Politika, Politikacılar-Siyaset, Siyasetçiler

Yayınlanma tarihi: 11 Haziran 2009 Perşembe, 05:47

Yalnız parlamento üyelerinin değil, devletin en üst düzey temsilcilerinin de tek egemen tarafından seçilmesine rağmen bununla yetinmeyerek adalet temsilcilerinin de aynı güce bırakılması istenen bir toplum, demokratiklik ve yasallık niteliklerini yitirme kuşkusu uyandırır.

Politika ve siyaset sözcükleri dilimizde aynı anlamda kullanılsalar da, türedikleri sözcükler çok farklı anlamlar taşımaktadır. Grekçede “Şehir devleti-Polis”i yönetmek anlamındaki sözcüğü, ilk olarak Aritoteles’in, “Politika” adını verdiği yapıtında kullandığı bilinmektedir. Bu yapıtında Aristoteles politikayı, “Vatandaşların, toplumu ve devleti ilgilendiren işlerle ilgili olarak yaptıkları her şey” olarak tanımlamıştır.

Günümüzde “Fransız Akademisi” sözlüğünde de politika, büyük bir benzerlikle, “Bir devleti yönetme ve diğer devletlerle olan ilişkilerine yön verme sanatına ilişkin her şeyin bilgisidir” diye belirtilmiştir. Saygın sosyal bilimcilerden Ernst Cassirer (1874-1945) de “Politika” için, “İnsansal eylemleri birleştirip örgütleme ve ortak bir ereğe yönlendirme sanatıdır” tanımlamasını yapmıştır.

Grek-Roma kültüründen beri yönetim türleri, “Güçlünün Egemenliği”, “Tanrısal Güç Kaynaklı Egemenlikler” dönemlerini yaşadıktan sonra günümüzde “Yasaların Egemenliği” düzeyine ulaşmıştır.

Geniş çevrelerce yönetimler konusunda ilk eser olarak benimsenen Platon (İ.Ö. 427-347)’un “Devlet-Politeia” adlı yapıtından beri geçen yaklaşık iki bin beş yüz yıl süresinde, toplumsal yönetim ve ilişkilerin kusursuz düzenlenebilmesi için pek çok sayıda düşünür, sayılamayacak kadar eser vermiştir. Bunlar arasında, yüz yıllarca önce devleti, “Yasal Toplum” olarak tanımlayan ve politikada kalıcı başarının kuralını “Verum Dicere-Gerçeği Söylemek”, olarak belirten “Cicero(İ.Ö. 106-43)” ile “Defensor Pacis-Barışın Savunucusu adlı yapıtında, “Politika, toplumsal davranışları yasalarla uyumlu olacak şekilde düzenlemektir” diye yazan Padualı Marsilio (1275-1343)’yu, daha o günlerde günümüz sorunlarını dile getirdikleri için, özellikle anmak gerekir. Konuya ilgi duyanların belleklerinde olan Rönesans ve Aydınlanma Çağı düşünürlerinin yapıtları, Fransız Devrimi’nin giyotine gönderdiği devrimci Graccus Babeuf (1760-1797)” ten Karl Marx (1818-1883), Friedrich Engels (1820-1895) ve sonrasının düşünürlerinin toplumculuktan yana yapıtları da tüm politikacılara yönetimlerinde yol göstermek amacıyla yazılmıştır.

Güvensizlik ve çıkarcılık

Kapitalizmin akılcı yandaşlarını da içeren pek çok düşünür ve bilim insanının yüz yıllar boyunca verdikleri yapıtlar tüm insanlığın mutluluğunu sağlamak amacına yönelikken, politikacı diye nitelenen uygulayıcılar daha çok, çıkar ortakları oldukları ekonomik güç sahiplerinin yararlarını gözeten uygulamalarda bulunmuşlardır. Özellikle “Neo-Liberal” dönemin politikacıları sömürü ve talanın en acımasız savunucuları ve uygulayıcıları olmuş, politikacı sıfatıyla birlikte, politika sözcüğünü de güvensizlik ve çıkarcılıkla birlikte anılacak hale getirmişlerdir.

Politika anlamında bizim coğrafyamızda kullanılan “siyaset” sözcüğü ise, Arapça “sâse-yesûsu” kökünden türemiştir. Hayvanları, daha çok atları eğitmek, bakmak, göz etmek anlamına gelmektedir. Dilimizde at bakıcısı olarak bilinen seyis ve İngilizcedeki “syce” sözcüğü de eşanlamda olup aynı kökenden türemiştir.

Mustağa Kemal’in önderliğinde

Siyaset sözcüğünün bu anlamı Osmanlı İmparatorluğu’nda “reaya-sürü” olarak nitelenen halk kitlelerinin yönetim şekliyle uyum göstermekteydi.

Ümmet ve kulluğu benimsemiş olarak siyasetçilerin güdümündeki toplumun yönetimi için daha uygun bir sözcük olamazdı. Endüstri Devrimi’ni yaşamayan, “Aydınlanma Çağı” aşamasından geçmeyen toplumumuz güdüm anlamına gelen siyasetten, yönetim anlamına gelen politika düzeyine Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde laik cumhuriyetle ulaşabilmiştir. Bunu sağlamak için yapılan devrimlerle toplumun kul ve ümmetlikten kurtarılarak çağdaş, sorumlu bireyler düzeyine eriştirilmesi amaç edinilmişti.

Genç “laik cumhuriyet”in saygınlığını sağlayan etkenlerden birisi de, alışılmış güdüm siyasetinden gerçek anlamında politika kurallarına uygun yönetim biçimine geçilmiş olmasıydı.

M. Kemal Atatürk’ten sonra gelenler, cahil halk kitlelerinin yöneticilerin çıkarlarına daha uygun olacağı kolaycılığına saparak öncelikle, uyanışı sağlayan “Halkevleri” ve “Köy Enstitüleri”ni kapatmışlardır. Gene aynı amaçla dinsel duyguları okşayan tutum ve söylemleri çıkar için kullanarak Arapça aslında olduğu gibi halkı gütmek anlamında siyaset yapmaya başlamışlardır. Günümüzde seçim meydanlarında siyasetçilerin daha iyi kaz ya da koyun gütme yarışması içinde olmaları da bilinç altlarındaki ilkel siyaset düşüncesinin dışa yansımasıdır. Demokrat sözcüğünün yozlaştırılarak “demir kır at” yapılması da, oklarından bir tanesinin “devrimcilik” olduğu bilinen “altı ok”lu simgenin kara çarşafa iliştirilmesi de toplumu yönetmek değil gütmek isteyen düzeysiz siyasetin göstergesidir.

‘Siyasal partiler’ ve ‘seçim’

Talan ekonomisi uygulayarak halk kitlelerini sadakaya muhtaç eden ve seçim dönemlerinde seçmenlere yardım adıyla küçük çıkarlar sağlayarak oy satın almak amacı güdenler de benzer siyasetçilerdir.

Giderek siyasetin yönetmek değil, gütmek anlamında algılanmasının yaygınlaştığı günümüzde, sorunların çözümü için, öncelikle “siyasal partiler” ve “seçim” yasalarının çağdaş demokrasiye uygun olarak değiştirilerek genel başkan tiranlıklarının önlenmesi ve parlamentoya çağdaş düzeyde politika yapacak değerlerin seçilmesinin sağlanması önkoşuldur.

Yalnız parlamento üyelerinin değil, devletin en üst düzey temsilcilerinin de tek egemen tarafından seçilmesine rağmen bununla yetinmeyerek adalet temsilcilerinin de aynı güce bırakılması istenen bir toplum, demokratiklik ve yasallık niteliklerini yitirme kuşkusu uyandırır. Unutulmamalı ki egemen güçler, gene Cicero’nun dediği gibi, “Yasa benim” diyerek değil, “Ben yasalım” diyerek saygınlık kazanırlar ve kalıcı olabilirler.

Kaynaklar: Platon., Devlet, Remzi Kitabevi. 1995. Aristotes, Politika, Remzi Kitabevi. 1993. Eisenstein, W., Siyasi Felsfenin Büyük Düşünürleri, Şule Yayınları. 1996. Cassirer. E., İnsan Üstüne Bir Deneme. Yapı Kredi Yayınları. 1996. Cassirer. E., Devlet Efsanesi. Remzi Kitabevi. 1984. Babeuf. G., Devrim Yazıları. Cumhuriyet Yayınları. 2001. Duverger. M., Siyaset Sosyolojisi. Varlık Yayınları. 1998. Kahveci. N., İslâm Siyaset Düşüncesi. Türk Demokrasi Vakfı Yayınları. 1996. Divitçioğlu. S., Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu. YKY. 1967.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.