Kapat

Son Haberler

A+ A-

Risk mi, güvence mi?

AB terörizm ve enerji güvenliği dahil, global ve bölgesel güvenliğini NATO çerçevesinde ABD'ye ihale etmiştir ve ABD'nin Avrupa üzerindeki askeri ve ekonomik hegemonyasını kabullenmiştir. Çünkü bugünkü politik ve ekonomik konjonktürde bekalarını sağlamanın en ekonomik ve kolay yolu budur.
Yayınlanma tarihi: 7 Eylül 2008 Pazar, 07:50

Devletlerin iki temel görevi vardır. Bağımsız varlıklarını korumak ve sürdürmek, milletinin refah ve mutluluğunu sağlamaktır. Devletin varlığının en vazgeçilmez ve birinci unsuru, vatan adı verilen coğrafyadaki topraklarıdır.

Vatanı olmayan bir devletten söz edilemez. Vatanı korumanın ve varlığı devam ettirmenin, kısaca 'beka'yı sağlamanın en temel unsuru jeopolitik konumun gerektirdiği yeterli bir askeri güce sahip olmak veya güvenilir bir askeri ittifak içinde bulunmaktır.

Atatürk bu gereksinimi şöyle açıklamıştır. 'Dünyada hayat için, insanca yaşamak için istiklâl lâzımdır. İstiklâl sahibi olmak için haiz-i kuvvet olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icabeder. Kuvvet ordudur. Ordunun menba-ı hayatı ve saadeti, istiklâli takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan iman-ı vicdanîsidir. Milletin refahı ise ekonomik açıdan güçlü ve bağımsız olmayı gerektirir. 21.yüzyıl başında içinde bulunduğumuz uluslararası ekonomik ve politik sistem, devletlerin yukarıda belirtilen iki temel görevini yapmasını giderek daha da zorlaştırmaktadır. Soğuk Savaş döneminin stratejik ülkesi Türkiye, Müslüman olmasına rağmen, jeopolitik ve jeostratejik konumunun Batı güvenliğine sağladığı hayati katkı nedeniyle 1952'de NATO'ya kabul edilmiştir.

Sovyetlerin Akdeniz'e inişlerini kontrol eden Türk Boğazları bu katkının kilit taşıydı ve bu nedenle Türkiye o dönemdeki NATO'nun vazgeçilmez ülkesiydi. Sovyet askeri tehdidine ilave olarak milli ve manevi değerlere de karşıt olarak Türk toplumuna pompalanan komünizm tehlikesi, 1950-1990 arasındaki 40 yıl boyunca Türk siyasi hayatına damgasını vurdu. ABD güdümlü Türk siyasi hayatında, Amerikan tercihlerine bağlı olarak zaman zaman kısa süreli askeri yönetimlerle, siyasiler yeniden uygun şekilde yönlendirildi.

Bugün NATO, Türkiye'nin güvenliğine yeterince katkı sağlıyor mu? Yoksa, Batı'nın Avrupa'dan Karadeniz ve Hazar bölgesine kayan jeostratejik merkez, Türkiye için kaçınılmaz yeni risk ve tehditler mi doğurmaktadır? 1995 yılından itibaren neoliberal sisteme (Küresel Ekonomik Sistem) entegre edilen Türkiye, güvenlik ve siyasi açıdan bağımsız karar alma yeteneğini ne derece koruyabilmektedir? ABD liderliğindeki G-7 ülkeleri tarafından yönetilen küresel sistemin, özellikle Türkiye gibi G-7 ve AB dışında kalan devletlerin, yukarıda belirtilen iki temel görevini yapamaz hale getirdiği değerlendirilmektedir.

Bu bağlamda Türkiye'nin, son 20 yıldan bu yana içinde bulunduğu yeni jeopolitik konumunun gerektirdiği şekilde, kendi güvenliği açısından, üyesi bulunduğu NATO ittifakının işlerliğini ciddi bir şekilde sorgulaması gerektiğine inanılmaktadır.x

Genişlemenin Türkiye'ye etkileri

AB terörizm ve enerji güvenliği dahil, global ve bölgesel güvenliğini NATO çerçevesinde ABD'ye ihale etmiştir ve ABD'nin Avrupa üzerindeki askeri ve ekonomik hegemonyasını kabullenmiştir. Çünkü bugünkü politik ve ekonomik konjonktürde bekalarını sağlamanın en ekonomik ve kolay yolu budur. AB ülkeleri, savunma ve güvenlik harcamalarından sürekli

kaçmakta ve hatta bazıları(1) NATO kriterlerinin bile altına indikleri için uyarılmaktadır.

2002'de NATO'nun büyük genişlemesinin ardından 2004'de AB de buna uyarak genişlemiştir. NATO'ya paralel bu genişleme aynı zamanda Avrupa'nın güvenliği için yeni risk ve tehlikeler ortaya çıkarmıştır. Batı karşısındaki tek global askeri güç olan Rusya; Kaliningrad bölgesi hariç, Baltık ve Akdeniz'den çıkarılmıştır.

Yeni plan ve stratejiler Rusya'nın Karadeniz'de de marjinal hale getirilmesini amaçlamaktadır. Bulgaristan ve Romanya'nın NATO üyeliği ardından Ukrayna ve Gürcistan'ın da NATO'ya alınması halinde Rusya, Karadeniz'de çok kısa bir kıyı şeridine sıkıştırılmış hale getirilecektir.

Rusya, Akdeniz ve Baltık'tan sonra kendi anavatanında da güvenliğini büyük ölçüde tehdit edecek böylesine radikal bir jeopolitik değişikliğe izin verecek midir?

Buna izin verdiği taktirde Azerbeycan üzerinden Hazar'ın karşı kıyısına uzanacak NATO'nun yeni bir genişleme dalgasını durdurmak daha da zorlaşacaktır. Bu itibarla 1958'de bir jest olarak Ukrayna yönetimine verilen Kırım ile Abhazya (2), Rusya için Karadeniz'de en kritik ve hayati jeostratejik hedefleri oluşturmaktadır. NATO genişlemesinin en dikkat çekici yanı, eski Sovyet cumhuriyetlerini hedef almasıdır. Ortadoğu'da, Kuzey Afrika'da hiç bir ülkeye böyle bir perspektif önerilmemektedir. Çünkü, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır veya Suriye'nin NATO üyesi olması halinde ABD'nin bölgedeki askeri dengelere dayalı ekonomik çıkarları olumsuz yönde etkilenecektir. Aynı zamanda bölgedeki dinsel, etnik ve kültürel farklılıkların yarattığı istikrarsızlık karşısında NATO kendini beklenmedik risk ve tehlikeler içinde bulabilecektir.Bu itibarla NATO'nun genişleme stratejisi Batı'nın global çıkarları doğrultusunda Rusya'nın yakın çevresindeki jeostratejik eksenlerde şekillendirilmektedir.

ABD'nin Avrupa güvenliğini öne çıkararak ortaya koyduğu bir başka önemli proje de, Polonya ve Çekoslovakya'ya monte edilecek füze savunma sistemidir. Rusya'nın şiddetle karşı çıktığı bu sisteme son planlama ile Litvanya'nın da dahil edilmesi beklenmektedir.

Litvanya'nın bu projeye dahil edilmesi, Kaliningrad bölgesindeki Rus askeri varlığına karşı bir nevi caydırıcı veya göz dağı verici bir karşı hamle olarak değerlendirilebilir.

Türkiye'nin güvenliğe katkısı

Bugünkü konjonktürde Türkiye'nin Avrupa'nın güvenliğine katkısı soğuk savaş dönemine kıyasla fazla göze görünmemektedir. Daha doğrusu her devlet olaya ulusal çıkarları açısından baktığından Türkiye'nin başta enerji güvenliği olmak üzere Avrupa'ya olan doğrudan veya dolaylı güvenlik katkılarının farkında olamamaktadırlar.

AB üye adayı Türkiye, AB kapısında oyalanmaktadır. Müslüman kimliği, kültürel farklılığı ve yüksek nüfusu üyelik için caydırıcı faktörleri oluşturmaktadır. 1952 Avrupa'sında öne çıkan güvenlik kaygıları ve Kore Savaşı'na olan katkısı, Türkiye'nin Müslüman kimliğini aşan jeopolitik bir gerçek olarak NATO kapısını açmıştır.

Bin yıllık birleşik Avrupa rüyası siyasal bütünlük sağlanamadığından bir türlü sağlanamamaktadır. Avrupa Anayasasından sonra, Lizbon Anlaşması da başarılı olamayacak gibi gözükmektedir. Çünkü Avrupa'nın jeopolitiği, birleşik bir Avrupa yerine Rusya'yı da içine alan federatif grupların oluşturacağı konfederal bir Avrupa'yı dikte etmektedir. O nedenle Avrupa güvenliği bugün başarılı bir şekilde devam eden ekonomik birlikten çok farklı boyutlara sahiptir. Bugün ABD savunma şemsiyesi altında kendini koruduğunu sanan Avrupa yanılmaktadır.

ABD, Avrupa kıtasına binlerce mil uzaklıktadır. Türkiye ise Avrupa'nın enerji kaynakları ile Avrupa kıtası arasında bir köprüdür. Avrupa'nın güvenlik gereksinimi Türkiye'nin rejim, politik yapı, toprak bütünlüğü açısından hali hazır statüsünün korunmasında yatmaktadır Eğer Avrupa, global ve bölgesel çapta daha yüksek dereceli bir güvenlik şemsiyesi yaratmak istiyorsa Türkiye'nin tam üyelik perspektifini en kısa zamanda realize etmelidir. Böylece bir taşla üç kuş vurma olanağını elde edecektir. Şöyle ki;

AB ve NATO üyesi Türkiye ile Ortadoğu'dan Orta Asya'ya Karadeniz'den doğu Akdeniz'e uzanan daha geniş bir coğrafyada etkin bir askeri ve politik manevra alanı kazanacaktır

Müslüman bir ülkenin AB üyesi olması giderek radikalleşen ve şeriat rejimine dönen Müslüman ülkeler için son derece olumlu bir örnek teşkil edecek ve radikal İslami terör örgütlerini caydırıcı bir etki yapacaktır

AB üyesi Türkiye ile gerek ABD, gerekse Rusya ile olan ilişkilerde daha etkili ve güçlü bir politik ağırlık kazanacaktır

Türkiye'yi etnik ölçekte bölerek veya rejimini değiştirmek suretiyle kontrol altında tutmayı amaçlayan stratejiler geçici ve başarısızlığa mahkum stratejilerdir. Türkiye'yi politik açıdan en iyi kontrol yolu AB üyeliğidir. Böyle bir üyelik hem AB'ye hem de, ABD'ye ekonomik ve güvenlik alanında daha gerçekçi ve daha dengeli bir işbirliği kapısını açacaktır. Aksine Avrupa ile ABD arasında sıkıştırılmış bir Türkiye orta ve uzun vadede kimsenin çıkarına hizmet etmeyecektir. Tarihsel jeopolitik gerçek olarak, şurası asla unutulmamalıdır ki, AB üyeliği dışındaki Türkiye'ye yönelik açık ve dolaylı olumsuz Avrupa politika ve stratejileri bir gün mutlaka Avrupa'nın güvenliğini sarsan veya çökerten bir bumerang olarak kendilerine dönecektir. Ancak o zaman Türkiye'nin üyeliği için çok geç kalınmış olabilecektir.

NATO ve Türkiye'nin güvenliği

Soğuk Savaş koşullarında SSCB'nin askeri varlığının Karadeniz'de ve Türkiye'nin doğu sınırlarında yarattığı tehdide karşı, NATO'nun sağladığı caydırıcılık elbette yadsınamaz.

Türkiye de 50 yıl boyunca tek Müslüman üye olarak, NATO ittifakına her yönüyle başarılı bir şekilde hizmet etmiştir. Ancak uluslararası hukuk ve anlaşmalardan doğan hakkın kullanılması kapsamında icra edilen Kıbrıs Barış Harekatı sonrası, müttefiklerinin uyguladığı silah ve ekonomik ambargo, hangi ittifak ilişkileri ile açıklanabilir. 1991 Körfez Savaşı'nda

son anda gelen patriot füzeleri dışında NATO'nun hangi yardımı olmuştur? Irak'tan kaynaklanan PKK terör tehdidi 20 yıldan fazla devam etmektedir. Başta Yunanistan olmak üzere, Avrupalı ve NATO üyesi bir çok ülkenin PKK'yı doğrudan veya dolaylı, maddi veya politik anlamda desteklediği bilinmektedir. PKK, Avrupa Parlamentosu kararları ile özgürlük savaşçısı unvanını kazanmıştır. Avrupa'nın bir çok ülkesi Diyarbakır başta olmak üzere Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgesinde NGO'lar, resmi veya yarı resmi temsilciler vasıtasıyla yakın ilişkiler içinde bulunmaktadır. Irak'ı kontrol altında tutan ABD ile NATO içinde müttefikiz. NATO Antlaşması'nın 5. maddesi gereği Irak'ın kuzeyindeki PKK üs ve yuvalarına neden birlikte harekat yapılmamaktadır? Veya bu bölgeye neden çok uluslu bir NATO askeri gücü yerleştirilmemektedir? Türkiye gerekirse bu konuda NATO Konseyine başvuruda bulunabilir. Afganistan'a asker gönderen Almanya, Fransa, İngiltere ve diğer NATO üyeleri bu konuda Irak'ın kuzeyine de asker gönderebilir. Böylece, PKK mücadelesinde Türkiye en azından, kendi sınırları içindeki mücadeleyi daha rahatlıkla yapabilir. NATO gücüne rağmen sızmalar devam ederse, güçsüz bir Irak yönetimi yerine, 50 yıllık dünya barışının mimarı olmakla haklı olarak övünen NATO'nun etkinliğinin ve prestijinin sorgulanması sağlanabilir veya asker gönderen ülkelerin PKK konusunda ne derece samimi oldukları test edilebilir. Bölgede ve dünyada gelişen olaylar NATO üyeliğinin kısa ve orta vadede Türkiye'nin güvenliğine sağlayacağı katkının sorgulanması zamanının geldiğini göstermektedir. Bu bağlamda,Karadeniz başta olmak üzere İran, Kafkaslar ve doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki gelişmelerde NATO'nun alacağı bağlayıcı kararlar Türkiye'yi zor durumda bırakabilir. PKK ve bölücü Kürt milliyetçiliği konusu bir güvenlik sorunu olarak Türkiye tarafından NATO gündemine getirilmeli, politik,ekonomik ve askeri boyutu da dahil olmak üzere gereken önlemlerin alınması sağlanmalıdır. Böylece NATO üyesi Avrupalı dostlarımızın gerek Türkiye ile olan ilişkileri gerekse NATO'nun işlerliği konusundaki samimiyetleri de test edilmiş olacaktır. PKK ve Kürt milliyetçiliği sorunun çözülmesi halinde hem NATO'nun prestiji, hem de Türkiye'nin NATO strateji ve planlarına vereceği destek artacaktır.

Dipnotlar:

1- Macaristan ve Polonya

2- Abhazya Karadeniz'de 248 km kıyı şeridine sahiptir. Her türlü subtropik bitkinin yetişmesine uygun bir iklimi vardır.

İzmir Ekonomi Üniversitesi UAİ Bölümü Dr. Nejat Tarakçı

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler