Son Haberler

A+ A-

Nasıl Bir Anayasa?/ 7

Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, AKP hükümetinin yanlışlarından dolayı Türkiye’nin iki yıl kaybettiğini söyledi. İKKB Koordinatörü Moroğlu, "Güven ortamı sağlanmadıkça, siyasi partilerin uzlaşması mümkün olmadığı gibi; toplumsal mutabakatın olmadığı bir ortamda da yeni bir anayasa yapılamaz" dedi.
Yayınlanma tarihi: 28 Mayıs 2009 Perşembe, 12:59

Eski YÖK Başkanı ve anayasa profesörü Dr. Erdoğan Teziç, AKP hükümetinin anayasa değişikliğinin öncülüğünü yapıyor olması ve değişiklikte, doğru bir yöntem belirleyemeden içerik konusunu gündeme getirmesi nedeniyle “Türkiye’nin iki yıl kaybettiğine” dikkat çekti.

Yeni bir anayasa yapmanın hukuki bir zemini olmadığını belirten Teziç, “Ben bir anayasa değişikliğinin Türkiye için gerekli olduğuna inananlardanım. Ancak yürürlükteki anayasamızın değiştirilemez maddeleri var. Bu değiştirilemez hükümler karşısında bütünüyle yeni bir anayasa yapmak hukuken mümkün değil” dedi.

Anayasanın değiştirilmesi için öncelikle “güven ortamının” oluşturulması gerektiğinin altını çizen Teziç, çeşitli kişi, kurum ve kuruluşların değişikliklerin içeriği ile ilgili görüş beyan etmeden önce parlamentodaki partilerin bir araya gelmesinin gerektiğini belirtti.

“Şu an Türkiye’nin tıkandığı nokta neyin yapılacağı değil, nasıl yapılacağı” görüşünü dile getiren Teziç, şöyle devam etti: “Siyasi partileri anayasa değişikliği konusunda nasıl bir araya getireceğiz, bu önemli. İçerikten önce bir araya gelebilme usulü konuşulmalı. Güven ortamının oluşturulması konusunda Türkiye’nin iki yıldır zaman kaybettiği, çok büyük yanlışlar yapıldığı kanaatini taşıyorum. Öncelikle hükümetin, anayasa değişikliğinin öncülüğünü yapıyor olması yürürlükteki hukukun da benimsemediği bir adım. Bilindiği gibi kanun yapma sürecinde iki kavram vardır. Bunlardan biri ‘kanun tasarısı’ -ki anayasa da bir kanundur- diğeri de kanun teflifidir. Tasarı dediğimiz zaman bu, hükümet kanadından gelen bir girişimi bize anımsatır. Ancak teklif dediğimiz zaman milletvekillerinden gelen, hükümetin dışarda kaldığı bir girişim söz konusudur. Anayasa değişikliği farklı teklif ile karar yeter sayılarını gerektirir. Bir başka söyleyişle bir hükümet girişiminin söz konusu olamayacağı bir durumdur bu. Anayasada ve iç tüzükte anayasa tasarısından söz edilmiyor, sadece anayasa teklifinden söz ediliyor. Bu kurala uyulmadan atılan yanlış adımlar, anayasa değişikliği çalışmalarına olan katılım ortamını da bozuyor.”

‘Tarafsızlık ve inandırıcılık yok'

Anayasa yapımında tarafsız ve inandırıcı bir ortamın esas alınması gerekliliğinin altını çizen Teziç, “Hükümetin iki yıldır anayasa çalışmalarının öncülüğünü yapması, bu tarafsızlık ve inandırıcılık ilkelerini ortadan kaldırıyor” dedi.

Teziç, bu girişimin daha iki yıl önce Meclis başkanından gelmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Ben anayasa yapma konusundaki girişimi, Sayın Hüsamettin Cindoruk’un başkanlığındaki gibi gene TBMM Başkanı’ndan beklerdim. Cumhurbaşkanı’nın da bu konuda etkili olabileceğini sanmıyorum. Çünkü Cumhurbaşkanı da bir anlamda, önceleri mensup olduğu AKP’den yana ‘taraf’ kimliğine büründü. Asıl inisiyatifi ele alması gereken, tarafsız bir makamda oturan Meclis başkanıdır. Kendisinin gerek hukukçu olması, gerekse geniş bir mutabakat ortamından seçilmesi nedeniyle inandırıcı bir kimliğinin olması, partilerin bir araya getirmede önemli bir rol oynayabileceğinin göstergesiydi. Meclis başkanının, partilerin eşit sayıda temsilcileriyle belli zamanlarda bir araya gelerek çizeceği bir yol haritası, ortak konuların masaya yatırılarak sağlıklı bir yöntem oluşturulmasını sağlayabilirdi. Ancak bakın, iki senedir taslaklar hazırlanıyor fakat hep bir kaçış var. Bu durum hem güvenilirliği zedeliyor hem de Türkiye’ye zaman kaybettiriyor. Usul belirlenmeden içerikle ilgili konuların tartışılmasının bir anlamı yok.”

Her partiden eşit sayıda temsilcinin bir araya gelmesiyle oluşacak “Anayasa çalışma grubunun” gerekliliğinin altını çizen Teziç, “Bu ortamın yaratılamaması, hem güvenilirliği zedeliyor hem de hükümeti ‘amacın nedir?’ sorusuyla muhatap bırakıyor” dedi.

Anayasal bir düzenlemenin yapılması halinde büyük bir “değişiklik paketine” gerek olmadığını belirten Teziç, “içeriğin” Türkiye’nin gündeminden yola çıkılarak oluşturulması gerektiğini ifade etti. Teziç, “Amaç temiz toplumsa hangi maddelerden yola çıkılacak. Hâkim olan, sosyal devletin yeniden inşa sorunuysa nasıl bir yol izlenecek? Güvenilir ve gecikmeyecek bir yargıdan söz ediliyorsa hangi düzenlemeler yapılacaktır? Toplumda beliren sıkıntılardan yola çıkılırsa, içerikle ilgili gündem de kendiliğinden oluşmaya başlayacaktır. Çünkü hukukta usul esası belirler” diye konuştu.


‘İlk kez kadın haklarında geri adım’

İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB) Koordinatörü hukukçu Nazan Moroğlu, bugüne kadar yapılan anayasa değişikliklerinde kadın erkek eşitliği açısından hep ilerleme kaydedildiğini ancak bunun AKP’nin Prof. Ergun Özbudun başkanlığındaki komisyona hazırlattığı taslak ile terse döndüğünü belirterek, “Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir anayasa hazırlığında kadın haklarında geri adım atıldı” dedi.

“Nasıl bir anayasa?” sorusunun yanıtını, “İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, bireyin özgürlüğü temelinde çağdaş demokrasinin kurum ve kurallarına işlerlik kazandıracak ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde önemli yeri olan kadın erkek eşitliğini fiilen yaşama geçirecek hükümlere yer verilen bir anayasa” sözleriyle yanıtlayan Moroğlu, hazırlık aşamasında uzlaşı sağlanmasının önemine de değindi. Moroğlu, “Bir partinin hazırlattığı anayasa taslağı, sadece o partinin anayasası olarak görülecektir. Güven ortamı sağlanmadıkça, siyasi partilerin uzlaşması mümkün olmadığı gibi; toplumsal mutabakatın olmadığı bir ortamda da yeni bir anayasa yapılması mümkün değil. Yapılacak değişiklik için siyasi partilerin, hukuk kurumlarının ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüşleri dikkate alınmadan yola çıkılmamalı” dedi.

Anayasada kadının yeri konusunda da değerlendirmelerde bulunarak, AKP’nin yaşama geçirmek istediği düzenlemeleri eleştiren Moroğlu, şu öneri ve uyarıları sundu: “Bugüne kadar yapılan anayasa değişikliklerinde kadın erkek eşitliğinde hep ilerleme kaydedilmişken, Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir anayasa hazırlığında kadın haklarında geri adım atıldı. AKP tarafından Prof. Ergun Özbudun başkanlığında bir komisyona hazırlatılan taslağın eşitlik maddesinde, ‘Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür’ hükmüne yer verilmedi. Nüfusun yarısını oluşturan kadınları erkekle eşit kabul etmeyen bir zihniyetle, ‘Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler için alınan tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz’ şeklinde bir düzenleme yapıldı. Hazırlanacak yeni anayasada, öncelikle ‘Kanun önünde eşitlik’ maddesinin 2. fıkrası; ‘Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin fiilen yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu amaçla alınacak özel önlemler ve ayrımcılığın kaldırılması için yapılacak düzenlemeler imtiyaz sayılmaz’ şeklinde düzenlenmeli.”

Yüzde 30 temsil şartı

Moroğlu, kadınların ülke yönetiminde daha fazla söz sahibi olması için hukuksal güvencenin zorunluluğundan hareketle, anayasanın “TBMM’nin Kuruluşu” başlıklı 75. maddesinde değişiklik yapılmasını istedi. Moroğlu maddenin; “Türkiye Büyük Millet Meclisi, her bir cinsin en az yüzde 30 oranında temsil ve katılım esaslarına uygun olarak genel oyla seçilen beş yüz elli milletvekilinden oluşur” şeklinde düzenlenmesini önerdi. Ayrıca, yerel yönetimlerde de kadınlar ve erkeklerin en az yüzde 30 oranında yer almasına yönelik ilkeye de anayasada yer verilmesini isteyen Moroğlu, bu değişikliklerinin 2011 Genel Seçimi’nde uygulanması talebinde de bulundu.



‘1982 Anayasası AKP’yi yarattı’


1982 Anayasası’nı hazırlayan Danışma Meclisi’nin Genel Sekreteri Emekli Hâkim Abbas Gökçe (83), Türkiye’de siyasal İslam akımının güçlenmesinde en büyük etkenlerden bir tanesinin 12 Eylül Anayasası olduğu özeleştirisinde bulundu.

1982 Anayasası’nı hazırlayan Anayasa Komisyonu’nun Genel Sekreteri Abbas Gökçe, darbe anayasasına yönelik düşüncelerini anlattı. 1982 Anayasası’nın bir “tepki” niteliği taşıdığını ve içerisindeki maddelerin o günün koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiğini belirten Abbas Gökçe şunları söyledi: “1982 Anayasası o günün koşullarına göre hiç de kötü bir anayasa değil çünkü Türkiye’de ne mal ne de can güvenliği kalmıştı. İnsanlar sokağa çıkamıyordu, iller birbirine düşman haldeydi. Ancak bu anayasanın bir tepki anayasası olması nedeniyle içerisinde elbette antidemokratik maddeler var. Laik - demokratik - sosyal - hukuk devleti olma iddiasını taşıyan bir ülkede din dersinin zorunlu olması ile Diyanet İşleri’nin devlete bağlanması kabul edilemez bir olgu. Bu maddeler bizim tüm çırpınmalarımıza karşın Kenan Evren ve çevresinde onu destekleyen kişilerce konuldu.”

“Hangi demokratik ülkede din dersinin zorunlu olduğu görülmüş?” diye soran Gökçe şöyle devam etti:

“Türkiye’de Alevi var, Hıristiyan var, ateist olan yurttaş var. Sen onlara din dersini nasıl zorunlu kılarsın? Diğer taraftan Diyanet İşleri’nin devlete bağlanması da anlaşılır gibi değil. Devletin dine el atmaya hakkı yoktur. Madem devlet laik, Diyanet İşleri’ni neden devlete bağlıyorsun? Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı da maalesef yalnızca Müslüman Hanefi meznebini tanıyor. Bu ülkede bir tek Hanefi mi var?”

‘Antidemokratik 10-15 madde çıkarılsın’

Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun da antidemokratik olduğunu söyleyen Gökçe, üye seçiminin savunulacak bir yanı olmadığını, seçimlerde Adalet Bakanı’nın gösterdiği adayın desteklendiğini, kurulun verdiği karara yönelik yargı yolunun ise kapalı oldğunu anımsattı. Gökçe, “Ve ne kadar üzücüdür ki 1982 Anayasası’nı hazırlayan konsey kendilerinin yargılanamayacağına dair bir madde koydurmuştu. Bu madde bizim Meclisimizden geçmedi ancak anayasanın kabulünün ardından konsey bunları geçici madde olarak anayasaya ekledi” değerlendirmesini yaptı.

Gökçe sözlerini şöyle sürdürdü: “1982 Anayasası’nın antidemokratik olmasının bir nedeni de ‘istikrarı’ sağlamaktı. Bugün AKP yeniden bir anayasa hazırlamak istiyor. Oysa buna hiç gerek yok. Demokratik olmayan 10-15 madde çıkarılıp yerine yenileri eklense son derece sivil ve özgür bir anayasa çıkar ortaya. Biz o anayasayı hazırlarken bir elimize 1961 Anayasası’nı, diğer elimize de Türkiye’nin fotoğrafını aldık. Bu nedenle 1961 Anayasasıyla 1982 Anayasası’nın korumak istediği temel hak ve özgürlüklerde paralellik vardır.” Gökçe, “Benim de aralarında bulunduğum bazı isimlerin anayasayı hazırlayan konseyle ilgili derin şüphelerimiz vardı. Bunların hak ve hukuk tanımadan hareket edeceğinden korkuyorduk” diye konuştu.

‘AKP’nin taslağı mantıksız’

Gökçe, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu: “Bugün AKP’nin Türkiye’yi yönetmesi Türkiye için büyük bir şanssızlık. Umuyorum ki kısa zamanda seçmen AKP’ye dersini verir. Ancak şu da bir gerçektir ki siyasal İslamın güç kazanmasında dönemin şartları ile 1982 Anayasası’nın etkisi var. AKP’nin kısa zaman önce mini paket olarak hazırladığı taslaktaki maddeler son derece mantıksız. Cumhurbaşkanının görev süresinin 7 yıla çıkarılacağı söyleniyor. Cumhurbaşkanının görev süresi zaten 7 yıl, bu kazanılmış bir haktır, geri alınamaz. Öte yandan Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kısmının Meclis tarafından seçilmesi de kabul edilemez. Halihazırda siyasallaşmış olan Yüksek Mahkeme, bu yolla iyice siyasallaşacaktır.


‘AKP’nin inisiyatifine bırakılmamalı’


İstanbul Haber Servisi - Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Gençay Gürsoy, “emeğin örgütlenmesinin ve hak mücadelesinin önündeki bütün engelleri kaldıran, her türlü vesayeti reddeden, eşitlik ve barış kavramlarını içselleştirmiş ve ruhuna sindirmiş bir anayasa” istediklerini söyledi. Yeni bir anayasa hazırlanmasını reddedip, bu amaçla yapılacak çalışmaları iktidarın insiyatifine bırakan çevreleri eleştiren Gürsoy, uyardı: “Bu, anayasa değişikliklerinin AKP’nin tabanının talepleriyle sınırlanmasına ve çoğunluk hegemonyasının güçlenmesine neden olur.”

TTB Başkanı Gençay Gürsoy, yeni anayasa tartışmalarına bakış açısını, yapılmasını istedikleri düzenlemeleri ve izlenmesi gereken süreci, gazetemize anlattı. Beklentilerine uygun bir anayasanın tarifini yapan Gürsoy, “İnsan hak ve özgürlüklerine sonuna kadar saygılı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin geliştirilmiş çağdaş normlarına uygun, emeğin örgütlenmesinin ve hak mücadelesinin önündeki bütün engelleri kaldıran, her türlü vesayeti reddeden, eşitlik ve barış kavramlarını içselleştirmiş ve ruhuna sindirmiş bir anayasa, bugünkü TTB yönetiminin ortak talebi. 1982 Anayasası, 1987’den bu yana yapılan çeşitli değişikliklere karşın, bu talepleri karşılamaktan çok uzak” dedi.

Yeni bir anayasaya ihtiyaç olmadığını savunarak, tüm inisiyatifi iktidara terk eden yaklaşımı doğru bulmadığını ifade eden Gençay Gürsoy, bu şekilde işletilecek bir sürecin, anayasa değişikliklerinin AKP’nin kendi tabanının talepleriyle sınırlı kalmasına ve çoğunluk hegemonyasının güçlenmesine neden olacağı uyarısını yaptı. Gürsoy, “Bunu engellemenin yolu, parlamento dışı demokrat toplumsal muhalefeti yanına alarak, siyasi muhalefeti genişletmek ve anayasa tartışmalarına ortak olmaktır” dedi.

‘Konu Meclis'e hapsolmamalı’

Yeni anayasanın, salt Meclis içine hapsedildiği bir süreçte ele alınmaması gerektiğini belirten Gürsoy, “Demokratik örgütlerin, sadece iktidar ve ana muhalefet liderlerinin itibarına mazhar olanların değil, halktan temsil onayını almış bütün siyasi partilerin ve aktörlerin özgürce tartışabileceği bir ortama ihtiyaç var” diye konuştu.

Gerek sağlık emekçilerinin hakları ve sağlık hizmetinin sunumu, gerekse bütünüyle haklar ve özgürlükler konusunda, yeni anayasadan temel beklentilerini de aktaran TTB Başkanı, “Her şeyden önce, başlangıç ilkelerindeki temel felsefe itibarıyla, evrenselliği yansıtan, etnik, dinsel, ırksal aidiyetleri işaret etmeyen bir yurttaşlık kimliği benimsemeli” görüşünün altını çizdi. Gürsoy, şu vurguları yaptı: “Sağlığın temel bir insan hakkı olduğu, her yurttaşın eşit ve ulaşılabilir sağlık hizmetlerinden yararlanması ve devletin yurttaşların sağlığının korunması konusunda her türlü olanağı seferber etmesi gerektiği net şekilde vurgulanmalı. Anayasaya sağlık hizmetlerinin kamusal niteliğinin korunması konusunda sınırlayıcı önlemler getirmeli. İşçi sağlığı ve işyeri güvenliğini sağlayacak yasal düzenlemeler hazırlanmalı.”

Cumhuriyet İMECESİ