Binlerce farklı kadınım

Özge Özder için oyunculuk var olmanın yolu... İçindeki kadınları oynayarak açığa çıkarıyor. “Dudaktan Kalbe” dizisinde şımarık ve zengin bir kadın rolünde çıktı karşımıza. Özder, yakında, bir psikolojik gerilimde baş rolü oynayacak, bir de şiddeti konu alan bir tiyatro oyununa hazırlanıyor...
Yayınlanma tarihi: 7 Haziran 2009 Pazar, 07:50

Dudaktan Kalbe dizisinin çelik prensesi olarak iki yıldır ekranlarda Özge Özder. O, tiyatroya gönül vermiş ve yıllarca bunun peşinde koşmuş bir tiyatro tutkunu. Gözlerindeki ışıltıdan belli tutkusu. Yaşamdaki arayışı da oyunculuk üzerine hep. İçindeki farklı kişilikleri tanımak, onları dışarı çıkarmak, empati kurabilmek istiyor.

Ülke sorunlarına duyarlı, yaşananların farkında. Evinin girişine “Tehlikenin Farkında mısınız?” yazısı asması da bundan. Sıcak ve samimi. Bugünlerde yazın çekimlerine başlayacağı psikolojik gerilim türündeki filmin heyecanını yaşıyor. Farklılıklara açık, yenilikçi düşünüyor. Yapacak çok şeyi, söyleyecek çok sözü var yaşama ve yaşananlara dair.

Özder’le oyunculuk serüveninden gelecek projelerine dek pek çok şeyi konuştuk.

Haksızlıklara ağlayan, hayvanlara yapılan acımasızlıklara dayanamayan, elinden geldiğince mücadele ederek geçirdiği bir çocukluk yaşamış Özder. Hâlâ da aynı inancı taşıyor gözlerinde. Önce hukuk okumak istemiş, sonra psikiyatriye karar vermiş. Çünkü insanın doğasını, ruh halini anlamak istemiş. Üniversiteye hazırlanırken gittiği dershanede coğrafya dersi sırasında bir anda kararını vermiş, kitaplarını toplayıp, soluğu Ankara Devlet Konservatuvarı’nın bahçesinde almış; hayallerinin okulunda. Ortaokulda başlayan tiyatro aşkını, bir ömre yaymak istediğini ilk anladığı yer burası. “Aslında kendimiz seçeriz kim olduğumuzu. Sanırım ben, kendimi seçemediğim için oyuncu oldum” demiş konservatuvarı kazandıktan sonra günlüğüne tuttuğu notta. “Her seçimin diğer seçimlerden vazgeçmek olduğunu biliyordum. Bundan kurtulmak için oyuncu oldum. Gündelik hayatta kim olduğumla ilgili bir sorunum yok, ama oyunculuk sayesinde bazen bir mühendis, bazen bir avukat oluyorum. Bazen fahişe, bazen bir ev hanımı, dansçı, yatalak olabiliyorum. Bu özgürlüğü seviyorum” diyor. Tek kişi olamadığından söz ediyor. Bu bir omurgasızlık değil, kalıplara sıkışmak istemiyor. Şablonlarla bir derdi var. “İçimde binlerce kadın var ve onların belki de bir soluk alanı oyunculuk” diyor. Canlandırdığı karakterlerle toplumun baskıladığı tanımlılığa karşı duruyor.

Elif Özge Özder

Asıl adı Elif Özge Özder. Kendi anlatımıyla Elif, korunaklı, kırılgan tarafı. Özge ise koruma kalkanı; güçlü duran, her şeye yetebilen. Bir tarafıyla herkese ve her şeye açıkken, bir tarafıyla da korumaya alıyor kendini. Yaşamdaki arayışı ise yine oyunculuk üzerine. Yapmak istediği çok şey var, ama “Zamanla” diyor. Sırasını bekliyor belki de. Türkan Saylan’ın cenazesinde ve bir gün önce tiyatrocuların Taksim Anıtı’na yaptığı yürüyüşte de aynı şeyleri hissetmiş. “Orada toplanan insanlar, bu dünya için endişelenen, bazı şeylere kafa yoran, gerçek insanlardı. Kirlenmemişlik vardı yüzlerde. Bu güncel bir örnek. Daha pek çok insan, pek çok aydın var hassasiyetleri ve çalışmaları bilinen. Umarım bir gün maddi endişeler ve yaşamdaki kaygıları geride bırakıp, ben de istediğim yönde bayrak tutabilirim” diyor.

Gerek tiyatronun durumuyla gerekse ülkede yaşananlarla ilgili halkı bilinçli olmaya ve destek vermeye çağırıyor Özder. “Ancak böyle ayakta durabiliriz” diyor, “Sesimizi çıkaracağız. Kendi adıma yaşadığım ülkeyi çok seviyorum. Önceliklerimden biridir bu. Kimileri, bıktım bu ülkeden çekip gideceğim, diyor. Bu haksızlık bence. Çekip gidersek ne olacak? Hediye mi edeceğiz birilerine, buyurun mu diyeceğiz? Bu ülkede aydınlık insanların olduğuna inanıyorum. Umudum var.”

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.