İkiz yasalarla dayatılan Sevr...

29 Ağustos 2008 Cuma, 07:57

18.06.2003 tarihinde, AB’ye 6. Uyum Paketi, medeni ve siyasi haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin uluslararası sözleşmeler kapsamında yürürlüğe giren 4867 ve 4868 sayılı İkiz Yasalar, ülkemizin üniter yapısını tehdit etmeye başlamıştır. Artık Avrupa Parlamentosu’nda bu yasaların arkasına gizlenerek bölücü yaklaşımlar açıklanabiliyor. Bölgedeki tüm zenginliklerin verilmesi gerektiği AB kalkanı arkasına gizlenerek dayatılmakta ve federasyon ya da konfederasyon hedefi açıklamalara da eklenerek, halkımızın tepkisi ölçülmeye çalışılıyor. Bu tür denemeler her alanda sıkça yapılarak kamuoyu alıştırması sürdürülmektedir.
ABD ve AB, NATO’yu vurucu güç olarak kullanıp, Yugoslavya’yı bölmüş. Bölgenin en huzurlu ülkesi olan Yugoslavya; Slovenya, Hırvatistan, Makedonya, Kosova ve Bosna-Hersek diye parçalara bu yasalarla ayrılmıştır. Birleşmiş Milletler kuruluşundan 20 yıl sonra yani 1976 yılında “İkiz Yasalar” olarak ülkelerin “kendi kaderlerini tayin hakkı” diye kabul ettiği bu “masum” ilkelerle aslında “ulus devletler” in bölünüp parçalanmasını “küresel emperyalist” anlayışının bir ürünü olarak uygulamaya koymadı mı?
4867 sayılı yasa, “Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (International Covenant on Civil and Political Rights)” ve 4868 sayılı yasa da, “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (International Covenant on Economik, Social and Cultural Rights)” şeklinde anlam taşımaktadır. Bu sözleşmeler BM tarafından 1976 tarihinde yürürlüğe sokulmuştur. Bu iki yasa ülkemizde etnik ve dinsel ayrımcılığı olabildiğince körükleyerek, ülke bütünlüğüne mayınlar döşemektedir:
Madde 1- Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla ilerlemelerini serbestçe sürdürebilirler.
Madde2- Bütün halklar uluslararası hukuka ve çıkar ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği yükümlülüklerine zarar vermemek koşuluyla, doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiçbir koşulda yoksun bırakılamaz.
Madde3- Kendini yönetemeyen ve vesayet altındaki ülkelerden sorumlu olan devletler de dahil, bu sözleşmeye taraf bütün devletler, kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir ve Birleşmiş Milletler şartına uygun olarak bu hakka saygı gösterir.  
AB, neredeyse Türk ordusunun generallerini soykırım suçlusu ilan ederek yargılamaya dahi kalkacak! Avrupa Birliği 6. Uyum Paketi dayatmalarına bağlı olarak  “Terörle Mücadele Yasası”nın 8. maddesi kaldırılarak, bölücülük propagandasının önü iyice açılmış durumda. Özel radyo ve televizyonla Kürtçe propaganda yapılması, kültürel ve sosyal haklar sağlanması sonucunda Kürtçenin kullanımı serbest hale getirilmiş, siyasal haklar terörün sona erdirilmesi şartı olarak ülke gündemine taşınmıştır. Diyarbakır’ın Sur Belediye Başkanı, Kürtçe, Süryanice, Arapça, Türkçenin kullanılması kararını belediye meclisinden çıkartmış ve bunu TBMM’y de önerebilmiştir. Ayrıca, “Kerkük’e yapılacak bir müdahale Diyarbakır’a yapılmış sayılır” şeklindeki akıl dışı açıklamalar gündem yaratmayı amaçlamakta...
AB, Kamu Yönetimi Reformu ve Kalkınma Ajansları kurulması konusunda kararlı ve bu yolla ülkeyi 12 bölgeli federasyona zorluyor. Bu yöntemle İspanya, 17 özerk bölgeye bölünmekte. Katalonya’da özerklikten bağımsızlığa doğru geçiş, “etnik haklar”la elde edilmiştir. Bask ve Endülüsiya’da “genişletilmiş özerklik” arayışlarına başvurarak bu yola girmeyi düşlüyorlar. İspanya Başbakanı Zapatero ile Erdoğan, ABD ve BM konsorsiyomunun “Medeniyetler İttifakı Projesi”nin eşbaşkanları olmalarının yanında, BOP’ta da ABD’nin stratejik ortağı olduklarını açıklamakta çekince görmüyorlar. Bütün bu açılımlar sonunda, 10.12.2004 tarihli Herald Tribune’de ilan vererek İspanya örneğini referans alarak “otonomi” isteminde bulunulabiliyor. ABD ve AB’nin, ülkemizi çok yönlü bir kuşatma ile Sevr batağına sürüklemek istediği artık açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.  

Sonuç

Olaylar İkiz Yasalarla ikiz bölünmenin eşiğine taşınmıştır. Halkımızın malı olan bölgedeki zenginlikleri ve vergileriyle yapılan GAP’ı talep edebiliyorlar. Yakın bir tarihte, “...kendi kaderimizi tayin etme hakkımızı kullanmak istiyoruz” diyerek ve sözleşmelerde yer alan 3. maddedeki: “...Devletler, kendi kaderini tayin etme hakkının gerçekleşmesi için çaba gösterir, Birleşmiş Milletler şartının hükümlerine uygun olarak bu hakka saygı gösterir” hükmünün uygulanmasını isteyebilirler. “Otonomi” istiyoruz kalkışmalarıyla, Birleşmiş Milletler’den yardım talep etmeye kadar işleri ileriye götürebilirler. Tıpkı Yugoslavya ve Çekoslovakya’da, İkiz Yasalarla, Birleşmiş Milletler’e başvurup, NATO gücünü davet ederek parçalanmanın gerçekleşmesi gibi... Ancak Türk halkı, bu aymazlığa düşürülemez. Atatürk Cumhuriyeti’ne döşenmek istenen bütün mayınları parçalayıp atar.