Barışa ulaş(ama)mak!

02 Eylül 2008 Salı, 07:55

Dünya Barış Günü var... Dünya Savaş Günü yok... Yazık! Ama dünyada barış yok... Savaş var... Hem de bol miktarda... \t\tBugüne kadar barışiçin uğraşanlar devletleri barışla barıştıramadılar. Hem savaş insanların bir tür atavizminden türemiş, onun içgüdülerini dışa vuran bir hastalık diye tevatür ediliyor belki. Ama olsun. Sağlıklı mı savaş, hangi dertlere deva olmuş diyen safdiller bulunabilir elbet? Ama yok öyle değil, öyle değil... Bir tür gıda, velinimet gibi görülen savaş gibi mübarek hadiseyi, illet gibi göstermek isteyen aklı evvellere kanmayalım, onların barış diye diye olmayan akıllarının karıştırılmasına mahal vermeyelim!

Ama işte savaş her yerde ve sanki her şey. Eğer öyleyse alın size çevremizde savaş.. işte Güney Osetyada Gürcistan-Rusya, işte yüz binleri kırımdan geçirilerek panamerikanaya varmış Irak, işte Ermenistan-Azerbaycan arasındaki Karabağ, daha dün Bosna, Kosova. Ezelden beridir sürüp giden Filistin-İsrail meydan muharebesi. Ne oluyoruz? Savaşa savaşa barışa mı varıyoruz yoksa! Ünlü nüfus bilimci Malthus, savaşları dünyada nüfus dengesi için bulunmaz fırsat saymıştı. Günümüzün bazı devlet yöneticileri de böyle düşünmüş olacaklar ki, durmadan aman barışmayalım, ille de savaşalım deyivermiyorlar mı? O halde koca koca adamların hikmetinden sual olunmayacağına göre, bir bildikleri vardır diyerek yelkenleri suya indirmek, suda savaş gemilerini yüzdürmek gerek.. Ama Malthusun kemikleri dört dönüyordur hâlâ mezarında. Onca savaşa, katliama, kıyıcılığa rağmen günümüzün o aşırı nüfusuna daha nasıl önlem alsak acaba? Dünya Barış Günü vesilesiyle insanları sürekli bir savaşa mı davet etsek acaba diye düşünmeden edemiyor insan? Ama neden? Şan, şeref, onur, kan aksın tabur tabur, gitsin akıllar ve onunla beraber gelsin sayısız cansız bedenler! Ya nüfus dengesini korumaya; top, tüfek de çare olmazsa ne yapacağız? Savaş için yeni çareler bulmak, savaşı elden bırakmamak gerek! Bakın işte barış, barış diye nara atıyorlar onca zamandır, hani barış ve hangi barış? Hem kendisiyle barışık yaşamayan, kendisiyle barışmayanın barışından hayır mı gelir?.. O zaman varsın kapımıza dayansın savaş, varsın gelsin savaş... Haydi durmayalım, çalsın davullar... Savaş da savaş, ille de savaş... Savaş isteye isteye barışa varacaklarmış. Tutmayalım varın barışa ama savaşa savaşa, oluk oluk kan, yağmur gibi gözyaşı aksın ki, savaşın tadına varsın beynin damakları... Savaşı övelim, savaşa niyet edelim... Savaşla kendi kibrimizden, hırsımızdan doğanları tüm insanların üstüne boşaltalım... Öfke ve kin seli her yeri kaplasın, her yeri kasıp kavursun, herkes diş bilesin birbirine, herkes kan kussun ötekine... Hem ne o öyle barış da ille de barış... Yok ekolojik felaketle yüz yüzeymiş dünya, yok milyarlar açlık ve susuzluk, sağlık ve eğitim problemleriyle karşı karşıyaymış. Geçelim bunları, artık yemezler. Bunlardan bahsede bahsede dilimizde tüy bitti, sorunlar çözüldü mü? Yok. O halde durmayalım ve utanmayalım ve ağlayıp sızlanmayalım, savaş boruları her ülkede tekrar çalsın... Hani yok kapitalizm için demişlerdi Herkesin herkesle savaşıdiye, halt etmişler, herkes birbiriyle savaşsın ki, dünya tadından yenmesin. Utancımız, mahcubiyetlerimiz yerin dibine batsın, son insan nefesini verinceye kadar aman savaş durmasın, yoksa dünya durmayacak yerinde... Zaten durmuyor, dönmüyor da, demem o ki; savaş olsun, insanlık ölsün, barış ölsün... Ama dünya kurtulsun hiç olmazsa!.. Bakın savaş isteyenler, aslında insanlığa hizmet ediyorlarmış da haberimiz yokmuş, dünya onlarla rahata erecekmiş. Öyle boşuna barışnutukları atmaya gerek yok, insanlar kardeş olsun, ekmeğini bölüşsün, gözleriyle gülsünler birbirlerine, artık bu palavraları bırakalım bir kenara, savaşta ceset saymanın cesaretine soyunalım. Kaç ölümüz var diye haykıralım birbirimize hanımlar ve beyler. Gözümüzü kan doyursun ama varsın mideler yine aç gezsin...

Savaş baronu olalım, hiç olmazsa bir asalet apoleti takalım, yok böyle olunca insanlıktan çıkarmışız, yok daha neler, estek köstek... Barış da neymiş öyle insanlar bir arada, devletler yan yana uslu uslu yaşasın.

Buna can mı dayanır?.. Anneler artık ağlamazmış öyle savaş olmazsa, kim inanır bu masallara? Barış masalmış ama savaş en büyük masal... Hani savaş, nerede savaş ve zırhlarımız nerede! Şu Dünya Barış Gününü 1 Eylül Dünya Savaş günü yapalım. Belki savaştan sıkılıp barışa ulaşırız... İnsanlık yüzyıllardır barışı dillendiriyor ama barışa ulaşamıyor, biraz da savaşı dillendirsin, böylece belki barışa ulaşmak mümkün olur. Hem barış da biraz dinlenmiş olur...