"Silahı bırakırlarsa affı konuşuruz"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'de affın ancak silahın artık bir yöntem olarak kullanılmasından vazgeçilmesi halinde söz konusu olabileceğini belirterek, ''Gerçekten bitmişse silah, o acı dönemi, büyük bir anlayışla hepimiz gerekli işbirliğini yaparız. Ama bunun şartı, ortadan kalktığının kesinlik kazanmasıdır. Türkiye'de bakıyoruz şimdi hiç böyle bir manzara yok'' dedi.

28 Mayıs 2009 Perşembe, 10:32

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Mardin gezisi kapsamında merkeze bağlı Suriye sınırındaki Tilkitepe'de mayınlı arazide inceleme yaptı. Baykal, burada NTV'nin sorularını da yanıtladı.

Mayınların yabancı bir firma tarafından temizlenmesinin ve bu toprakların kullanım hakkının kiralanmasının kabul edilebilir bir uygulama olmadığı görüşünü yinelen Baykal, CHP'nin mayınların temizlenmesine değil, bu iş için seçilen yönteme karşı olduğunu vurguladı.

TBMM'de görüşülmekte olan Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesini öngören kanun tasarısının yasalaşması halinde ''bu yanlışı engellemeye yönelik yasal mücadelelerini sürdüreceklerini'' ifade eden Baykal, konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götüreceklerini söyledi. Baykal, ''Bizim bu konudaki mücadele anlayışımız elbette hukuk zemininde olacak. Anayasa Mahkemesine götüreceğiz, imkan varsa Danıştay konusunu gündeme getireceğiz. Çıkarılacak olan kanun bir aldatmacayı yansıtıyor'' diye konuştu.

Baykal, bu toprakların mayından temizlenerek ''tarımsal vitrin'' haline getirilebileceğini belirterek, vatandaşın devlet tarafından desteklenmesi ile buranın özellikle organik tarım uygulamalarına açılabileceğini anlattı. Bunun aynı zamanda bir sosyal entegrasyon projesi haline getirilebileceğini belirten Baykal, Türkiye'nin bu fırsatı değerlendirmesi gerektiğini bildirdi.

 

Erdoğan'la görüşme

Baykal, tasarının geri çekilmesi için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmeyi düşünüp düşünmediğine ilişkin soru üzerine, ''Öyle bir şans olsa görüşürüm tabii... Öyle bir ihtimal görsem, görevdir tabii... Ama şimdiye kadar öyle bir işaret görmedim. Tam tersine Başbakan ortaya atılan düşünceleri yok sayıyor'' dedi. Baykal, Başbakan Erdoğan'ın tereddütü olan AKP milletvekillerini de ikna etmeye çalıştığını söyledi.

''Kürt sorununda tarihi fırsat'' açıklamaları ve bunun yanında şehit haberleri hatırlatılarak ''Bu ortamda çözüm görüyor musunuz'' sorusunu da yanıtlayan Baykal, herkesin silahların tamamen terk edilmesi, siyasetin terörle sürdürülmesi özleminden vazgeçilmesi beklentisi içinde olduğunu ifade etti. Bunun kaçınılmaz hale geldiğini vurgulayan Baykal, ancak böyle bir eğilimin görülmediğini aktardı. Baykal, herkesin düşünceler geliştirdiğini, bunların altında ise silahların bırakılacağı varsayımı bulunduğunu belirterek, ''Buradan çıkarmamız gereken sonuç şudur, şiddetten ve terörden hiç vazgeçmeyeceklermiş gibi düşünerek bunlarla sonuna kadar mücadeleye hazır olmalıyız ama yarın bu iş bitecekmiş gibi de bir barış ve kaynaşma, uyum ihtimalini öngörerek hazırlıklı olmalıyız'' dedi.

 

Af tartışmaları

Baykal, ''Size göre affın koşulları ne olmalıdır, af bu ortamda söz konusu olabilir mi?'' sorusuna karşılık olarak da şunları söyledi:

''Kesinlikle hayır. Bugüne kadar af, Türkiye'de maalesef terörle mücadelede terör yapanları yumuşatmak, onların işbirliğini kazanmak için bir yol zannedildi ve çok sık başvuruldu. Fakat maalesef her başvurduğumuz af sorunu çözmedi hatta yeni çatışmaları tahrik etti, bu günlere geldik. Türkiye affı düşünür, ne zaman düşünür? Silahın artık bir yöntem olarak kullanılmaktan vazgeçildiği ortaya çıktığı zaman. Silahlar teslim edildiği zaman, dağdaki insanlar indiği zaman, Türkiye'nin gündeminden şiddetin, terörün, silahın kesin olarak çıktığı görüldüğü zaman. 'Hayır öyle olsa da biz sizinle mücadeleye devam edeceğiz. Sizi affetmeyeceğiz, sizden intikam alacağız' diye bir devletin mücadele devam etmesinin bir anlamı yok. Elbette o noktada bir toplumsal barış ve kardeşlik projesi olarak hep beraber gerçekten bitmişse silah, o acı dönemi, talihsiz dönemi büyük bedellerin ödendiği o dönemi kapatmak için büyük bir anlayışla hepimiz gerekli işbirliğini yaparız ve Türkiye'de bir af ve barış dönemi açılır. Ama bunun şartı kesinlikle ortadan kalktığının kesinlik kazanmasıdır. Türkiye'de bakıyoruz şimdi hiç böyle bir manzara yok.''

Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ''tarihi bir fırsat'' şeklinde açıklamaları olduğunu ancak görülen manzaranın bununla örtüşmediğini savundu.

Silahların bırakılacağına dair bir işaret olmadığını kaydeden Baykal, ''Bunların yaşandığı bir ortamda aftan söz edilebilir mi? Öyle anlaşılıyor ki affı kendi mücadelelerini sürdürmek için, bırakmak için değil, mücadelenin şiddet yönteminden vazgeçmek için değil onu daha etkili sürdürmek için bir fırsat olarak düşünüyorlar'' dedi.

 

''Türkiye bir oyuna sokulmaya çalışılıyor"

Türkiye'nin bir oyun içine sokulmaya çalışıldığını da ileri süren Baykal, hayali varsayımlar içinde formüller üretildiğini, sonra da hayal kırıklıkları yaşandığını söyledi. Baykal, şöyle devam etti:

''Sanki karşı taraf birisine, Sayın Cumhurbaşkanı'na 'biz artık silahlardan vazgeçmeye hazırız, bu işi noktalayabiliriz' demiş de onun gereğini bizim yapmamız bekleniyor gibi bir hava yaratılıyor. Eğer öyle bir şey varsa bunu bilelim. Haftalardır Cumhurbaşkanlığını 'ne biliyorsanız söyleyin' diye netliğe çağırıyoruz ama hiç bir açıklama yapılmadı. Hala 'biran önce harekete geçelim'. Ne harekete geçiyorsunuz, ne ile harekete geçiyorsunuz? İşte durum ortada. Silah bırakılmadan şiddete ve teröre başvurmaya devam ederken biz bir takım yeni açılımlar yaparak bunu önleriz diye bir umut mu var, bir kanaat mi var? Bunun hiç bir temeli olmaz. Yanlış yönlendirildiğimiz kanaatindeyim. Ama bu böyle gitmez, gitmemeli, gidemeyecektir. Biz terör ve şiddet karşısında kararlılıkla mücadeleye devam etmeliyiz. Öte yandan da yarın bu iş bitebilirmiş gibi hazırlıklı olmalıyız. Böyle bir ihtimal ortaya çıktığı zaman en sıcak en kucaklayıcı yaklaşımımızla kendimizi göstermeliyiz.''

 

Bölgeye "pozitif ayrımcılık"

Baykal, bölgeye yönelik önerilerini de anlatarak eğitim, sağlık, kamu yatırımları gibi konularda ''pozitif ayrımcılık'' izlenmesi gerektiğini de vurguladı. İstihdam ve ekonomik kalkınma konusunda özel projeler uygulanmasını da isteyen Baykal, kültür farklılıklarının ve kimliklerin özgürce yaşanmasının savunulması gerektiğini söyledi. CHP'nin kaynaştırıcı önerilerden yana olduğunu belirten Baykal, bazılarının ise kaynaştırmak değil, ayrıştırmak istediğini kaydetti. ''Büyük Türkiye'nin dışına çıkarmaktan yana anlayışlar var. Bunlar doğru değil, burada yaşayan insanlar için de doğru değil'' diyen Baykal, sözlerini ''(Bazıları hukukumuzu ayıralım, devletin yapısını, anayasasını ayıralım, kültürümüzü, dilimizi ayıralım, farklı istikametlere yönelelim, demokrasinin icabı budur, böylesi daha iyi olur) diyorlar. Böylesi daha iyi olmaz demokrasinin de icabı bu değil'' şeklinde sürdürdü.


''Kimse terörün sözcülüğünü yapmamalı"

Baykal, CHP'nin DTP'ye bakışına ilişkin soru üzerine de CHP'nin bu konuda bir temel ilkesi olduğunu ve bunu sürdüğünü vurguladı. Terör karşısında herkesin çok net olması gerektiğini, terörle işbirliği yapan, himaye eden ona sırtını dayayan bir politika düşünemediğini aktaran Baykal, bu ilkeyi herkesin sahiplenmesi gerektiğini vurguladı. Hiç kimsenin terörün sözcülüğünü yapması ve teşvik etmemesi gerektiğini belirten Baykal, ''Biz CHP olarak Türkiye'deki bütün siyasi partilerden terör karşısında inandırıcı bir tavır bekliyoruz'' dedi.

 

Dokunulmazlıklar

Baykal, DTP'li milletvekillerinin ifade vermesi konusuyla bağlantılı olarak yöneltilen ''Dokunulmazlıklar açısından çifte standardın yapıldığını düşünüyor musunuz?'' sorusuna, ''Evet hiç kuşku yok'' karşılığını verdi.

Hiç bir milletvekiliyle ilgili yargının taleplerinin kabul edilmediğini, bunların büyük çoğunluğunun da yolsuzluklarla ilgili olduğunu hatırlatan Baykal, hakkında ithamlar bulunan kişilerin kendisini aklama isteği içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Bir milletvekilinin meclis dışında siyaset yaparken ifade ettiği düşüncelerinde yasaları ihlal etmişse bunun takibatının dönem sonuna bırakılması gerektiğini belirten Baykal, ''Bizde ne oluyor? Tam tersi hırsızlıkla yolsuzlukla suçlananlar eli kolu serbest dolaşıyor, dokunulmazlık bu anlayışla uygulanıyor. Öte yandan düşüncelerini ifade ettiği için takibata daha önceden başlanan milletvekilleri için 'hayır bu devem edecek' diye olağanüstü bir duyarlılıkla yürünüyor. Sonra toplum tepki gösterince 'pek, peki' diyerek vazgeçiliyor. Hukuk çiğneniyor, tutarsızlık sergileniyor. Yanlış bir tablo ile karşı karşıyayız. Bu siyasi duruşundan, siyasi düşüncelerinden dolayı başlamış olan takibat 'anayasa bunu gerektiriyor' diye hukuki bir tespit gerekçesiyle götürülmek isteniyor ama bunun toplumsal vicdanda haklılık bulması mümkün değil. Maddi suçlamalar konusunda da açık, yargıya fırsat veren bir anlayışı sergilememiz lazım. Siyasi konulardaki suçlamaları da mecliste yapılmışsa suç oluşturmaz zaten meclis dışında yapılmışsa daha sakin bir zamanda milletvekilliği sonuna erteleyerek yargı sürecine götürmek gibi bir yöntem izlenebilir.''

 

''Davetten memnunluk duyarız"

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin kendisini Irak'a davet ettiği haberlerine ilişkin soruyu yanıtlarken de Baykal, kendisine henüz resmi bir davet gelmediğini söyledi. Türkiye ile Irak'ın tarihi yakınlıkları olan iki ülke olduğunu belirten Baykal, böyle bir davet yapılırsa bunun Türkiye ile her düzeyde iyi ilişkiler geliştirme arzusunu göstereceğini kaydetti. Baykal, bundan memnunluk duyacaklarını dile getirerek, ''Bizim için de davet geldikten sonra uygun bir tarihi karşılıklı belirleyerek ilk fırsatta Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerin gelişmesine katkı yapacağını görmemiz halinde üzerimize düşeni yaparız'' dedi.