Su kıtlığına küresel çözüm: sanal su ticareti

Su sorununun dünyanın sonuymuş gibi ele alınmaması gerektiğini ileri süren uzmanlar, ulusların aslında son derece az miktarda temiz su kaynakları ile idare edebileceklerine inanıyor. Bunlara göre su krizi kaynak azlığından değil, dağıtım ve yönetim sorunundan kaynaklanıyor.

06 Eylül 2008 Cumartesi, 06:44

Bugün dünyada yaşanmakta olan dış ticaret açıkları ile yiyecek ve petrol fiyatlarındaki artış, başka bir küresel sorunu geçici olarak gölgeliyor. Oysa bugün dünyanın başını ağrıtan en önemli sorun su kaynaklarındaki azalma. Birleşmiş Milletler’in (BM) tahminlerine göre 2025 yılında dünya nüfusunun üçte ikisi su sıkıntısı çekecek. Bu da 1.8 milyar insanın susuzluktan kırılması anlamına geliyor. BM’in Su Değerlendirme Programı’na göre 2050 yılında 60 ülkede 7 milyar kişi su kıtlığı ile baş etmek zorunda kalacak. Bu yılki Dünya Ekonomik Forumu’nda bir konuşma yapan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, su kıtlığının uluslararası gündemin ilk sıralarında yer almasını önererek, “Küresel ekonomi geliştikçe, suya duyulan ihtiyaç artacak. Dolayısıyla gelecekte su yüzünden çıkacak savaşların dünyanın başını ağrıtacağını düşünüyorum” diyor.

Kuşkusuz bu aşamada suyu nasıl kullandığımız konusunu yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Özellikle insan nüfusunun hızla arttığı ve iklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık tehdidinin tırmanışa geçtiği son yıllarda bu sorunun uluslararası boyutta enine boyuna tartışılması aciliyet kazanıyor. Ne var ki bu sorunun “dünyanın sonu” gibi ele alınmaması gerektiğini ileri süren uzmanlar da var. Bunlara göre uluslar inanılmayacak derecede az miktarda temiz su ile idare edebilirler. Bunun için suyu idareli kullanan teknolojilere öncelik vermeleri ve suyu bol keseden kullanmayan ekonomik faaliyetleri teşvik etmeleri gerekiyor. Yine bu uzmanlar karabasan şeklinde sunulan su krizinin, kaynak azlığından değil, dağıtım ve yönetim sorunundan kaynaklandığına inanıyor. O yüzden bu sorunu var olan teknolojilerle, yatırımları arttırmakla ve siyasi müdahalelerle çözmek gerekiyor.

Su kıtlığının tanımı

BM ve diğer bilim insanlarının kabul ettiği su kıtlığı tarifini 1986 yılında o dönemin İsveç Doğa Bilimleri Araştırma Konseyi üyesi Malin Falkenmark yapmıştı. Falkenmark’a göre bir ülkenin “su sıkıntısı” yaşaması, o ülkenin nehir ve yer altı sularından kişi başına, bir günde 4.654 litre su düşmemesi anlamına geliyor. Bu da yılda kişi başına 1.700 mekre küp suya eşitti. Bu miktar kişi başına 2.738 litrenin altına düşerse o ülkede “su kıtlığı” yaşanıyor demektir. 1.369 litrenin altı ise “mutlak su kıtlığı” olarak tanımlanır. Mutlak su kıtlığı insan sağlığını ve yaşam kalitesini tehdit ederken, ekonomik kalkınmaya da sekte vurur. Ortadoğu’nun büyük bir kısmı bu tanımlara göre su kıtlığı yaşanan bölgeler kapsamına giriyor. Ancak şaşırtıcı olan, Malta ve Singapur’un da su kıtlığı çekilen ülkeler sınıflamasına girmesi; Danimarka, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nin d su sıkıntısı çeken ülkeler arasında yer alması. Toplamda, yaklaşık olarak 290 milyon insan, su kıtlığı çeken ülkelerde, 440 milyon kişi de su sıkıntısı çeken ülkelerde yaşıyor. Fakat bazı uzmanlara göre bu sınıflamalar yeniden gözden geçirildiği zaman ortaya tamamen farklı bir görüntü çıkabilir.

Sanal su ticareti

Falkenmark’ın rakamları ile ilgili en önemli sorun, bu rakamların yarı-kurak bölgelerdeki ülkelerin, gıda üretiminde kendi kendine yeterli olmasını öngörmesiydi. Tarım, en fazla su tüketimi gerektiren ekonomik insan faaliyetidir. UNESCO-IHE (Institute for Water Education) tarafından yayımlanan “Water Footprints of Nations” isimli rapora göre, örneğin bir kilogram buğday üretmek için 1.300 litre su gerekir. Pirinç için bu rakam yaklaşık 3.000 litredir.

Ne var ki bir ülkenin kendi kendine yeterli olması artık gerekmiyor, çünkü küresel yiyecek miktarı, 20 yıl öncesine göre çok daha bütünleşik durumda. Kings College London’dan Tony Allan, Ortadoğu ülkelerinin pek çoğunun su kıtlığını telafi etmek için başka bölgelerden tahıl ithal ettiğine dikkat çekiyor. Allan bu tür ticareti tanımlamak için “sanal su” terimini geliştirmiş. Sanal teriminin kullanılmasının nedeni, tahıl ithalatının, tahılın yerel olarak yetiştirilmesi durumunda gerekli olan suyu telafi etmesidir. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) yayımladığı son rakamlara göre küresel “sanal su” ticareti giderek yükselen bir trend izliyor. 1970 ile 2001 yılları arasında yiyecek ticareti kalori bazında %60 artış göstermişti.

Dünyanın en az gelişmiş ülkelerinden birkaçı, artık küresel gıda ticareti içinde yer alarak, yerel su kaynakları ve gıda güvenliği arasındaki bağlantıyı koparmış bulunuyor. FAO’nun ortaya koyduğu rakamlara göre 2002 yılında Afrika’nın Sahra altı bölgelerinde tahıl arzının %50’si ithalatla karşılanıyor. Bu bölgelerde kişi başına düşen milli gelir çok düşük düzeylerde seyrederken, gıda ithalatının %50’sini de gıda yardımları oluşturuyor. 1960’lı yıllardan bu yana az gelişmiş ülkeler, net tarım ihracatçılığından, tarım ürünleri ithalatçısı durumuna geldiler. Dolayısıyla pek çoğu su sıkıntısı çekmemekle birlikte sanal su ithalatında ilk sıralara yerleştiler.

Kuşkusuz sanal su ticareti toplam su talebinde azalmaya yol açmıyor. Tam tersi su ihtiyacını bir yerden başka bir yere taşıyor. Oysa sanal su ticaretindeki bu artışa karşın, su kıtlığını tanımlamak için gıda üretiminde kendi kendine yetme kavramını kullanmak artık gereksiz hale geldi. Diğer ürünlerin küresel ticaretinde olduğu gibi, tek tek her ülke için gıda üretiminde kendi kendine yeterli olma artık bir gereksinim olmaktan çıkacak. Bu, pek çok ülkenin, kendi iç ekonomilerinin durma noktasına gelmesine yol açmadan, küresel petrol ithalatına bağlı olması ile benzer bir nitelik taşıyor.

Küresel ölçekte su kaynakları

Yeterli mi?

Küresel olarak içme suyu herkese yetecek miktarlardır. Ve bu miktarlar uzun süre sıkıntı yaratmayacak gibi görünüyor. FAO’nun rakamlarına göre her yıl Dünya’nın nehirlerine, göllerine ve yer altı sularına geri dönen 43.750 kilometre küp tatlı suyun %10’undan daha azını çekiyoruz. Bu su eşit olarak dağıtılmıyor. Bir ülkede su tüketimi halihazırdaki su kaynaklarının %1’inden az, %100’ünden çok olabilir. Bu da, var olan kaynakların bazı durumlarda aşırı tüketilmesi anlamına geliyor. Oysa Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkeler yenilenebilir temiz su kaynaklarının yılda %20’sini çekerek, çevre kalitesinin de kabul edilebilir sınırlar içinde muhafaza edilebileceğini kanıtlamış oldular. Küresel olarak su tüketiminde gerçek bir çevresel tavana henüz çarpmış değiliz. Ayrıca sanal su ticaretinin de artmış olması, bir bölgedeki su kıtlığının artan üretim ile telafi edilebileceğini gösteriyor.

Uzmanlar, Falkenmark’ın tanımladığı su kıtlığının bir ülkenin gelişmişliği konusunda bilgi vermediğini düşünüyor. Pek çok FAO uzmanı, yaptıkları araştırmaya göre kişisel, toplumsal ve ekonomik gelişme ile ilgili temel göstergelere bakarak, böyle bir ilişkinin varlığını kabul etmiyor. Bir ülkenin tatlı su kaynaklarının miktarını bilmek, o ülkenin gelişmişliği konusunda bilgi vermez. Ortadoğu’daki çölleşmiş ülkelerin pek çoğunda içme suyu sıkıntısı çekilmez. Oysa suyu bol olan Afrika ülkelerinin pek çoğunda temiz su sıkıntısı vardır.

Ülkelerin ihtiyaacı olan su olsun

Miktarı

Bir ülkenin gerçekte ne kadar suya ihtiyacı vardır? Dünya sağlık Örgütü’nden Jamie Bartram ve İngiliz Uluslararası Kalkınma Dairesi’nden Guy Howard’un yaptığı hesaba göre bu, kişi başına günde en az 20 litredir. 20 litre yalnızca içmek, yemek yapmak ve temel hijyenik gereksinimler içindir. Ne var ki bu tür hesaplamaların pek çoğu değer yargısı içerir. BM Kalkınma Programı tarafından belirlenen İnsani Kalkınma Endeksi bugün kabul edilebilir küresel bir göstergedir. Bu endeks, sağlık, eğitim ve zenginlikle ilgili çeşitli ölçümleri birleştirir ve ortaya kalkınma ile ilgili geniş kapsamlı bir değerlendirme çıkartır.

Bu arada kimya, kağıt ve tekstil sanayi gibi suyu bol keseden tüketen sektörler vardır. Ancak su kaynakları sınırlı olan ülkelerin ekonomilerini bu alanların dışına kaydırıp, ticarete yönelmelerinde fayda vardır. Sanal su kavramı, yiyeceğin yanı sıra bu alanları da kapsayabilir. Bir ülke sanal suyu ithal ederek, günde kişi başına 135 litre su ile yaşam kalitesini artırabilir.

Günde 135 litre su, kalkınmakta olan bir ülke için minimum miktar ise, bu bizi nereye götürür? Şu anda yalnızca Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri bu miktarın altına düşüyor. Fakat bu ikisi de eksiklerini deniz suyunu tuzundan arındırarak giderdikleri için yaşam standartlarını yüksek bir düzeyde tutabiliyorlar.

Petrol kaynakları olmayan ülkelerde bile su kıtlığının kalkınmayı engellemediği görülüyor. Örneğin FAO rakamlarına göre Malta günde kişi başına 346 litre su tüketirken, Bahamalarda bu rakam 183 litre civarında seyrediyor. Ancak bu ikisinde de insani kalkınma göstergeleri oldukça yüksek.

Su zenginliği büyük avantaj

Su zenginliği ulusal kalkınma için itici bir güç oluşturuyor. Ancak pek çok ülkenin karşı karşıya kaldığı temel sorun su kıtlığı ile değil, ülke içinde ve ülkeler arasındaki su dağılımı ile bağlantılı.

Yine de bu sorunların altından kalkılabileceği yönünde olumlu işaretler de var. WHO ve UNICEF’e göre 1990 ile 2002 arasında temiz içme suyuna sahip küresel popülasyon yüzdesi %77’den %83’e çıkmış durumda, Bu arada sanal su ticareti de artmaya devam ettiği için tarımsal üretim su kıtlığı olan bölgelerden su zengini bölgelere kayıyor. Hükümetler de su yönetimi politikalarını yeniden gözden geçirmeye hazırlar. Dahası deniz suyunu tuzdan ayırma işlemi her 1000 litrede 50 sente kadar ucuzlamış durumda. Dolayısıyla az gelişmiş ülkeler, denize kıyısı olma koşulu ile bu yöntemden yararlanarak temiz su ihtiyacını karşılayabilir. Milyonlarca insan temiz sudan yoksun bir şekilde büyük sıkıntı çekiyor, ancak doğru su yönetimi ile kişi başına günde 135 litre temiz su erişilmeyecek bir hedef değil.

Derleyen: Reyhan Oksay