İnsan Doğmak ve İnsan Olmak

Yayınlanma tarihi: 10 Haziran 2009 Çarşamba, 06:51

Birey olarak her insan, bütün insanlığın bir parçasıdır. Zekâ, sağlık ve yaratıcı yeteneklerimiz yönünden farklı olduğumuz halde insan olarak hepimiz aslında biriz ve benzeriz. Birbirimize bilgiçlik ya da yargıçlık taslayacak bir üstünlüğümüz yoktur.

Biyolojik olarak insan anne ve babadan doğan her canlı ‘insan’dır. Ancak ‘insan doğmak’ ile ‘insan olmak’ farklı şeylerdir.

İnsanın toplumsal bir varlık olduğunu ilk ortaya koyan ünlü Alman düşünür Karl Marx’tır. İnsanın ve bir bütün olarak insanlığın, gelişmesinin bir ürünü ve yüz binlerce yıllık deney ve bilgi birikimine sahip olduğu gerçeğini ortaya koyan Marx, insanı toplumsal ilişkilerin bir bütünü olarak tanımlamıştır.

İnsancılık ya da hümanizm, tüm insanlara bireysel olarak gönenç, esenlik, mutluluk ve eşit haklar sağlanmasını savunan bir ülküdür. İnsancılık belirgin olarak Antik Yunan’da başlamış; ortaçağda Avrupa’da ezilirken, Doğu’da yaşamını sürdürmüş; Rönesans ile birlikte çağımıza ışık tutmaya yönelmiştir. Rönesansın insancılığı, insana ortaçağda yitirmiş olduğu kişiliğini yeniden kazandırmayı amaçlamıştır.

18. yüzyılda (Aydınlanma Çağı’nda) ise insancılık, insana kendisine yaraşır bir yaşam biçimini sağlamayı gözeten bir ülküye dönüşmüştür.

Üstünlüğümüz yok

Birey olarak her insan, bütün insanlığın bir parçasıdır. Zekâ, sağlık ve yaratıcı yeteneklerimiz yönünden farklı olduğumuz halde insan olarak hepimiz aslında biriz ve benzeriz. Birbirimize bilgiçlik ya da yargıçlık taslayacak bir üstünlüğümüz yoktur.

İnsan, ne etolojistlerin ileri sürdüğü gibi otomatik saldırganlıkla ne de yalnızca sevecen ve insani duygularla dünyaya gelir. İnsanı, yalnızca biyolojik dürtüleri olan bir varlık olarak algılamak onun bütünlüğünü anlamamak demektir. İnsan, yaşayan, değişen, düşünen, duyan özgür ve evrensel bir bütünlüktür.

Evrensel insan ise tüm olumsuzluklarından arınmış, kendini geliştirmiş ve yetkinleştirmiş gerçek insandır. Gerçek insan, aynı zamanda, varlığını ve yaşamını tüm insanlarla birleştiren ve insanlığın ortak yararları için çalışan insandır.

Temel nitelikler

İnsanoğlu, olgunluğunu, kendine yeterliliğini ve kendini aşma yetesini betimleyen çeşitli bireysel niteliklere sahiptir. İnsanlığın erdemleri olarak bilinen alçakgönüllülük, doğruluk, dürüstlük, iyilikseverlik, hakseverlik, tolerans, bağlılık, korkusuzluk, duyarlılık, esirgemezlik, yiğitlik, sevecenlik, tokgözlülük, cömertlik, içtenlik ve temiz yüreklilik gibi insani nitelikler arasında özellikle beş tanesi, temiz kalplilik, doğru sözlülük, iyilikseverlik, alçakgönüllülük ve hoşgörülü olmak çok önemlidir. Çünkü bu beş erdem, aynı zamanda, bir insanı ‘insan-ı kâmil’ yani ‘olgun insan’ yapan temel niteliklerdir. Bunlara karşın kendini beğenmişlik, kıskançlık, cimrilik, hoşgörüsüzlük ve öç alma (kin) duyguları ise insanı insan olmaktan uzaklaştıran ihtiraslardır (tutkular).

İnsan olmak gerçekten çok uzun ve zor bir süreçtir. İnsan olmak, kendini bilmektir; sevebilmektir; karşılık beklemeden verebilmektir; hor görülsen de hoş görebilmektir; kin ve nefreti yenebilmektir ve insanlığa layık olabilmektir. Sözün kısası insan olmak, insan doğmak değil insan ölebilmektir.

Sonuç olarak, fiziki ve biyolojik anlamda hepimiz bu dünyaya insan olarak geldik; yani insan olarak doğduk. Ancak önemli olan kaçımız bu dünyada insan gibi yaşayabiliyoruz ve insan olarak ölebileceğiz.

Prof. Dr. K. Erçin Kasapoğlu Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.