Kapat

Son Haberler

A+ A-

Haydi çocuklar, çalışmaya...

Türkiye'de çocuk olmak zor. Çocuklar için istismar ve tehlikeler dünyanın her yerinde mevcut ama Türkiye'de bu tehlikelere karşı önlemler genelde kâğıt üzerinde kalıyor ve unutuluyor. Çok sayıda çocuk, çocukluğundan, eğitiminden fedakârlık ediyor, bir yetişkin gibi mesai harcayıp ailesine bakıyor, yani rüştünü erken ispat ediyor. Yine de onlar kanunen hâlâ çocuk!
Yayınlanma tarihi: 8 Eylül 2008 Pazartesi, 05:30

İlköğretim okullarının ilk iki sınıfları geçen hafta açıldı, diğer sınıflar ve liseler de yarın açılıyor ama altı ve 13 yaş arasında, yani sekiz yıllık kesintisiz eğitim çağında 10 milyon 398 bin 454 çocuktan 273 bin 634’i, yeni öğretim yılında okulda olmayacak. Kimisi atölyede kimisi tezgâh başında kimisi de sokakta harçlıklarını çıkarmak, daha doğrusu ailelerine “bakmak” için çalışacak. Bazısı da belki sokakta boş boş dolaşacak. Türkiye’de ne siyasi ne de ekonomik politikalar, onca tehlikeye açık ve korumadan uzak yaşayan çocuklardan yana. Bu da yetmiyormuş gibi AKP Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen’in geçen ay hazırladığı “Gençleri Koruma Kanunu Taslağı” sonrasında bir de büyük kısıtlamalarla karşı karşıya kalacaklardı. Gelen yoğun eleştiriler sonrasında taslak geri çekildi. Sözen’e göre söz konusu taslak, Almanya’daki yasa örnek alınarak hazırlandı, oysa ne Almanya’daki yasayla alakası vardı, ne de çocuk haklarını iyileştirici bir yanı! Taslağın neler getirdiğine gelince; Çocukların ebeveynleri olmadan kafelerde, restoranlarda oturmaları yasaklanacak, çocuk cinselliğini korumak adına, cinsel yayınlara yasaklar getirilecek, porno yayınlara ulaşmak için 18 yaş şartı konulacaktı. Yasa taslağında varolan “Gençler için Tehlikeli Taşıyıcı Medyalar” başlıklı 15. madde ise Türkiye’de çocukların herhangi bir ideolojiye nasıl alet edilebileceklerini ortaya koyuyordu. Aradaki fark, Almanya‘da çocuk ve gençlerin cinselliğini ön plana çıkaracak şekilde yayın yapılması yasaklanırken Türkiye’de cinsel yayın yapan medyaya yasak geliyordu. Lafı evirip çevirmeye gerek yok, bu tür bir yasağı yürürlüğe koymak için kullanıyor olmaları, yetkililerin çocuklar hakkında ne kadar iyi niyetli ve donanımlı olduğunu gösteriyor! Onları erken yaşta çalışmaktan, fiziksel ve psikolojik istismardan korumak için yasa hazırlamakta ve yürürlüğe sokmakta ya geç ya yetersiz kalanlar söz konusu “ahlak” ve “muhafazakârlık” oldu mu, kanun hazırlamakta da çıkarmakta da yamanlar…

Çocuk olmanın belki de en büyük zorluğu, hayatın getirdiği güçlüklerin tam anlamıyla fark edilememesi. Yetişkinlik çağında görülen, tanışılan seçenekler ergenlik çağına kadar geçen sürede oyunla gerçek arası bir flulukta görünüyor. Bu yüzden de kötü, hak edilmeyen, insanlık dışı şartlarda yaşayan çocuklar yaşadıklarını, doğal kabul edebiliyor… Türkiye’deki çocuklar da bu konuda gelişmiş değil, az gelişmiş ülkelerin çocuklarına yakınlar… Farklı olan Türkiye’de sayfalar dolusu kanun, yasa tasarısıyla hakları korunmaya çalışılsa da yetki ve sorumluluk karmaşasının çocuklar için net ve kalıcı çözümler üretememesi. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim, toplumun büyük kesimi tarafından olumlu tepkilerle karşılanan “Çocuk Koruma Kanunu”, kâğıt üstünde çocukların yaşantısında olumlu değişikliklere yol açabilecek adımlardı. Ancak uygulamada sıkıntı çekildi ve çekiliyor.

Ekmek mi, kitap mı?

Ya bir sanayi bölgesinde çalışıyor, ya sokakta mendil satıyorlar… Dertleri harçlıklarını çıkarmaktan çok kendileriyle birlikte ailelerinin geçimlerini sağlamak. Uluslararası sözleşmelere atılan imzalar bile Türkiye’de çalışan çocuk sayısının artmasını engelleyemiyor. Sekiz yıllık eğitim çağındaki çocukların 273 bin 634’ünün elini “ekmek” tutuyor. Nedeni sistem, daha doğrusu sistemsizlik. Oto sanayinde çalışan Selçuk, Barış, Adem ve Şaban kendini yetişkin saysa da yasalara göre onlar hâlâ birer çocuk…

Kesintisiz eğitimin sekiz yıla çıkması, eğitimden yararlanamayan çocuk sayısını azaltsa da, kesin bir başarı sağladığını söylemek güç. Yukarıda verdiğimiz rakamların da gösterdiği gibi çalışan çocukların sayısı hâlâ yüksek. Çalışanlar ve okula gidenler arasında ise elbette büyük farklar var. Pendik’teki Oto-Sanayi Sitesi’nde dokuz yıldır faaliyet gösteren Çalışan Çocuklar Bürosu’nun yaptığı araştırmaya göre atölyelerde çalışan 18 yaşın altındaki çocukların büyük çoğunluğu ailelerinin bütçelerine katkıda bulunuyor. Bu da doğal olarak onlara hem kendileri hem de ailelerinin diğer fertleri hakkında daha çok söz söyleyebilme hakkı tanıyor.

16 yaşındaki Selçuk Kızıltaş, kazandığı parayı ailesine veriyor, kendisini de yetişkin olarak görüyor. Sorduğumuz sorulara cevap vermeye pek de gönüllü değil, biz de ustası 54 yaşındaki Fikri Cambaz’la konuşuyoruz. Cambaz da tıpkı Selçuk gibi çalışmaya çok küçük yaşta başlamış. Kendi dönemindeki küçük çalışanlara karşı tavırlarla şimdikiler arasında fark olduğunu söylüyor. “Babamız bizi ‘eti sizin kemiği benim’ diyerek atölyeye bıraktı, şimdi biz çıraklara daha kibar davranıyoruz” diyor. Çalışma şartlarının da eskiye göre çok değiştiğini kendilerinin her şeyi elle yaptığını sözlerine ekliyor.

Cambaz’a göre artık çocuklar bir ustanın yanında iş öğrenmek yerine okumaktan yanalar, buna kanıt olarak da çırak bulmakta zorlanmalarını gösteriyor…

Haftanın altı günü 10 saat boyunca oto tamir atölyesinde mesai harcayan Barış Çelik, kendisi adına hazırlanan evrensel ve yerel kanunlardan haberdar değil, yine de aile içerisinde bir birey, yetişkin olarak görülmek, söz hakkının olması hoşuna gidiyor. Aldığı gelirin bir kısmıyla ailesine yardımcı olurken bir kısmıyla da kendi ihtiyaçlarını karşılıyor. Bir başka atölyede ise iki kardeş Adem ve Şaban Kaban birlikte çalışıyor. 15 yaşındaki Adem işe yeni başlamış. Her ortama girebildiğinin ve girdiği ortamlarda herkesin kendisine yetişkin gibi davrandığı söylerken kendinden hoşnut. 18 yaşındaki Şaban ise aileye babasıyla birlikte bakıyor. “Kendimi sorumluluk sahibi olarak görüyorum” diyor “Buradan aldığım parayı eve veriyorum. Oto Sanayi’deki Çalışan Çocuklar Bürosu’na üyeyim, belli bir aylık ücret ödüyorum, her ihtiyacımla ilgileniyorlar”.

Adem’i en çok çalışmayan arkadaşlarıyla aynı kefeye konulmak rahatsız ediyor, birçok arkadaşına çalışması için ısrar etmiş ama Adem’in deyimiyle onlar “sabahtan akşama kadar gezmeyi” tercih ediyorlar. Kendisiyle arkadaşları arasındaki farkı ise “ben askerden sonra elimdeki mesleğimle aileme bakabilirim ama onlar hâlâ boşta geziyor olacak” diyerek özetliyor.

Nezih Varol Çalışan Çocuklar Bürosu’nun proje sahibi. Çocuk haklarıyla ilgili çalışmalar yapmaya 90’larda başlamış. Aynı zamanda halk sağlığı uzmanı ve Fişek Enstitüsü’nde denetim kurulu üyeliği yapıyor. İstanbul’da birçok semtte Pendik’tekine benzer projeler yürütmeye çalışıyor. Pendik’te işverenlerin ve yerel yöneticilerin duyarlılığı sayesinde son derece başarılı bir organizasyon oluşturulmuş. “Üç ayda bir, Pendik’te çocuk istismarına karşı jandarma, emniyet, sosyal hizmet uzmanları, zabıta, çocuk polisi ve ilgili tüm taraflar Pendik Belediyesi öncülüğünde toplanırlar, ilçedeki çocukların yaşadıkları sorunları tartışıp, çözüm ararlar” diyor. Çocukluktan birey olmaya geçişin sırf yaşla ilgili olmadığını, ekonomik olarak aileye bağlı olan herkesin çocuk sayılacağını vurguluyor. Konu, Türkiye’de çocuklar hakkında yapılan çalışmalara geliyor. Bu amaçla her ilçede Rehberlik Araştırma Merkezleri kurulsa da Varol’a göre bu merkezler yeterince sağlıklı işlemiyor. “Rehber öğretmenlerin çocuklara yeterli derecede ulaşamadığını biliyoruz” diyor “Çalışma hayatındaki çocukların çoğunluğu da bu rehberlikten yoksun. Bunun için mesleki eğitim merkezleri, eski adıyla çıraklık okuluna gitmeleri gerekiyor. Bu okullarda matematik gibi temel derslerin yanında yalnız meslek dersleri var. Haftada bir gün okula gidiyorlar, beş gün çalışma hayatındalar. Yetişme çağlarında, dışarıdan kültürlenmeleri, birçok istismara açık olmaları, bir taraftan sağlık riskleri taşımaları sebebiyle hem bedensel sıkıntı yaşayabiliyorlar hem de duygusal anlamda bir şeyleri fark edemeden olgunlaşıyorlar”.

Büro ilk kurulduğunda oto sanayide çalışan yaklaşık 250 çocuk varmış ama Nezih Varol, “15 yaşından küçük çalışan çocuk kalmasın” sloganı çerçevesinde yaptıkları çalışmalar ve kesintisiz eğitim sayesinde bu sayıda bir hayli azalma olduğunu belirtiyor. Peki, Pendik’te yapılan çalışma diğer ilçelere de örnek oluyor mu? “Elbette örnek teşkil eder” diye yanıtlıyor Varol “ama bizim amacımız model yaratmak değil, projenin sürdürülebilirliğini sağlamak”.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler