Erdoğan gündemi değerlendirdi

"Başbakanla Gündem" programında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile ne konuştukları sorusunu, ''Aramızda gizliliği olan bir görüşmeyi hiçbir zaman ifşa etmem" şeklinde yanıtladı. Gazetecilerin görüşmeye ilişkin ''Türkiye'de asker-siyasi ilişkilerinde bir dönüm noktası olabilir mi?'' sorusu üzerine, ''Olabilir'' dedi.
Yayınlanma tarihi: 9 Haziran 2009 Salı, 07:41

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ATV'nin ''Başbakanla Gündem'' adlı programında gazetelerin sorularını yanıtladı.

"AK Parti tartışması"

Erdoğan, daha önce bu konuyla ilgili TDK'dan cevap istediklerini, bununla ilgili bir soru gelebileceği düşüncesiyle TDK'nın cevabını yanına aldığını kaydeden Erdoğan, AKP'yi kurduklarında Yargıtay Başsavcılığı'na partilerinin kısaltılmış ismini de açılımını da gönderdiklerini anlattı.

Erdoğan, bunun üzerine şöyle konuştu: ''Biz de lakap diye aramızda, halk arasında anılır, bu söylenir. Biz de çocuklarımıza, arkadaşlarımıza o lakabı takardık. Ama bir siyasi
partinin tescilli bir adı varken, bu tescilli adı kullanmayan, bu süreç yeni başlamadı, bu sürecin başlaması 2002 yılındadır. 2002 yılında bir köşe yazarı bu süreci başlattı ve ''AK Partiye, (AK Parti) demeyin, (AKP) deyin'... Oradan başladı ve genişleyerek gitti.
"

Erdoğan, şöyle devam etti: "Bu konuları bile biz yargıya götürmek durumunda kaldık. Yargıdan da aldığımız cevaplar, ağır eleştiri. Bakın bir siyasi partiye, ağza alınmayacak, edep dışı bu ifadeleri çevirenler oluyor. Bu tür kabiliyeti olanlar var. Parlamento içinde de var, parlamento dışında da var. biz kalkıp da bunu halkımıza anlatmazsak, bunu söylemezsek, kendi partimizin adını savunmaktan aciz duruma düşeriz ki bu doğru olmaz."

Mayın temizleme konusu

Başbakan Erdoğan, çok tartışma yaratan mayınların temizlenmesiyle ilgili soruları yanıtlarken, bu konunun geçmişinin çok eski olduğunu ifade etti. Kendi dönemlerinde değil, 1990'lı yıllarda başlayan bir süreç olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye'nin Ottawa Anlaşması'na göre 2014 yılına kadar sınırlardaki mayınları temizlemesi gerektiğini anımsattı.

Erdoğan, şunları söyledi: ''Biz aslında bu anlaşmanın gereğini yapıyoruz. Bu anlaşmanın gereğini yaparken de biz burayı öyle temizleyelim ki bunun sonucunda bu bölge
nasıl değerlendirilir? Şimdi yer altının değerlendirilmesi var, bir de toprak üstünün değerlendirilmesi var. Toprak üstünde de Tarım Bakanlığımızın yaptıkları çalışmalar neticesinde burada organik tarım yapılabilir tespiti var. Bu noktadan hareketle şimdi diyorlar ki 'bu ihalelerle birlikte işte petrol, maden şu bu filan... Onlar zaten verilmiş. Çoktandır orada petrol aramasını bizim kamu kuruluşumuz TPAO, özel sektör yapıyor, yabancı kuruluşlar yapıyor. Sınır boylarında zaten yapılıyor şu anda, ama bundan ya haberleri yok ya da yeni yeni bunu öğreniyorlar, ya da duyuyorlar.''

''Peki bir Türk firmasına verilemez miydi?'' sorusuna Erdoğan, ''Hayır öyle bir endişe yok zaten, tabii verilir, niye verilmesin. Yani bir başkasına verilmesi diye bir süreç yok...'' karşılığını verdi. Kendi iktidarları döneminde ''Ordu ile bunu yapma noktasında adımlar attıklarını'' anlatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''O zaman biz, Kara Kuvvetlerine bunu söyledik. Dedik ki 'bu neye mal olur? bize rakam verin.' '25-30 milyon dolarla bu iş yapılır' denildi. Ödeneği ayırdık, aradan bir müddet geçti, aldığımız cevap şu; 'bunu yapamayacağız, iade ediyoruz' ve ödenek tekrar gönderildi. Ondan sonra 'ne yapalım?' diyerek oturduk konuştuk, dedik ki 'bu işi Maliye Bakanlığı yoluyla yapalım' ve Maliye Bakanlığı, o süreçte bir adım attı. Buna talip, ülke içinden çıkmadı, ülke dışından o zaman 500 milyon dolar civarında bir teklif geldi. O teklif de bize o dönemde çok yüklü bir teklif geldi. Bunun üzerinde biz, 'biraz daha çalışalım' dedik. Bu sürece gelince, yeni yeni dünyada da bazı gelişmeler var. İsmi anıldığı için mesela bunlardan bir tanesi de NAMSA... Burada böyle bir ihaleyi, sertifika noktasında kimse ona cesaret edemiyor. Yani garantörü kim olacak, kim bunun sertifikasını verecek? Yarın bu temizleme işi yapılırken ya da orada bir mayın patlaması, şu bu olursa bunun garantisini kim verecek? Bunu vermeye kimse yeltenemiyor. Bunu yapan kim? Sadece NATO yani NAMSA yapıyor. Peki NAMSA bunu nasıl temizliyor? O da taşeronlar vasıtasıyla yapıyor. Bu noktada, 'NAMSA'ya bu işi vermeyelim', böyle bir şeyimiz de yok. 'Kendi Silahlı Kuvvetlerimizle yapmayalım' diye de böyle bir yargımız kesinlikle yok. Bizim tabii ki burada Silahlı Kuvvetlerimiz, böyle bir şeyin içine 'biz gireriz' dediği zaman biz burada hiç düşünmeyiz. Ve onu kesinlikle ona yaptırırız. Nitekim, son ihalede biz hatta onu da oraya getirdik. Öyle bir hareketlenmeye girdik ki mesela iş öyle bir hareketlenme sürecine geldi ki OSTİM'de bizim sanayicimiz bir araya gelerek, 'biz Silahlı Kuvvetlere, savunma sanayine yan ürünler üretiyoruz, bunu da yaparız' dediler ve onlar da bir çalışma içine girdiler. Bakın şimdi piyasa gelişme başladı. En azından rekabet zemini oluştu.''

"Organik tarımı sadece İsrail'in yapabileceği'' görüşünün ortaya atıldığının belirtilmesi üzerine de Erdoğan, ''hiç alakası yok'' dedi. Körfez ülkelerinden de bu noktada taliplerin olduğunu, ''temizlendikten sonra organik tarım işine girelim'' diyenlerin de bulunduğunu anlatan Erdoğan, ''Ama kendi ülkemiz içerisinde böyle bir şeye girecek olanlar olduktan sonra zaten bunu farklı bir şekilde bizim düşünmemiz mümkün değil'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, ''tek dertlerinin, bu bölgenin ülkenin, milletin çıkarına en iyi şekilde kazandırılması olduğunu'' ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: ''Suriye kendi sınırını temizlemiş, biz hala niçin temizlemiyoruz? Bir diğeri de bir defa bu işin içerisinde Milli Savunma Bakanlığı var, Genelkurmay Başkanlığı var, Maliye Bakanlığı var, Tarım Bakanlığı var. Bunlar müşterek yürütecekler. Bir diğer özelliği de tüm sınır boyu, 200 metre eninde güvenlik sınırıdır, bunun dışında kalan bölgede, böyle bir çalışma yapılacak. Yani o güvenlik sınırı her zaman için korunacak.

Fakat İsrail'i burada ortaya atanlar, tamamen mayın temizleme üzerinden İktidarımızı vurmaya veya Partimize gölge düşürmeye, leke sürmeye gayret edenler var. Türkiye'nin bu konudaki tavrı bellidir. Şimdi aldılar özelleştirmeye götürdüler. İşte 'gittiler, şu fabrikaları sattılar, buraları böyle sattılar, bunlar elde bir şey bırakmadılar' dediler.

Zerre kadar ekonomiden anlayan, zerre kadar bu ülkenin menfaatlerini düşünen, o fabrikaların nasıl zarar ettiğini, nasıl bedel ödettiğini, nasıl özel sektörle bu noktada kıyasa koyduğumuzda fiyat farklarını doğduğunu gayet iyi bilirler.... SEKA'da yaşadık aynı şeyi.''

Deniz Feneri

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Deniz Feneri olayıyla bir Allah kuruşu bizim partimizin kasasına girmemiştir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Almanya'daki Deniz Feneri e.V davasıyla ilgili RTÜK Başkanı Zahit Akman hakkındaki iddiaları değerlendirmesinin sorulması üzerine şunları söyledi:
''Biz bir hukuk devletinde yaşıyoruz her şeyden önce. Yani hukuk devletinin içinde bir defa bir şeyi görmemiz lazım; olay bir yargı süreci ve bu yargı sürecinin içerisinde üstelik de bir Alman mahkemesinin bir talebi var Türkiye'den ve bu talep üzerine öyle bir karar alınmış. Dolayısıyla böyle bir sürecin içerisine bizim girmemizin ben doğru olduğuna inanmıyorum. Moldova dönüşünde yine gazeteci arkadaşlar bana sordular, orada da söyledim. Konuyla ilgili olarak bunu savunmak, bana düşmez. Bunu savunması gereken bizzat bu arkadaşların kendisidir. Zahit Bey, diğer arkadaşlar zaten en iyi şekilde savunurlar. Fakat bunu, bizimle böyle ilintili hale getirme olayı, bizi ciddi manada rahatsız eder. Çünkü benim Partimin bir defa tüm hesapları A'dan Z'ye sitemizde her zaman mevcuttur. Ne girer, ne çıkar, hepsi de orada vardır. Hiç bir siyasi partinin yapmadığı, yapamadığı örnek bir çalışmadır bu. Kuruluşumuzdan bu yana buna dikkat etmişizdir. Hala da böyle gitmekteyiz. Deniz Feneri olayıyla bir Allah kuruşu bizim partimizin kasasına girmemiştir. Böyle bir şeyi konuşmayı bir defa ben kesinlikle partime yönelik bir farklı çirkin bir yaklaşım olarak görüyorum. Şık olmayan yaklaşım olarak görüyorum.''

Erdoğan, ''Dosyanın Yargıtay Başsavcılığına gönderilmesini manidar mı buluyorsunuz?''sorusuna, ''Tabii Yargıtay Başsavcılığı'nın kendi talebi olduğu söyleniyor. O talep üzerine de Ankara Başsavcılığının bu dosyayı gönderdiği söyleniyor. Bizim de dışardan öğrendiğimiz, arkadaşlardan aldığımız bilgi bu'' karşılığını verdi.

Ergenekon davası

Başbakan Erdoğan, ''Ergenekon davasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siyasi iktidar bakımından tamamen dışarıdan izlenmesi gereken bir yargı meselesi midir? Yoksa taraf olmaya iten boyutları var mıdır?'' sorusunu şöyle yanıtladı: ''Bu da yine yargı sürecidir. Yürütme olarak bize düşen bir görev var. Nedir? Yargı bizden talepte bulunur ve biz bu talebi yerine getiririz. Kiminle? Tüm güvenlik güçlerimizle bunları yerine getiririz, ama bunları hiçbir zaman sumen altı etmeyiz. Geçmişte zaten bunun bedeli ödendi ülkemizde... Sumenaltı edildi bir sürü şey, ama biz şu anda İçişleri Bakanlığımıza, bütün emniyet teşkilatımıza yargıdan gelen bu tür talebin anında, hassasiyetle yerine getirilmesi konusunu her zaman söylemişizdir. Bu konuda da bu hassasiyet yerine getirilmektedir. Nerelerde neler olduğu çok açık, net ortaya çıkmakta. Demek ki eğer sistem, kurumlar iyi çalışırsa bu ülkede pek çok şey... İtalya'da 'temiz eller' operasyonu oldu, benim ülkemde niye olmasın? Bunların üzerine gidilirse bunlar çıkar.

Yani biz bir Susurluk yaşamak istemiyoruz. Bu dönemde olay çok daha farklı. Mümkün olduğunca faili meçhullerin olmadığı, suç sabit olmadıkça kimsenin suçlu ilan edilemeyeceği bir ortamı da önce hazırlamak lazım. Burada da hassas ve dikkati olmanın önemli olduğuna inanıyorum. ''

''Ergenekon sürecini izlediğiniz zaman devlet sisteminde gerçekten değişmesi gereken zihniyet, tavır, politika olarak çok önemli şeyler olduğu kanısına vardınız mı?'' sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

''Şüphesiz, ama hepsinin gelip dayandığı yer insan. Bu zihniyet değişimini yapacak olan insan. Bakıyorsunuz işte mayın meselesine bir adım atacaksınız, hemen karşısına muhalefet çıkıyor. Böylelikle bir mayın meselesi bir ay Meclis'te zaman alıyor. Oturup konuşalım, neresi doğru, neresi eğri. Böyle bir şey yok. Veya şunu şu şekilde düzenleyelim, yok. Olmaz. Neresinde İsrail? Her şeyde bu var. Yani, sizin aklınızın ucundan geçmeyen bir şeyi sizin aklınıza getiriyorlar.''

Başbakan Erdoğan, parlamento dışında da benzer bir durumun yaşandığını ifade ederek, ''Kurumların içerisinde de böyle. Kurumlarda ciddi bir yerleşik düzen var'' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''Ergenekon davasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siyasi iktidar bakımından tamamen dışarıdan izlenmesi gereken bir yargı meselesi midir? Yoksa taraf olmaya iten boyutları var mıdır?'' sorusunu şöyle yanıtladı:
''Bu da yine yargı sürecidir. Yürütme olarak bize düşen bir görev var. Nedir? Yargı bizden talepte bulunur ve biz bu talebi yerine getiririz. Kiminle? Tüm güvenlik güçlerimizle bunları yerine getiririz, ama bunları hiçbir zaman sumen altı etmeyiz.
Geçmişte zaten bunun bedeli ödendi ülkemizde... Sumenaltı edildi bir sürü şey, ama biz şu anda İçişleri Bakanlığımıza, bütün emniyet teşkilatımıza yargıdan gelen bu tür talebin anında, hassasiyetle yerine getirilmesi konusunu her zaman söylemişizdir. Bu konuda da bu hassasiyet yerine getirilmektedir. Nerelerde neler olduğu çok açık, net ortaya çıkmakta. Demek ki eğer sistem, kurumlar iyi çalışırsa bu ülkede pek çok şey... İtalya'da 'temiz eller' operasyonu oldu, benim ülkemde niye olmasın? Bunların üzerine gidilirse bunlar çıkar.
Yani biz bir Susurluk yaşamak istemiyoruz. Bu dönemde olay çok daha farklı. Mümkün olduğunca faili meçhullerin olmadığı, suç sabit olmadıkça kimsenin suçlu ilan edilemeyeceği bir ortamı da önce hazırlamak lazım. Burada da hassas ve dikkati olmanın önemli olduğuna inanıyorum. ''

''Ergenekon sürecini izlediğiniz zaman devlet sisteminde gerçekten değişmesi gereken zihniyet, tavır, politika olarak çok önemli şeyler olduğu kanısına vardınız mı?'' sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:
''Şüphesiz, ama hepsinin gelip dayandığı yer insan. Bu zihniyet değişimini yapacak olan insan. Bakıyorsunuz işte mayın meselesine bir adım atacaksınız, hemen karşısına muhalefet çıkıyor. Böylelikle bir mayın meselesi bir ay Meclis'te zaman alıyor. Oturup konuşalım, neresi doğru, neresi eğri. Böyle bir şey yok. Veya şunu şu şekilde düzenleyelim, yok. Olmaz. Neresinde İsrail? Her şeyde bu var. Yani, sizin aklınızın ucundan geçmeyen bir şeyi sizin aklınıza getiriyorlar.''

Başbakan Erdoğan, parlamento dışında da benzer bir durumun yaşandığını ifade ederek, ''Kurumların içerisinde de böyle. Kurumlarda ciddi bir yerleşik düzen var'' dedi.

"Nasıl sezdiniz?"


''Siz özellikle geçmişte gerek partinize dönük olarak demokrasi dışı bir takım hazırlıklar olduğunu ne zaman, nasıl sezdiniz? Fark ettiğinizde kendi içinizde nasıl bir tedbir aldınız?'' sorusuna Erdoğan, ''Doğrusu, biz bazı şeyleri hissetmedik değil, hissediyorduk. Halkın yüksek teveccühü olduktan sonraki süreçte bazı şeyleri hissetmeye başladık. Fakat, ortada deliller olmayınca, bir şey konuşacak halimiz de yok...'' karşılığını verdi.
Erdoğan, ''Bu duyum mu, hazırlık mı, bu hissettiğiniz şeyler?'' sorusu üzerine, 'Bazıları duyum, bazıları hazırlık şeklindeydi, ama bu süreç başlayınca artık her şey ortaya bazı delillerle çıkmaya başladı. Bu nereye varır, nereye gider, onu bilemem. Fakat, daha sonra yaşadığımız başka süreçler var. Örneğin ben bir 14 Mart sürecini kabullenemem. O süreç bir adım olmuştur, ama ben o süreci kabul etmem. Partimin antilaik yaftasıyla yaftalanmasını kabul etmem benim mümkün değil'' dedi.
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Yerleşik oluşmuş yapılar ciddi manada bir direnç ortaya koydu. Buna şimdi üzülmemek mümkün mü? 'Muhafazakar partiler' diyerek bir yere işaret veriyorsunuz. Türkiye'nin muhafazakar partileri belli. Ve ne diyorsunuz ondan sonra: 'Bunlar ekonomiye ağırlık verdiler, laikliği ise unutturmaya çalıştılar'. Böyle bir yaklaşım olur mu?
Türkiye'de devletin tanımı ortadadır; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasamızda yazıyor. Nedir? Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Biz bu dört tane özelliğin dördüne de aynı önemi veririz, aynı değeri veririz. Bunu vermek zorundayız. Bunun birini bir tarafa koy, diğer üçünü beğen. Diğer ikisini bir kenara koy, diğer ikisiyle hareket et. Bunları hepsi yanlış. Hepsine eşit mesafedeyiz, hepsini de at başı götürmek durumundayız, ama bunun yanında ekonomiyi de at başı götürmek durumundayız. Bunu da bir kenara koyamayız.''

''Sizin bütün bu süreç zarfında, devletten böyle bir direnç, kurumlar arasında bir kopukluk, birbirine karşı ters tutum takınma yönünde bir izleniminiz oldu mu?'' sorusunu yanıtlarken, Erdoğan, ''Az önce söyledim. Yerleşik o derin yapılar direniyordu'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe'de eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile ne konuştukları sorusunu, ''Aramızda gizliliği olan bir görüşmeyi hiçbir zaman ifşa etmem. Sayın Büyükanıt ile başbaşa yaptığım bir görüşme. Başbaşa yaptığım bu görüşme benimle ebediyete gidecek. Ta ki Sayın Büyükanıt bunu açıklayana kadar'' şeklinde yanıtladı.

''Bu görüşme siyasette dönüm noktası, değil mi?'' sorusuna Erdoğan, ''Benim siyasi yaşamımdaki safhalardan bir tanesi, dönüşüm noktası filan değil'' karşılığını verdi.
Erdoğan, ''Türkiye'de asker-siyasi ilişkilerinde bir dönüm noktası olabilir mi?'' sorusu üzerine, ''Olabilir'' dedi.

İşsizlik ve istihdam paketi

''İşsizlik ciddi bir problem halinde yığılarak geliyor. İstihdam paketi açıkladınız. 500 bin kişiye iş olacak heyecanı var. Aynı anda 500 bin kişiyi nasıl sisteme kanalize edeceksiniz'' sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:
''Bu yaz bir seferberlik ilan edeceğiz, tüm okullarımızı boya, badana, bakım, onarım tüm işleri yaz sezonu içerisinde çıkaralım diyoruz. Bunların bedelleri zaten part ya da full time olabilir. Bu zaten nereden bakarsanız bakın, bir 3 ya da 4 ayı kapsar. Ondan sonra onlar orada aynı şekilde okulda hizmet alımı şeklinde orada çalışmaya devam edebilirler. Bu imkanları, bu hakları da var. Meslek okullarından mezun olan gençlerle alakalı olarak onlara 6 aylık hem staj imkanı, bu stajla beraber de onlara yevmiye karşılığında sosyal güvenlikleri sağlanmak suretiyle onlar çalışmanın içinde yerlerini alacaklar. Bunun yanında yine sektöre diyeceğiz ki, 'Bak böyle böyle.... Ben işveren primini sana ödüyorum. Sen de yanına gel bu elemanı al. Ne kadar eleman alırsa alsın, işveren primini biz sana ödeyeceğiz. Bunları kendimiz Hazine'den karşılıyoruz. İşsizlik Fonundan karşılama noktasında da şeyimiz var ama burada bizim bir avantajımız var. Bir defa işçiyle ilgili olan biz değiliz. O zaten bize yük olmayacak. Alırsa, alması hainde zaten o bizim için bütçeleşecek bir şeydir. Onu şu anda kestiremeyiz ne kadar alacağını. Aldığı anda biz işvereninkini veriyoruz artık işçininkini de kendisi halletmiş oluyor. Hedef burada 500 bin... Bunun altında ya da üzerinde olabilir. Bunu da başarabileceğimize kesin bir inancımız var. Onun için de yine tüm sivil toplum örgütleri başta TOBB olmak üzere onlarla da görüştük. Böyle bir seferberliği birlikte ilan ettik. Ben hatta onlara bazen latife olarak yaparım, 'Bak işte söylüyorsunuz, (bizim 1 milyon 300 bin üyemiz var) diyorsunuz. O zaman herkes bir kişi yanına almış olsa 1 milyon 300 bin kişi yapar.''



Küresel ekonomik kriz

''Genel olarak ekonomik göstergelere bakıldığında krizin Türkiye üzerindeki etkisi nedir? Şu anda nasıl görüyorsunuz'' sorusunu Başbakan Erdoğan, ''Bir gerçeği tespit etmemiz lazım; Şu anda biz küresel krizden az etkilenen bir ülkeyiz ama 'tamamen kurtulduk dersek' yanlış olur. Şu anda bir defa eksideyiz. Ama yıl sonuna doğru buradan kurtulabilme umudu, imkanı olan bir ülke konumundayız'' yanıtını verdi.
Bu durumun şu andaki ekonomik hareketlerde görülebildiğini belirten Erdoğan, Türkiye'deki otomotiv, konut satışlarında bu durumun görülmeye başlandığına işaret etti. ÖTV ve KDV'de atılan adımların küresel ekonomik krize yönelik alınan tedbirler olduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Fakat hani benim Perşembe günü yaptığım açıklamada söylediğim 'para var' dediği olay bunlar... Bizim bunu derken, 'ülkemizde sıkıntı içerisinde olmayan yok' böyle bir iddiayı asla yapmadık. Ama şu anda bir gerçek de var. Bir tarafta banka mevduatlarında azalma olurken, otomobil satışlarında artma oluyor. Hükümet olarak geldiğimizden beri bir çok sosyal tedbirler aldık dar gelirli kesime yönelik. Özellikle özürlüler üzerinde yaptığımız çalışmalar... Yani eğer bir özürlüye annesi bakıyorsa ona verdiğimiz asgari ücret gibi. Bu tür şeylerde sürekli biz yoksul, mağdur olanları yalnız koymayalım, sosyal devlet ilkesini yerine getirelim, bunun adımlarını attık. 65 yaşın üzerindekilere hiçbir geliri yoksa onlara az da olsa belli bir rakamı ödüyoruz. Bu adımları atıyoruz. Bu noktalarda yalnız bırakamayız. Ama dediğim gibi yılın son çeyreğinde bir canlanma başlayacak. Buna şimdi yılın son çeyreği dediğimizde o rakamlar o zaman açıklanmıyor biliyorsunuz. Bunun şimdi bazıları istismarını yapabilir ona da hazırlıklı olmak lazım. Yere sağlam basıyoruz, attığımız adımları temkinli atıyoruz. Bunu gerçekten şu anda ekonomiyle ilgili bakan arkadaşlarım sürekli görüymelerini yaparak, piyasaları gayet iyi takip ederek, piyasa oyuncularıyla sürekli irtibat halinde olarak devam ediyorlar.''

''Vergi indirimine ilişkin süre dolmak üzere. Vergi indirimi süresini uzatmayı düşünüyor musunuz'' sorusunu Erdoğan, ''Değerlendirmesini yaparız, gerekirse uzatırız. Bütün mesele bu canlılığı tutalım'' şeklinde yanıtladı.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.