"Türban sabıkamdır!"

Ergenekon soruşturması kapsamında bugün görülen duruşmada savunmasını yapan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, iddianamenin aksine üniversitede yargı kararlarını uyguladığını savunarak "Evet ben darbe yaptım, türban yasağını uygulayarak. Savcıların araştırmadan her suçu bana yüklemesindeki amaç benim türban sabıkamdır" dedi.

01 Haziran 2009 Pazartesi, 07:11

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde  görülen Ergenekon davasının 94. duruşması sona erdi.

Bugünkü oturuma, Erkut Ersoy, Selim Akkurt, Hayrettin Ertekin, Murat Çağlar, Oktay Yıldırım, Hayati Özcan ve Aydın Yüksek dışındaki tutuklu 24 sanık katıldı.

Duruşmada Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu  yazılı olarak hazırladığı 100 sayfayı aşkın savunmasını yaptı.


Alemdaroğlu'nun savunması

Alemdaroğlu, emniyet ve savcılıkta verdiği ifadelerde kendisine yöneltilen suç isnadının açık şekilde anlatılmaması nedeniyle örgüt üyesi olmadığını, susma hakkını kullandığını ve dava hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olduğunda savunmasını yapacağını anlattığını söyledi.
 

Alemdaroğlu, ''Sözde Ergenekon terör örgütü üyeliğini ve yöneticiliğini asla kabul etmiyorum. Sanık durumunda olanların birkaçı dışında çoğunu tanımıyorum. Ne bir terör örgütü üyesiyim, ne de yasa dışı bir faaliyet içindeyiz'' dedi.

Hayatı boyunca bütün hukuka aykırılıklarla ve insan hakları ihlalleriyle mücadele ettiğini belirten Alemdaroğlu, ''Ulu Önder Atatürk'ün kurduğu laik demokratik Türk devletinde ne yazık ki Cumhuriyet savcıları hayali terör örgütü oluşturarak Türk aydınlarını suçlamaktadır'' diye konuştu.

Mahkeme heyetine yönelik soruları olduğunu, daha önce bu sorularını yöneltmesine rağmen ne yazık ki cevap alamadığını belirten Alemdaroğlu, bu nedenle sorularını tekrarlamak istediğini ifade etti.

Alemdaroğlu, mahkeme heyetine de ''İstanbul'da şehir merkezinde bu mahkemenin görüleceği, yaklaşık 500 kişiyi içine alacak güvenli bir alan bulunup bulunmadığını'', ''duruşmanın İstanbul'a uzak bir nokta olan Silivri'de yapılması kararını mahkemenin mi yoksa Adalet Bakanı'nın mı verdiğini'', ''cezaevinde yargılama yapılmasının uluslararası hukukta bir suç olduğu açıkça bilinirken duruşmaların burada sürdürülmesi inadının nedenin bu mahkeme mi yoksa Adalet Bakanı mı olduğu'' sorularını yöneltti.

Davaya konu iddiaların dayandırıldığı şahsın ifadesini işkence altında verdiğini ifade ettiğini, hukuk tarihinde böyle bir dava görülmediğini savunan Alemdaroğlu, Avrupa Birliğinin (AB) bu davanın sonuna kadar gidilmesi konusunda beyanat verdiğini ve böylece vatanın bütünlüğünü savunan Atatürkçü Türk aydınlarının seslerinin kesilmesinin istendiğini savundu.

Alemdaroğlu, ''Türkiye karşıtı kişilere açılan davalarda AB parlamenterleri duruşmalara girerek ortamı gererken, çok şükür bizlerin yargılanmasını izlememektedirler. Ben Türk yargıçları ve adaletinin yine de adil yargılanmayı sağlayacağına inanıyorum'' dedi.

Kendisine yönelik ''darbe kışkırtıcısı'' yakıştırmasının en hafif tabiriyle art niyetli bir suçlama olduğunu öne süren Alemdaroğlu, kamu kurum ve kuruluşlarında türban yasağına yönelik yasal ve mevzuat nedeniyle bunu uyguladığını, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Kliniği'nde görev yapan türbanlı bir asistan doktoru kütüphanede görevlendirdiğini, bu uygulaması nedeniyle sorgulanıp aklandığını söyledi.

''Düşüncelerim gizli saklı değil"

İstanbul Üniversitesi Rektörü olarak 31 Aralık 1997 tarihinde göreve başladığını anımsatan Alemdaroğlu, şöyle konuştu:
''İstanbul Üniversitesinin açık ve kapalı alanlarındaki görüntü o günlerde bir anlamda İran üniversitelerini andırıyordu. Çok çeşitli baskılarla, tehditlerle karşılaştım. Türban konusunda kararlı tutumumuz nedeniyle 1999 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay ve İnsan Hakları Komisyonu tarafından sorgulandık. Bu sırada bazı milletvekillerinin hakaretleri, iktidar gücünü alanların neler yapabileceğini göstererek bizi şaşırttı. 2 bin 400 küsür sayfalık iddianame ve 450 klasörlük bu davanın her türlü hukuka aykırı şekilde Silivri'de görülmesinin, iktidar gücünün yaptığının engizisyon mahkemelerini asla aratmadığını göstermektedir.''

Alemdaroğlu, her türlü baskıya rağmen görevini Atatürk'ün gençliğe hitabesindeki ilkeler doğrultusunda yapacağını ve hiçbir gücün kendisi gibi kişileri doğruları söylemekten alıkoyamayacağını söyledi.

İddianamede, görevi döneminde üniversitenin eğitim-öğretim açılış törenlerinde yaptığı konuşmaların bile suç delili olarak yer aldığını öne süren Alemdaroğlu, kamuya açık şekilde yapılan bu konuşmaların hiçbir şekilde suç niteliği taşımadığını ileri sürdü. Alemdaroğlu, şunları kaydetti:
''Bunu çok iyi bilen sayın savcılar, türban sabıkam nedeniyle kendilerini zorlayarak beni sözde terör örgütü içine sokarak kamuoyunda küçük düşmemi itibar kaybetmemi amaçlamışlardır. Ben bu suçlamaların özel bir kasıt ile yapıldığı kanısındayım. Hayatını demokrasi barış ve insan haklarına adamış biri olarak terör örgütüne dahil edilmem siyasi bir komplodur. Türkiye'nin irtica ortamına sürüklenmemesi, için siyasi düşüncelerimi her platformda ifade ettim. Bu düşüncelerim gizli saklı kamuoyunun bilmediği şeyler değildir. Bu yapılan özellikle komşumuz İran örneğinde olduğu gibi İslami faşist yönetimlere özgüdür.''

 

Birilerini tanımak suç ise...

Birlikte yargılandığı 86 kişiden en az 80'ini tanımadığı gibi isimlerini de duymadığını savunan Alemdaroğlu, kamuoyunda tanınan İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek'i tanıdığını, eğer birilerini tanımak suç ise 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, çeşitli hakimler, savcılar ve dernek başkanlarını da tanıdığını belirtti.

Yasa dışı ve hukuka aykırı olarak yapıldığını öne sürdüğü telefon dinlemelerinde Ümit Sayın, Ferit İlsever ve Doğu Perinçek ile görüşmelerinin bulunduğunu belirten Alemdaroğlu, Doğu Perinçek'le tek bir kez, Ferit İlseven'le Talat Paşa Komitesi hakkında 5 kez, Ümit Sayın'la da 5'i Ümit Sayın'ın özel sorunları konusunda olmak üzere 8 kez görüşmesi bulunduğunu aktardı. Alemdaroğlu, ''Bu telefon görüşmelerinin iddianameye konulması iletişim ve haberleşme özgürlüğünüz, özel hayatımın gizliliğini ihlalden ibaret olup aslında sayın savcıların suç işlediklerinin delilidir'' dedi.

Eski İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, ''Asıl darbe, bu tür demokratik ifade özgürlüğünün sınırlandırılması, bunlara varsayımsal sonuçlar bağlanarak kişiler üzerinde baskı ve sindirme oluşturulmasıdır'' dedi.

Alemdaroğlu, siyasi iktidarın gitmesini istemenin suç oluşturmayıp tamamen demokratik, meşru bir talep ve ifade özgürlüğünün bir parçası olduğunu söyledi. Alemdaroğlu, ceza hukukunda varsayımsal sonuçlar üzerine hareket edilemeyeceğini belirterek ''Benim rejim ve ülke ile ilgili bir takım kaygılar duymam, bunları dile getirmem en demokratik hakkım olup, hiçbir şeklide suç oluşturmamaktadır. Asıl darbe, bu tür demokratik ifade özgürlüğünün sınırlandırılması, bunlara varsayımsal sonuçlar bağlanarak kişiler üzerinde baskı ve sindirme oluşturulmasıdır'' diye konuştu.

Kendisi ve kendisi gibi düşünenlerin siyasi iktidarın bir takım uygulamalarından kaygı duyma haklarının Anayasa'nın başlangıç kısmında tanındığını ifade eden Alemdaroğlu, ''Nitekim bu kaygılarımızda ne denli haklı olduğumuz, Anayasa Mahkemesinin 10 üyesinin siyasi iktidarın laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu yöndeki kesin kararı ile de sabit olmuştur'' dedi.

Alemdaroğlu, bütün eylemlerinde Anayasa'nın, mevcut kanunların ve yüksek mahkeme kararlarının gereğini yerine getirdiğini vurgulayarak, ifade özgürlüğü kapsamında hakkını kullandığını, eylemlerin hiçbirinde suç oluşturan hususun bulunmadığını, katıldığı bütün miting ve toplantıların tamamen yasal olduğunu savundu.

Hakkındaki iddiaları iddianamedeki sayfalara göre tek tek açıklayan Alemdaroğlu, tutuksuz sanık İP yöneticisi Ferit İlsever ile Talat Paşa Komitesi'nin faaliyetleri ve Almanya'da Türk evlerine yönelik kundaklamalardan sonra düzenlenecek ırkçılıkla ilgili konferans nedeniyle yaptığı telefon görüşmesinin iddianameye konulduğunu belirtti.
Alemdaroğlu, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek ile de bir görüşmelerinin suç olarak gösterildiğini ifade ederek, yaptığı konuşmaların suç olmadığını, haberleşme ve özel hayatının gizliliğinin ihlali nedeniyle savcıların suç işlediğini öne sürdü.


Talat Paşa komitesinin faaliyetleri

Talat Paşa Komitesi olarak yurtdışında birçok ülkede 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının emperyalistlerin bir yalanı olduğunu açıkladıklarını dile getiren Alemdaroğlu, ''Bunlar nasıl suç oluşturabilir? Yoksa savcılar Ermeni iddialarını destekliyorlar mı?'' diye sordu.

Kendisinde örgütsel içerikli hiçbir belge bulunmadığını, hiçbir terör örgütüyle ilgisinin olmadığını belirten Alemdaroğlu, ''Hayali bir terör örgütü oluşturup beni de üst düzey yönetici yapmışlar. Hiçbir delil, emir komuta zinciri olmadan'' diye konuştu.
Alemdaroğlu, İlhan Selçuk ile iktidara karşı aynı görüşleri paylaştığını, iktidara karşı görüşleri paylaşmanın suç olamayacağını dile getirerek, Cumhuriyet gazetesinin Ankara'da düzenlediği herkese açık toplantılara katıldığını söyledi. Alemdaroğlu, İlhan Selçuk'un yardımcısı olduğu iddiasının ise delile dayandırılmadığını ileri sürdü.
Kemal Alemdaroğlu, eski bir rektör olarak, türbanın üniversiteye sokulma girişimlerini, yanlışlıkları her ortamda ifade ettiğini belirterek, ''Yasal toplantılara katıldım. Terör amaçlı, hükümete karşı darbe girişimi yapmadım. Atatürkçü düşünceyi benimsemiş kişilerin bir büyük şemsiye altında birleşip milli demokratik devrimin gerçekleşmesini arzuladım'' diye konuştu.


''Ordu göreve" pankartı

Ankara'da 2003 yılında Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanlığının düzenlediği Cumhuriyet'in 80. yıl yürüyüşüne İÜ Rektörü olarak en önde YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün yanında olduğunu ifade eden Alemdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Orada 'Ordu göreve' pankartı açan küçük grubun İÜ öğrencisi olması beni bağlamaz. Bu öğrencileri okuldan uzaklaştırdık, yargı kararı ile geri döndü. Türk Solu Dergisi'ni de çıkaran bu grubun nerelerden destek aldığı bence araştırılmalı. Bu öğrenci grubunun dergilerinde 4 ay önce 'Ordu göreve' deyip AKP'nin amblemi olan ampulü kapak yaptıkları görülür. Böyle bir yürüyüşün yapılacağı o tarihte düşünülmemişti. Bana da dergide açıkça hakaret ettikleri tespit edilebilir. Ayrıca, pankart nedeniyle yargılandılar ve beraat ettiler.''
Alemdaroğlu, yolsuzluk iddiaları ile görevden alınmadığını, denetleme ve soruşturma yapmadan, savunması alınmadan görevden alındığını öne sürerek, Antalya'daki 10 katlı binayla ilgili ''ihaleye fesat karıştırma''
nedeniyle açılan davanın İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde sürdüğünü söyledi. Alemdaroğlu, iddianamede yer alan Taksim toplantılarıyla ilgili de şunları kaydetti:  ''Bu toplantılar, 1977 yılından beri yapılıyor. Asla örgütsel toplantılar değildir. Cumhurbaşkanları, meclis başkanları, başbakanlar, bakanlar, akademisyenler, siyaset ve kültür adamları katılıyor. Bazı konuşmalar NTV'de canlı olarak da yayımlandı. Canlı yayımlanan gizli örgüt toplantısı olur mu? Toplantıya katılan ABD'nin İstanbul Başkonsolosu da bu gizli örgütün üyesi mi?''

''Evet ben darbe yaptım, türban yasağını uygulayarak"

İddianamenin aksine üniversitede yargı kararlarını uyguladığını savunan Alemdaroğlu, şöyle konuştu:
''Bu davanın sebebi türbanla ilgili yargı kararlarını uygulamamdır. İstanbul Üniversitesinde görev yaptığım süre içinde türbanlı kişilerin üniversiteye girmesine izin vermedim. Hayatının her döneminde demokrasi savunuculuğu yapan bir kişiye darbeci denmesi savcıların ön yargısını gösterir. Evet ben darbe yaptım, türban yasağını uygulayarak. Savcıların araştırmadan her suçu bana yüklemesindeki amaç benim türban sabıkamdır.''

Eski genelkurmay başkanlarından emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile yaptığı ve iddianamede yer alan telefon görüşmesinde dayanamayıp ''Elimize silah alıp dağa mı çıkacağız?'' dediğini ifade eden Alemdaroğlu, ''Bunun darbeyle ne alakası var? Dağda, ayılara karşı mı darbe yapacağız?'' dedi.

Alemdaroğlu, ''Savcıların hayalleri okyanus ötesine uzanıyor sanırım. Sayın mahkemenin yasal gereğini yapmasını bekliyorum'' diye konuştu.
''Savcılar, iddianamede ortaya koymaya çalıştıkları örgütle ilgili dokümanların internet ortamında ve kitapçılarda bulunmasını nasıl açıklıyor?'' diyen Alemdarğlu, Sevgi Erenerol ve Muzaffer Tekin ile Levent Camisi'nde cenazede bir araya geldikleri iddiasını da ''Şehit cenazesinde bulunmak nasıl örgütsel suç olarak yer alıyor? Sevgi Erenerol ve Muzaffer Tekin'i bu duruşmalar başlayana kadar tanımamıştım. Veli Küçük, İlhan Selçuk irtibatını ben sağlıyormuşum. Veli Küçük'ü tanımıyordum. Ancak bugünkü duruşmadan 5 dakika öncesine kadar'' diye konuştu.

Kemal Alemdaroğlu, Ümit Sayın ile yaptığı konuşmalara ilişkin de ''Ümit Sayın'ın psikolojisi bozuk. Konuşmalarımda onu rahatlatmaya çalışıyorum'' dedi.
Tanınmasının suç olmayacağını ifade eden Alemdaroğlu, ''Eğer tanınmak suçsa savcıların şöhreti hepimizi geçmiştir. Beni tanıyanlar futbolcu, sanatçı olarak mı tanıyor?'' diyerek, kendisine eski rektör denmesinin normal olduğunu ifade etti.

 

Çapraz sorgu

Savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçilen Alemdaroğlu'na, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel tarafından ''davanın sanıklarından kimlerle ortak faaliyet yürüttüğü'' soruldu.

Bunun üzerine Alemdaroğlu, hiçbir örgütsel faaliyetinin olmadığını, İP'li sanıklar Nusret Senem ve Adnan Akfırat ile Talat Paşa Komitesi'nde ülke yararına yaptıkları çalışmanın yasa dışı olamayacağını belirtti.

Alemdaroğlu, iddianamede geçen derneklerin hiçbirine, İşçi Partisi ve lions kulübüne üye olmadığını, gençliğinde CHP üyeliğinin bulunduğunu söyledi.

Savcı Pekgüzel'in, Doğu Perinçek'in düzenlediği bir toplantıya katıldığını söylemesi üzerine Alemdaroğlu, ''Ben bir bilim adamıyım. Toplantıya gidip görüş beyan etmiş olabilirim. Sizi çağırsalar gitmez miydiniz?'' dedi.

Bu soruya itiraz eden tutuklu sanık İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, ''İşçi Partisi yasal bir parti. Yasa dışı gibi göstermek kimsenin haddi değil. Bu soruyu soramaz'' diye konuştu.

Savcı Pekgüzel'in Alemdaroğlu'na bazı notlarla ilgili soru yöneltmesine avukatı Metin Çetinbaş itiraz etti.

Çetibaş'ın, soruların maksatlı geldiğini belirterek, susma hakkını kullanmasını istediği Alemdaroğlu, cevap vermek istediğini belirterek, ''İrtica tehdidi yazılı, sözlü, görsel basında belirtilirken, benim lions kulübünün toplantısında yaptığım konuşmanın başlıklarıdır'' dedi.

Alemdaroğlu, ''Türkiye'de son 50 yıl içinde irticai ne gibi girişimler olduğunu, Danıştay saldırısının türban meselesinden gerçekleştiğini, Sivas katliamı gibi konuları bir bilim insanı olarak değerlendirdiğini'' ifade etti.

 

Hareketlerle ilişkisi

Savcı Pekgüzel'in ''Yurtsever Hareketi, Güven Hareketi, Kuvayi Milliye Hareketi ile bağlantınız nedir?'' diye sorduğu Alemdaroğlu, bunların bilgisayar çıktısı şeklinde olduğunu, Yurtsever Hareketi ressam Bedri Baykam'ın gerçekleştirdiğini, ancak hiçbir toplantısına katılmadığını söyledi.

Güven Hareketi'nin ise düzenlediği birkaç toplantısına konuşmacı olarak katıldığını, Kuvayi Milliye Hareketi'nin ise hiçbir davetine katılmadığını belirten Alemdaroğlu, bu dernekte bulunan sanıkları tanımadığını ifade etti. Alemdaroğlu, savcının bazı sorularına da şöyle cevap verdi:
''Ben ve benim gibi bilim adamları herhangi bir fikir platformunda çalışırken hiçbir resmi kurumla görüşmez. Üniversiteler gibi bilim kuruluşları miting yaparken Türk Silahlı Kuvvetleri dahil hiçbir resmi kurumdan destek istemezler. Aksi söz konusu bile olamaz. Böyle düşünürseniz üniversiteler çok küçülür, size de zarar verir.''

 

Ergenekon hakkındaki bilgisi

Savcı Pekgüzel'in ''Derin devlet ve Ergenekon hakkında ne biliyorsunuz?'' diye sorduğu Alemdaroğlu, ''Sizlerden öğrenmeye çalışıyorum. Bu konuda kitaplar okudum, gazeteleri takip etmeye çalışıyorum halen anlamış değilim'' dedi.

Ümit Sayın ile sabit telefonla görüşmesinin nedenini ise ''Cep telefonuyla görüşmeler zaman zaman kesiliyor. Dinleme korkusu Türkiye'yi sarmış. Türkiye'yi bir korku imparatorluğu haline getirerek yaşayamayız'' diyen Alemdaroğlu, ''Ümit Sayın bana gizli bilgi vermedi. Kendi sıkıntılarını anlattı. Büyüğü olarak görüşüme başvurması suç mudur?'' diye sordu.

Alemdaroğlu, 44 yıl boyunca başarılı sağlık hizmeti verdiğini ifade ederek, ''Komutanlardan bir şey beklemiyoruz. Ulusalcı milli güçlerin sağcısı, solcusu bir araya gelerek seçim sandıklarından başarıyla çıkmasını istiyorum. Komutanlardan da herhangi bir şey beklemediğimi yaşam öyküm gösteriyor. Halkın bir şeyler yapması değil, demokrasi seçim sandıklarında başlar, biter. Halk birliktelikle şemsiye altında bu işi bitirmelidir. 1946, 1940, Kemalizm ruhu budur'' dedi.

Savcı Pekgüzel'in ''27 Mayıs'ı milli demokratik devrim olarak niteliyorsunuz?'' demesi üzerine Alemdaroğlu, 27 Mayıs'ı yapanların bunu ''Ak devrim'' olarak nitelediğini, ''demokrasi'' sözcüğünün yer almadığını kaydetti.

 

Susma hakkı

Savcı Pekgüzel'in Ümit Sayın ile yaptığı ve ''paşalar'', ''darbe'' gibi kelimelerin geçtiği telefon konuşmalarını sorduğu Alemdaroğlu, Sayın'ın psikolojik rahatsızlığı olduğunu, rahatlatmak için konuştuğunu ileri sürdü.

Avukat Metin Çetinbaş ise telefon konuşmalarıyla ilgili sorulara karşı ''susma haklarını kullanacaklarını'' belirterek, Savcı Pekgüzel'in soru sormasına gerek olmadığını belirtti.

Alemdaroğlu da ''susma hakkını'' kullanacağını söyledi. Bunun üzerine Pekgüzel, Alemaroğlu'na soru yöneltmeyi bıraktı.

 

"Darbe günlükleri"

Savcı Nihat Taşkın'ın da ''1960 ihtilali sizce devrim mi, darbe mi?'' şeklindeki sorusuna Alemdaroğlu ve avukatı itiraz etti.

Bunun üzerine Taşkın'ın, Özden Örnek'in kaleme aldığı belirtilen ''Darbe Günlükleri''nde Alemdaroğlu'ndan da söz ettiğini belirtmesi üzerine Kemal Alemdaroğu, şunları kaydetti:
''Özden Örnek böyle bir günlüğünün olmadığını çok açık bir ortamda dile getirdi. Örnek, bu dava da şüpheli mi, sanık mı, tanık olup olmadığını bilemiyorum. Nasıl oluyor da bu sorular soruluyor? Ne Deniz Komutanlığı ne de sonrasında Örnek ile görüşmem yok. Kemal Gürüz ile böyle bir konuşmam yok. Böyle suçlu yaratmaya çalışmayın. Ben hiçbir askeri yetkili ile bir toplantıda bulunmadım. 2004'te Tevhid-i Tedrisat Yasası'nın yıl dönümünde ATO ve ADD'nin düzenlediği bir toplantıya katıldım. Sanırım Özden Örnek de katılmıştı.''

Savcı Taşkın'ın ''Darbe Günlükleri'' ile ilgili sorularına da avukat Çetinbaş itiraz etti.

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün de bu günlüklerin bu davanın ve suçlamanın konusu olmadığını, diğer iddianame geldiğinde değerlendirilebileceğini kaydetti.
Savcı Taşkın da günlüklerle ilgili soru yöneltmeyi bıraktı.

Bir soru üzerine adı Kuvayı Milliye olan herhangi bir topluluğun etkinliğine katılmadığını, ancak katılsa bile bunun da suç olmayacağını belirten Alemdaroğlu, ''Kuvayı Milliye aslında 'milli güçler' demektir. Eğer bu bilinmiyorsa, onun da tarihini anlatmam mümkün'' dedi.

 

Danıştay saldırısı

Alemdaroğlu, üye hakim Hasan Hüseyin Özese'nin savunmasındaki Danıştay saldırısı davasıyla ilgili sözlerini hatırlatarak, bu saldırı hakkında neler bildiğini sorması üzerine de şöyle konuştu:
''Benim bilgim yok. Gazete bilgisi olarak biliyorum. Baskını yapan kişi türban için yaptığını söyledi. İrticaya dönük söylemler içinde bulundu. Yargılandı. Şimdi de bu davanın içine giriyor. Biz de türban yasağı koyup yıllarca tehditler almış kişiler olarak o saldırının yöneticisi konumuna mı giriyoruz bilmiyorum.''

Duruşma sonrasında cezaevinin girişinde basın mensuplarına kısa açıklama yapan Alemdaroğlu, anlaşılır bir şekilde savunmasını yaptığını, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini savunan bir kişi olarak iddia makamının yönelttiği soruları yanıtladığını söyledi.

Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, en kısa zaman içerisinde yargının adaleti gerçekleştireceğini ve en önemli sonuçlarla asrın davasını bitireceğine inandığını kaydetti.