bizim normalleşme sürecindeki paralellik olumlu bir şekilde gelişir ve Türkiye'nin arka bahçesi haline gelen istikrarlı bir Güney Kafkasya'ya kavuşuruz.''

Açılış konuşmalarının ardından basına kapalı devam eden çalıştay yarın sona erecek.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler