Kur'an yeniden yorumlanabilir

Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Diyanet İşleri'nin kaldırılıp Kur'ın yeniden yorumlanması yönünde geçtiğimiz günlerde gazetemizde yer alan habere ilişkin, "Diyanet İşleri neden kaldırılıyor ki? Kaldırmadan yeniden yorumlanamaz mı?" değerlendirmesinde bulunarak Kur'an'ın yeniden yorumlanabileceğini ima etti.

28 Mayıs 2009 Perşembe, 12:26

Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Türk- Arap ilişkilerinde yeni bir döneme girildiğini, İslam medeniyetine ilişkin bilgilerin Ortadoğu coğrafyasındaki bilim adamları tarafından “yeniden üretilmesi” gerektiğini belirterek “bu konuda Türkiye’nin öncü rolde olacağını” ifade etti.

Devlet Bakanı Aydın, küreselleşmeyle birlikte bütün ülkelerin birbirine komşu mahalleler haline geldiğini belirterek “Eğer biz komşularımızla ilgili, onların tarihleri, kültürleri, ekonomik ve siyasi durumlarıyla ilgili yeteri kadar bilgi sahibi değilsek, ne uluslararası ilişkilerin kurulmasında ne de uluslararası siyasetin düzenlenmesinde başarılı olabiliriz” dedi.

Aydın, tüm çabalara karşın bugüne kadar özellikle Orta Doğu bölgesindeki ülkelerin gücünü bir araya getirerek yeterince bilgi üretemediklerini söyleyerek “Bugüne kadar Türk-Arap ilişkileri, önemli ölçüde bu bölgenin dışında üretilen bilgilerle düzenlendi. Onların da sınırlı olduğunu hepimiz biliyoruz. O nedenle Türkiye ve komşuları, bilim adamlarımız birlikte mesai ortaya koymak, güvenilir bilgi üretmek durumundadırlar. O bilgileri, ilişkilerimizi yeni baştan gözden geçirmemiz de lazım. Yeniden bir yapılanmaya gitmemiz lazım” dedi.

Aydın, ilişkilerde yaşanan olumsuz yanların büyük bir kısmının bilgi eksikliğinden kaynaklandığını, ancak bugün Türkiye’nin hem bilgi hem de strateji üretebilecek konuma geldiğini söyleyerek, şöyle devam etti:

“Günümüzde modern düşüncenin ve modern bilimin geldiği çizgiyi dikkate alarak, bilginizi, kendi stratejinizi kendiniz üretmek zorundasınız. Dolayısıyla siyasetinizi de ona göre düzenlemek zorundasınız. 10 sene önce Türkiye-Suriye ilişkilerini düşünün, şimdiyi düşünün. Dağlar kadar fark var çünkü artık bizde de üniversitelerimizde, bilim kurumlarımızda bilgi üretir hale geldik. Kendi irademizle küçük devlet, büyük devlet ayrımı yapmadan, kendi çevremizi yeniden inşa etmeye başlarsak, bugünkü yaşadığımız sorunların büyük bir kısmı çözülür”

İslam medeniyeti yanlış tanınıyor

İslam medeniyetine ilişkin bilgilerin bugüne kadar Batı ülkeleri tarafından üretildiğini belirten Aydın, “Hala en az bilinen medeniyetlerin başında İslam medeniyeti geliyor. Bu konuda uluslararası alanda da çalışan çok sayıda akademisyen var ama bu çalışmalar çok az miktarda siyasete yansıyor, sokağa ise hiç yansımıyor. Bundan sonra bu bilgilerin İslam coğrafyası tarafından ve titizlikle yeniden üretilmesi gerekiyor. Bu konuda üniversitelere büyük görev düşüyor. Türkiye bu alanda öncü konumda olacak” diye konuştu. Aydın, özetle şunları söyledi:

“İslami etütlerle meşgul olduğunu söyleyen bir tek alimin, söz gelimi İslam’ın tarihini, coğrafyasını, inanç sistemini, sosyolojisini ve daha onlarca yönünü kaleme alma cesaretini gösteriyor. Oysa eğer, Yahudilik, Hristiyanlık söz konusu ise bu alanlardan sadece bir tanesi çok sayıda uzmanlık kollarına ayrılarak incelenmiştir. Bugün İslami etütlerin birçok sahasında çalışmış çok ünlü devlet danışmanları, istihbarat müşavirleri vardır, önemli bir kısmını da tanıyoruz. İşin daha da dikkat çekici olanı bir İslam ülkesinde birkaç ay yaşayıp da birden fazla kitap yazmaya cesaret eden danışmanların da onlar arasında yer edinebilmeleridir. Özellikle son yıllarda çok kaliteli alimler arasından çok kötü danışmanların çıktığını da gördük. Ekonomik ve siyasi dünyamızın, hatta kültür ve medeniyet hayatımızın yeniden inşası, bilgi ve tefekkür dünyamızın yeniden inşası gerçekleşmeden olmaz. Bu külli yeniden yapılanma birkaç hamle içinde olup bitecek bir şey değil, her an genişleyen, dal budak salan derinleşen bir süreçtir. Bu coğrafyanın sakinleri olarak bugün aşmaya mecbur kaldığımız önemli bir eşikte olduğumuza inanıyorum. Biz eşiği aşmanın başarılamayacak zor bir iş olmadığını, Türkiye olarak artık görüyoruz. Özellikle son yıllarda kendi üretmeye çalıştığımız bilgi ve tefekkürü, plan ve projeleri kendi halis irade gücümüzle tevhit etmenin, bunu yaparken de başka coğrafyaların başarılarından da azami ölçüde istifade etmeye çalışmanın, söz gelimi Arap coğrafyasında yaşayan kardeşlerimizle nasıl sağlıklı ilişkiler kurabileceğini görüp anlayabilmenin güvenini temin etmeye ve mutluluğunu kısmen de olsa yaşamaya başladık, yaşıyoruz. Kardeşlerimizin de bu yürüyüşte elde ettikleri başarıları takdirle karşılıyor, bütün bu tecrübelerin birleşmesinden o yeniden inşa sürecinin büyük güç kazanacağına inanıyoruz”