Avrupa Konseyi Genel Sekreter Seçimi

Yayınlanma tarihi: 5 Haziran 2009 Cuma, 06:33

Türkiye maalesef kuruluşundan bu yana (1949) Türkiye A. Konseyi Genel Sekreterliği makamına hiçbir zaman aday olmamıştır. Bu konuda konseyde çalıştığım 1971-2008 yıllarında hiçbir teşebbüs, çalışma veya girişim olmadığını üzülerek belirtmem gerekiyor. 1949-1971 arasında da bu konuda herhangi bir teşebbüs olmadığı biliniyor.

Muammer TOPALOĞLU Avrupa Konseyi (Emekli) Protokol Müdürü

Haziran ayının son haftasında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) toplantısında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri seçimi yapılacaktır. A. Konseyi Genel Sekreteri her beş yılda bir Bakanlar Komitesi tarafından önerilen adaylar arasından AKPM tarafından seçilir.

Edinilen son bilgilere göre, Bakanlar Komitesi-bakan düzeyinde 12 Mayıs 2009’da İspanya’nın başkenti Madrid’de yapılan 119. toplantısında, dört aday arasından AKPM üyesi Belçikalı ve Macar parlamenterlerin aday adaylığını kabul etmeyerek eski Norveç başbakanlarından Thorbjorn Jagland ve eski Polonya dışişleri bakanlarından Wlodzimierz Cimoszewicz’in adaylığına karar vermiştir. Buraya kadar anlatılanlar okuyucu tarafından sıradan, heyecansız ve alışılagelmiş bir prosedür sorunu olarak algılanabilir.

Ama bu seçimin şimdiye kadar yapılan genel sekreter seçimlerinden farklı olacağı anlaşılmaktadır. Nedeni Bakanlar Komitesi A. Konseyi tarihinde belki de bu konuda ilk kez kesin ve kararlı bir tutum sergileyerek AKPM tarafından ve parlamenter meclisin kendi bünyesinden “önüne gelenin” aday olmasına fırsat tanımamıştır. 2005 yılında Varşova’da yapılan 3. A. Konseyi Zirvesi’nden sonra Lüksemburg Başbakanı Juncker tarafından hazırlanan rapor (1), A. Konseyi Genel Sek-reterliği aday adaylarının daha önce kendi ülkelerinde devlet veya hükümet başkanlığı yapmış (veya benzeri üst düzey mevkilerde bulunmuş), uluslararası alanda deneyimli, bilgi sahibi olmalarını üye ülkelere önemle ve özellikle tavsiye etmişti.

Başarılı olamadılar

Juncker raporundaki bu önerinin nedeni ise son derece basitti: yıllardan beri AKPM seçimi için adayların mutlaka kendi bünyesinden, AKPM raportörlüğü veya komite başkanlığı yapmış, ancak her nedense kendi ülkelerinde ismi pek fazla duyulmamış bazı parlamenterleri genel sekreterlik seçimlerine katılmalarına ses çıkarmamıştır. Bu adayları her türlü deneyimsizlik ve çok konuda bilgi -ve maalesef görgü- noksanlıklarına rağmen genel sekreterlik makamına layık görmüştür.

1999’dan bu yana seçilen kişilerin genel sekreterlik mevkiinde pek başarılı oldukları ve tutarlı bir politika uyguladıkları maalesef söylenemez. Özellikle eylül ayı başında görevini yeni genel sekretere devredecek olan şimdiki genel sekreterin seçildikten kısa bir süre sonra bu iş ve makam için yeterli olmadığını Delegeler Komitesi (üye ülkelerin büyükelçileri) üyeleri, AKPM üyeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üyeleri (yargıçlar) ve konsey çalışanları -sek-retarya mensupları- kısa zamanda anlamışlardır. Juncker raporunda altı çizilerek belirtilen ve A. Konseyi Genel Sekreterliği’ne aday adaylarının uluslararası alanda deneyimli, bu konularda bilgi sahibi olan ve daha önce kendi ülkelerinde devlet veya hükümet başkanlığı yapmış olmaları tavsiyesinin temelinde özellikle delegeler komitesinin son yıllarda uğradığı büyük hayal kırıklığı ve genel sekreterin çalışmalarından kaynaklanan hoşnutsuzluk yatmaktadır.

Gereksiz demeçler verdiler

Genel sekreterin önemsiz detaylarla uğraşması, tutum ve davranışları ile A. Konseyi’nin ve bulunduğu makamın itibarını düşünmeden hareket etmesi, üye ülkeler için çok hassas konularda “zücaciyeci dükkânındaki fil” misali gereksiz demeçler vermesi veya girişimlerde bulunması en önemlisi A. Konseyi’nin (kuruluş kanunu olan) statüsüne göre genel sekreterin sorumlu olduğu Bakanlar Komitesi ve AKPM’nin güvenini kaybetmesine neden olmuştur.

Ayrıca daha önce de belirtildiği gibi A. Konseyi çalışanlarının büyük bir çoğunluğunun kendisine olan güvenini yitirip hiç gereği olmayan kararlar alarak onların çalışma şevkini kırmış, çalışanların dinamizmini kaybetmelerine neden olmuş ve maalesef A. Konseyi’nin çalışmaları bir çeşit “yazboz” tahtasına dönmüş ve personel uzun zamandan beri “gün saymaya” başlamıştır. Bu olumsuz durumun, ancak AKPM’nin akılcı ve mantıki bir yaklaşımla kendilerine Bakanlar Komitesi tarafından Madrid’de önerilen iki genel sekreter aday adaylarından birini seçmeleri ile düzelebileceği beklenmektedir.

Türkiye’ye gelince, maalesef kuruluşundan bu yana (1949) Türkiye A. Konseyi Genel Sekreterliği makamına hiçbir zaman aday olmamıştır. Bu konuda konseyde çalıştığım 1971-2008 yıllarında hiçbir teşebbüs, çalışma veya girişim olmadığını üzülerek belirtmem gerekiyor. 1949-1971 arasında da bu konuda herhangi bir teşebbüs olmadığı biliniyor.

Halbuki orada bulunduğum yıllarda, uluslararası ilişkiler konusunda uzmanlaşmış, üstün yetenekli, mükemmel dil bilgisine sahip bazı TBMM üyelerinin konseydeki çalışmalarını bizzat gözlemledim. Bu kişilerden en azından bir veya ikisi, A. Konseyi Genel Sekreterliği görevini başarılı bir şekilde ifa edebilirdi. Ama ne yazık ki Türkiye bu konuyla hiç ilgilenmedi...

Ders alınmalı

Ulaşan son bilgilere göre haziran ayı sonunda yapılacak genel sekreter seçimi konusunda AKPM aşırı hassasiyet ve alınganlık göstermekte, aday adayı olan Belçikalı ve Macar üyelerin Bakanlar Komitesi’nin Madrid toplantısında kabul ettikleri listeye dahil edilmemelerine karşı çıkarak seçimi boykot edebileceğini söylemektedir.

AKPM’nin ilk bakışta tutumunda haklı olduğu düşünülse bile geçmiş deneyimler ve AKPM’nin daha önce izlemiş olduğu politikalar ve özellikle son on yıl içinde bu konuda yaptığı seçimlerden ders alması ve benzer hataları tekrarlamaması gerekmektedir.

Delegeler komitesi mayıs ayı sonunda yaptığı toplantısında 12 Mayıs’ta bakanlar tarafından alınan kararı tekrarlamış, ayrıca bu konuda AKPM ile görüşmeye hazır olduğunu belirtmiştir. Kuşkusuz soruna bir çözüm bulunacaktır, önemli olan Bakanlar Komitesi’nin Madrid’de alınan kararın nedenlerinin anlaşılmasıdır. Mantıki ve rasyonel bir çözümle donanımlı bir adayın genel sek-reter seçilmesi bu yıl kuruluşunun 60. yılını kutlayan A. Konseyi’nin 1949’dan bu yana oynadığı siyasi, hukuki role ve insan haklarının korunması konusundaki başarısına, yaptığı hükümetlerarası çalışmaların önemine katkıda bulunacaktır.

AKPM’deki Türk parlamenterlerin bu önemli konuda geçmiş tecrübeleri göz önünde bulundurarak tercihlerini yapmaları beklenir. Ayrıca, Türkiye’nin konseyin kuruluşundan beri 60 yıldır kurucu üye olmasına karşın bu göreve talip olmadığı da unutulmamalı ve beş yıl sonra yenilenecek olan genel sekreterlik için şimdiden hazırlık yapmaya başlaması ve adayını belirlemesi gerekmektedir. 1 - Bakınız: Juncker raporu “Council of Europe-European Union:a sole ambition for the European continent”

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.