"Oyuna gelmeyeceğiz"

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, DTP'li milletvekillerinin ifadelerinin istenmesinin hukuksuzluk olduğunu öne sürerek "Biz, bu oyuna gelmeyeceğiz. Bu senaryoya asla alet olmayacağız'' dedi.

26 Mayıs 2009 Salı, 11:04

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Başbakan Erdoğan'ın partisinin il kongresinde söylediği "Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu, bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi" sözlerine "Doğru bir yaklaşım" diyerek destek verdi.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, grup konuşmasında Türkiye'nin tarihi bir dönemeçten geçtiğini ve bıçak sırtında ilerleyen bir süreç sözkonusu olduğunu kaydetti. Türk "Türkiye demokratik bir değişim ve dönüşüm süreci mi yaşayacak yoksa Ortaçağ karanlığına mı dönecek?" dedi. Halkın kararını çoktan verdiğini, tam ve eksiksiz demokrasi, toplumsal özgürlük, barış ve kardeşlik istediğini ifade eden Türk "Yine, çoğulculuğu ve çok kültürlülüğü güvence altına alan toplumsal sözleşme niteliğinde yeni bir Anayasa olmazsa olmazlar arasındadır" dedi. Karar sürecini etkileyecek olan en temel faktörün Kürt sorunu olduğunu dile getiren Ahmet Türk "Kürt sorununa yaklaşım Türkiye'nin kaderini belirleyecektir. Çünkü ülkemizin değişim ve dönüşümünün önündeki en önemli engel Kürt sorununun çözümsüzlüğüdür. Geleneksel inkar politikasıyla sorunun çözülemeyeceği artık görülmeye başlanmıştır. Ürkek de olsa ezberler bozulmaya ve gerçeklik ifade edilmeye başlanmıştır" dedi.


Erdoğan'a destek

Türk Başbakan Erdoğan'ın partisinin il kongresinde yaptığı konuşmadaki "Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu, bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi"şeklindeki sözlerine de destek verdi. Türk "Sayın Başbakan'ın farklı kimlik ve kültürlerin bu ülkeden gönderilmesini faşizanlık olarak nitelendirmesi de önemlidir. Bu doğru bir yaklaşımdır. Gerçekten Osmanlı'daki çok kültürlü yapı gerek mübadele gerekse de tehcir yoluyla tekleştirilmeye çalışıldı. Farklı kimlik ve kültürler bu ülkeden uzaklaştırıldı. Tek bir etnisiteye dayalı bir ulus yaratılmaya çalışıldı. Kürtler de adına ister asimilasyon deyin, ister entegrasyon, tek tipleştirme projesine tabi tutuldu. Şimdi Türkiye'nin bu geçmişiyle yüzleşmesi gerekmektedir. Başbakan'ın açıklamaları olumludur ama yeterli değildir. Farklı kültür ve kimliklerin tanınması, Anayasal güvenceye alınması gerekmektedir. Umarız ki; Başbakan'ın bu söylemleri daha önce de olduğu gibi kısa vadeli ve dar ufuklu bir pragmatizmin kurbanı olmaz" diye konuştu.


"Devletin zirvesinin açıklamalarını önemsiyoruz"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün son günlerde yaptığı açıklamaları değerlendiren Türk "Devletin zirvesinin sorunun adını ve çözümünün aciliyetini açık bir biçimde ortaya koymuş olmasını son derece önemsiyor ve değer veriyoruz. Bu noktada medyamızdan, akademi dünyasına kadar çok geniş bir alanda bugün çözüm tartışmalarının yürütülüyor olması sevindirici ve umut verici bir gelişmedir. Sivil alanda azımsanamayacak düzeyde bir barış ve çözüm dilinin gelişmeye başladığını görüyoruz. İnsanların ölmediği bir Türkiye herkesin ortak özlemidir. Bu özlemin gerçekleşebilmesi adına PKK'nin silahlarını susturarak, demokratik çözüme kapı aralamış olması süreci pozitif yönde ilerletecek önemli bir adım olarak durmaktadır. Bütün bu gelişmeler göstermektedir ki; Kürt sorununun demokratik sivil yöntemlerle çözümü gelip kapıya dayanmıştır. Bir başka bahara ertelenemeyeceği aşikardır. Zira, Türkiye, Kürt sorunu gerçeğiyle yüzleşebilmek için hiçbir dönem olmadığı kadar bugün önemli bir fırsat ve zemin yakalamıştır" şeklinde konuştu.


"Eller tetikten çekilmeli"

Askeri operasyonların bölgenin her tarafında dalga dalga yayıldığını, can kayıpları yaşandığını dile getiren Türk, Başbakan Erdoğan'ın iki yıl önce PKK'nın ateşkes kararını değerlendirirken "Silah bırakılırsa durduk yere operasyon yapılmaz" dediğini hatırlattı ve "Sayın Başbakan'a sormak istiyorum: Karşı taraf silahlarını susturmuş. Peki bu operasyonların anlamı nedir? Merak ediyoruz acaba bu olumsuz gidişat karşısında ne yapmayı düşünüyorsunuz?" diye sordu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, hükümetin bir hazırlığının olmadığını söylediğini hatırlatan Türk "Eğer durum gerçekten böyleyse ülkeyi iyi değil kötü gelişmeler bekliyor demektir. Gerçekten bu kaygı verici bir durumdur. Bu kadar olağanüstü gelişmelerin yaşandığı bir süreçte hükümetin nasıl hazırlığı olmaz? Eğer Kürt sorunu çözüm sürecine girmezse demokrasi dışı güçler ülkeyi yeniden esir alacaktır. Susurluk'un, Ergenekon'un beslendiği nokta işte budur; Kürt sorununun çözümsüzlüğüdür. Bu noktada sorumluluk Sayın Başbakan ve Hükümeti'ne aittir. Ölme ve öldürme yoluyla sonuç alma zihniyetini artık Türkiye terk etmelidir. Esas alınması gereken, yaşa ve yaşat politikası olmalıdır. Bu nedenle diyoruz ki, gelin önce bu ölümleri durduralım. Bunun için de 'eller tetikten çekilmelidir' diyoruz. Eğer çatışmasızlık hali çift taraflı hale getirilebilirse, barışçıl demokratik bir sürecin başlayabilmesi daha kolay olacaktır. Bu nedenle hükümet biran önce inisiyatifi ele almalı ve bir çözüm iradesini ortaya koymalıdır. 1 Haziran'a artık sayılı günler kalmıştır" diye konuştu.


Sayın Başbakan 2005'e dönmeli

Ahmet Türk Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'da 2005 yılında yaptığı açıklamayı hatırlatarak Başbakan'a "Sayın Başbakan'a 2005'teki çizgisine geri dönmesi çağrısında bulunuyoruz. Şu iyi bilinmelidir ki; eğer Kürt sorunu çözülmezse Ergenekonlar ve bir bütün hukuk dışı yapılanmalar yaşamaya ve siyasete müdahale etmeye devam edecektir. Siz bin tane operasyon da yapsanız, Kürt sorununu çözmeden Ergenekon'u ortadan kaldıramazsınız. Sayın Başbakan 2005'te Şemdinli'de bir takım odaklara teslim oldu ve süreç tıkandı. Şimdi yeniden bir sınavla karşı karşıyadır. Temennimiz ve beklentimiz, 2005'teki hatasından gerekli dersleri çıkartıp, Ergenekon sürecinde de teslim olmamasıdır" diye seslendi.


Baykal'a çağrı: 1990'lardaki gerçek sosyal demokrat çizginize dönün

Kürt sorununun sadece DTP'nin sorunu olmadığını en az AKP, CHP ve MHP'nin de sorunu olduğunu kaydeden Ahmet Türk, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın son günlerdeki açıklamalarını da değerlendirdi. Türk şunları söyledi:
"Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi'nde sınırlı da olsa bazı arayışların başladığını görüyoruz. Elbette bunu önemsiyoruz. Ancak yeterli olmadığını da belirtmek istiyoruz. CHP gibi köklü bir partinin Kürt sorunu gibi kapsamlı bir sorun için daha bütünlüklü çözüm önerileri üretmesi gerekir. Bu noktada CHP'ye şu çağrıyı yapmak istiyorum: 1989'da, 1990'larda hazırladığınız o eski Kürt Raporları'ndaki kapsamlı çözüm önerilerine cesur bir biçimde geri dönün. Kamuoyu, Kürtler ve bu ülkenin sosyal demokratları sizin 1990'lardaki gerçek sosyal demokrat çizginize geri dönmenizi istiyor ve bekliyor. Sayın Baykal'a seslenmek istiyorum: Türk ve Kürt halkını kucaklaştırmak, gerçek bir kardeşliği tesis etmek tarihi bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Bu noktada size önemli görev ve sorumluluk düşmektedir. Sayın Baykal! Seçimler öncesi 20 Ekim 2002'de Diyarbakır meydanında halka '..Şu geçmişi aşmalıyız, geçmişin ipoteğinden kendimizi kurtarmalıyız. Bir barış dönemi, bir af dönemi, kardeşlik dönemi açmak, kucaklaşmak istiyoruz. Bunu başaracağız.'demiştiniz. İşte Sayın Baykal'ı bu çizgisine geri dönmeye çağırıyoruz."


"Yargı mensuplarını göreve çağırıyoruz"

Grup toplantısında, haklarındaki davaları ve ifade vermek üzere mahkemeye gitmeme kararlarını da değerlendiren Türk kendilerinin hukuka saygılı olduklarını ve hukuktan kaçmadıklarını belirtti. Türk, şöyle konuştu:

"Ama burada ciddi bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Yargılandığımız davalar 'suç ve suçluyu övme', 'örgüt propagandası' fiillerini kapsıyor. Dikkatinizi çekerim; bu fiiller, Türk Ceza Kanunu'nun 215 ve 220'inci maddelerinde düzenleniyor. Yani bu suçlar, 'Ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı işlenen suçlara' atıf yapan Anayasa'nın 14'üncü maddesine girmiyor. Bu maddenin bu denli sınırlarının zorlanarak geniş yorumlanması bu suistimalin açık örneğidir. Bu maddenin kesinlikle acil olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Yarın bir gün farklı davalar da Anayasa 14'ün içine oturtulmaya çalışılacaktır. 301 davaları bile bu madde kapsamında değerlendirilirse şaşırmamak lazım. Aslında burada gözlerden kaçan bir nokta vardır. O da; Anayasa zorlanarak, açıkça Anayasa suçu işlenmektedir. Tüm yargı mensuplarını bu noktada göreve çağırıyoruz."


"Topraklar topraksız köylülere dağıtılmalı"

Meclis Genel Kurulu'ndaki mayın tasarısını değerlendiren Ahmet Türk mayın temizliğinin sınır bölgeleri ile sınırlı kalmamasını, tüm mayınlı arazilerin temizlenmesi gerektiğini söyledi. "Kürt coğrafyasında hala bu kadar fazla mayınlı arazinin bulunması Türkiye için büyük bir ayıptır" diyen Türk, yapılması gerekenin mayınların temizlenmesinin ardından arazinin topraksız köylülere adil bir şekilde dağıtılması olduğunu söyledi.

 

Toplantıda sürpriz konuk

Grup toplantısında mayın patlamaları nedenıyle sakat kaldıkları belirtilen bir grup yurttaş, DTP grup toplantısına katıldı. Suriye sınırında temizlenecek arazilerden, kendi hakları olan bölümün verilmesini talep ettiklerini söyledi.