Hıfzı Topuz Nâzım'ı Anlatıyor/ 3

Nâzım'ın şiirlerini okuyorlar, Atatürk, "Çağırın Nâzım'ı buraya" diyor. Nâzım gitmiyor. Nâzım, "Ben Safiye Ayla değilim" diyor sanırım ayrıntılı olarak bilmiyorum ama Atatürk bunu da yadırgamıyor.
Yayınlanma tarihi: 4 Haziran 2009 Perşembe, 08:28

Nâzımın hapiste yatmasını haksızlık olarak nitelendiren Hıfzı Topuz, Nâzıma karşı cephe alınmasına ilişkin şu açıklamalarda bulundu: ‘‘Nâzım, Moskova’dan geldikten sonra burada gayet popüler oluyor. Her tarafta bayrak gibi dolaşan bir adam. Konuşmasıyla, heyecanıyla dikkat çekiyor. Birtakım ırkçılar var, gericiler var, Nâzım’ı kıskananlar var. Bunlar cephe alıyorlar Nâzım’a, Nâzım imajını yıkmaya çalışıyorlar. Bir de devlette de Nâzım’ın düşüncelerini iyi karşılamayan insanlar var, bunların başında Fevzi Çakmak var. Fevzi Çakmak hiç hoşlanmıyor Nâzım’dan. Atatürk öyle değil. Nâzım’ın şiirlerini okuyorlar, ‘Çağırın Nâzım’ı buraya’ diyor. Nâzım gitmiyor. Niye gitmiyor? Atatürk belki fazla içki almış olur, belki hakaret eder diye çekiniyor. Nâzım, ‘Ben Safiye Ayla değilim’ diyor, sanırım, ayrıntılı olarak bilmiyorum ama Atatürk bunu da yadırgamıyor. ‘Aferin çocuğa’ diyor. Yani Atatürk hiç küçümsemiyor Nâzım’ı. Atatürk’ün o zamanlar yanında olan Ali Fuat Cebesoy var biliyorsun, Ali Fuat Cebesoy Atatürk’ün sınıf arkadaşıdır. Harbiye’de gençlikleri beraber geçmiş. Sonra Milli Mücadele’ye katılıyor. Nâzım’ın da dayısı Ali Fuat Paşa. Hapis yattığı yıllarda diyorlar ki ‘Ali Fuat Paşa’ya söyle durumunu.’ Mektup yazıyor Nâzım, Ali Fuat Paşa’ya. Ali Fuat Paşa bunu Atatürk’e ne ölçüde söylüyor, söyleyemiyor. Ama Atatürk o zamanlar hasta, yani bunlara karar verebilecek durumda değil. Hatta Şükrü Kaya da giriyor araya. Şükrü Kaya da öyle sola yakın bir adam değil ama daha aklı başında bir insan. Bu ayrıntılar Yıldız Sertel’in kitabında var.

1950’ye kadar hapiste

Ondan sonra Nâzım, Kuvayı Milliye Destanı’nı yazıyor. Atatürk’e de müthiş bir hayranlığı var. Ve o da bir mektup yazıyor ve ona olan hayranlığını gösteriyor. Atatürk o zamanlar bir karar alabilecek bilinçte bir insan değil, belki mektubu görmüyor bile. Bu hikâye 1938 yılında oluyor. Yani ondan sonra da, Nâzım 1950’ye kadar hapiste kalıyor.


Unutamadığı 3 anı

Nâzım Hikmet’in hayatında onu en çok etkileyen 3 anıyı kendisi ile paylaştığını söyleyen Topuz, ‘‘Nâzım’ın anlattığı anılar beni de çok etkiledi’’ diyerek bu anekdodik hikâyelerden birini daha anlatmaya başladı: Bir gün Nâzım, ‘Bak, benim hayatımda unutamadığım 3 önemli anım var, onları sana anlatayım’ dedi.

• Ve anlatmaya başladı Nâzım: ‘Birincisi, Moskova’ya ilk gittiğim günlerde bir toplantıya katıldım. Yeni gelmişim, herkes alkışlıyor beni, derken bir kadın geldi. Bana bir kâğıdın içinde bir mektup verdi. Ben de aldım. Cebime koydum bakamadım orada. Otele gittim, mektubu, zarfı açtım. Bir de baktım terden biraz rutubetlenmiş bir kâğıt, içinden bir resim çıktı, altında da şu yazı: ‘Oğlum Stalingrad’ı savunurken öldü. Bu bende kalan son resmi, bunu sana hediye ediyorum.’ Nasıl olur? Ölen oğlunun tek resmi kalmış, onu da bana hediye ediyor. Sonra her gittiğim yerde bu kadın kimdir diye soruşturdum ama bulamadım. Bu beni çok duygulandıran bir olaydı’ dedi.

• Ve Nâzım ikinci anısını anlatmaya başladı: ‘Bir gün bir mektup aldım, İtalya’da bir okuyucumdan, Nâzım ben bir kızı seviyorum. Bir türlü anlatamıyorum, ben çekingen bir insanım. Âşık olduğumu nasıl anlatsam diye düşünüyorum. Bir gün kararımı verdim. Senin bir şiirini okudum, dinleyince anladı. Ve seviştik, evlendik, şimdi karım oldu, senin sayende oldu’ demiş.

• Üçüncüsünde ise Nâzım birinden bir mektup almış, mektupta bir adam diyormuş ki: ‘Benim gözlerim görmüyor, intihar etmeye karar verdim. Hastanedeydim. Ve intihara karar verdiğim gece hemşireler bana senin İtalya’da yeni basılmış kitabından şiirleri okudular. Onları dinleyince intihara karar verdiğimden utandım. Beni ölümden kurtardın. Senin sayende yaşıyorum.’ Bunlar çok tatlı anılar değil mi?”


Ölümüne kadar komünist kaldı

Komünizm düşmanları vardı, toprak sahipleri vardı. Nâzım bunlara karşı hoşgörülüydü. Kendisine düşman olanlara evvela ‘Putları Yıkalım’ diye bir şeyler yazdı. Resimli Ay’da çalışmaya başladığı zaman Akif’e, Yahya Kemal’e falan çattı ama sonra barıştı hepsiyle.

Rejimin sol fikirlerden, Marksizmden korkusunu Topuz şöyle anlatıyor: “Tabii ki Sovyetler’den korku diye bir şey vardı. Sovyetler Türkiye’den bir şey istemeden evvel de Sovyetler’den korkuluyordu Türkiye’de. Ve bunu körükleyen birtakım insanlar vardı. Halbuki Türkiye’de işçi sınıfının devrim yapacak gücü yoktu ki. Yani Atatürk işçi sınıfına dayanmıyor, bir halk hareketi olarak üçüncü dünya ülkelerine örnek olacak bir devrim yapıyor. Nâzım da bunun farkına varıyor yani. O da illa işçi sınıfı iktidar olsun diye dayatmıyor. Ama bir komünizm korkusu var. Komünizm korkusu bir kere dinci çevrelerden geliyor. Ondan sonra ırkçılar bunu körüklüyorlar. Daha sonrada büyük toprak sahipleri falan korkuyorlar. Mesela Şevket Mocan o zaman Meclis’te bar bar bağırıyor Nâzım hakkında. Yani komünizm düşmanları vardı, toprak sahipleri vardı. Nâzım bunlara karşı hoşgörülüydü. Kendisine düşman olanlara evvela ‘Putları Yıkalım’ diye bir şeyler yazdı. Resimli Ay’da çalışmaya başladığı zaman Akif‘e Yahya Kemal’e falan çattı ama sonra barıştı hepsiyle. Yani daha hoşgörülü, daha anlayışlı bir insan olarak gelişti. Yaşamı büyük bir hoşgörü içinde gelişti. Ama düşüncelerinden hiç ödün vermedi. Marksizmden hiç ödün vermedi. Yani kendisini komünist tanıdı, ölümüne kadar da komünist kaldı. Uygulamada hiçbir zaman işçi diktatoryasına yönelmedi. Ve bugünlere kaldıysa bu değişme içinde olmasındandır. Diyalektik bir gelişme içinde olduğu için Nâzım bugünlere kaldı. Ve bugün de hâlâ canlı.”

Nâzım'ın Atatürk’e yazdığı Mektup

Türk Ordusunu "isyana teşvik" ettiğim iddiasıyla "on beş yıl ağır hapis" cezası giydim. Şimdi de Türk Donanmasını "isyana" teşvik etmekle töhmetlendiriliyorum.
Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum
Askeri isyana teşvik etmedim.
Kör değilim ve senin yaptığın her ileri dev hamleyi anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Yurdumun ve senin karşında alnım açıktır.
Yüksek askeri makamlar, devlet ve adalet, küçük, bürokrat gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılap ve yurt haini değilim ki bunu bir an olsun düşünebileyim.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim.Sırtıma yüklenen ve yükletilebilecek
hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirim.
Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim.
Bağışla beni.Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu "inkılap askerini isyana teşvik" damgasını ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.
Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin.
Kemalizm'den ve senden adalet istiyorum.
Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki suçsuzum.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.