12 Eylül 28. yılında

12 Eylül askeri darbesi 28. yılında. Türkiye'de sola vurulmuş en büyük darbelerden biri olan 12 Eylül'ün yaraları hala kapanmadı. Ardında, sakat kalan bir yığın insan ve işkencelerde ölen gençler bırakan kanlı cunta, toplumda muhalefeti susturdu. Dinci örgütlenmenin önünü açtı. Ve 12 Eylül yıl dönümünde protestolarla kınanıyor.
Yayınlanma tarihi: 11 Eylül 2008 Perşembe, 20:59

Askeri darbe 28. yılında da protestolarla kınandı. 78'liler Girişimi'nin 12 Eylül askeri darbesini protesto etmek için düzenleyeceği yürüyüşe polis gösterinin izinsiz olduğunu öne sürerek izin vermedi.

28 yıldır protestolar sürüyor

78'liler Girişimi'nin 12 Eylül askeri darbesini protesto etmek için düzenleyeceği yürüyüşe polis, gösterinin izinsiz olduğu gerekçesiyle gösteriye izin vermedi. Bunun üzerinesloganlar atarak Taksim Atatürk Anıtı önüne gelen grup ile polis arasında gerginlik yaşandı. Grup sözcüsü Celalettin Can burada yaptığı açılamada, darbenin 28. yıldönümünde bile 12 Eylül "faşizminin" sürdüğüne dikkat çekti. Sözcü Can, “12 Eylül’le birlikte Türkiye toplumunu, emperyalizmle işbirliği içinde düşmanın arka bahçesi gören yönelimlerin deney alanı yaptınız. gözaltına aldığınız bir milyon insanı bu deneyin kobayı olarak kullandınız” dedi.

Harbiye'deki TRT İstanbul Radyosu önünde toplanan ve kendilerini 'Genç Siviller' olarak niteleyen grup da, ''Bir daha asla'', ''Darbeciler yargılansın'' şeklinde dövizler açtı. Grup adına basın açıklaması yapan Turgay Oğur, 28 yıl önce bugün saat 03.59'da evlerinde uyurken askeri müdahale dolayısıyla TRT Radyosu'nun sesiyle uyandıklarını belirterek, bu durumu protesto ettiklerini söyledi. ''1982 anayasası ile 28 yıldır her gece bu darbe tekrarlanıyor'' diyen Oğur, bundan sonra bir daha gece yarıları yataklarından kaldırılmamak için bu gece yataklarından kalktıklarını kaydetti.

68’liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan da yaptığı yazılı açıklamada 12 Eylül’ün üzerinden 28 yıl geçmesine karşın açtığı yaraların kapanmadığını belirterek şu ifadelere yer verdi: “12 Eylül faşizminin gayrı meşru çocuğu olan bugünkü kirli siyasal erk asıl bu yanıyla sorgulanmalı ve böylesi bir kimliğe sahip bu siyasal yapıdan demokrasi beklentisi içinde olanlar artık uyanmalıdırlar. tarihin ve toplumun mahkum ettiği 12 Eylül dönemi denli onun uzantıları da mahkum edilmelidir.”


Sivil Toplum Örgütleri'nin 12 Eylül tepkileri


Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç,12 Eylül askeri darbesinin 28. yılı nedeniyle bir açıklama yaptı. Kılıç, 12 Eylül askeri darbesinin izlerini aradan geçen 28 yıla rağmen hala sürdüğünü söyleyerek, “Türkiye, 12 Eylül’ün üzerinden 28 yıl geçmiş olmasına rağmen hala tarihinin bu karanlık parçası ile yüzleşebilmiş değildir. Bu nedenle 12 Eylül düzeninin izleri bugün de yaşamın tüm alanlarında varlığını sürdürmektedir” dedi. 12 Eylül 1980 tarihinin sadece bir tarihi değil, yaklaşık 1 milyon kişinin gözaltına alındığı, binlerce ton kitabın yakıldığı, insanların işkencelerde idam sehpalarında öldürüldüğü, sendikaların kapatıldığı, bütün demokratik mekanizmaların ortadan kaldırıldığı karanlık bir dönemin başlangıcı olduğunu söyleyen Kılıç, “12 Eylül, demokrasinin, özgürlüklerin kısıtlanması, her türden hak arama arayışının ve örgütlenme girişimlerinin baskı altına alınması, eğitim-sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, gençlerin geleceksizliğe mahkum edilmesi, toplumun gerici-milliyetçi düşüncelerin etkisi altında şekillendirilmesinin önünü açmış olmasıyla hatırlanmaktadır” diye konuştu.

Kılıç çözüm önerisi hakkında "Tüm toplum kesimlerinin katılımıyla demokratik bir tartışma ortamı yaratılmalı, özgürlükçü, demokratik ve hakları güvence altına alan yeni bir anayasa hazırlanarak, yurttaşların demokratik hak ve özgürlüklerinin korunması, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının giderilmesi devletin anayasal sorumluluğu olmalıdır. Bu noktada atılacak ilk adım, örgütlenme ve ifade özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılması olmalıdır. 12 Eylül ve 12 Eylül’ü oluşturanların yaratmış oldukları hukuksuzluğu ortadan kaldırmanın yolu temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmaktan ve örgütlü toplumu geliştirmekten geçmektedir” dedi.
Türk Dişhekimleri Birliği de, 12 Eylül askeri darbesinin 28. yıldönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, 12 Eylül’ün dönemindeki uygulamalar eleştirdi. Açıklamada, şöyle denildi: “12 Eylülle başlayan süreç, Türkiye'yi siyasal, sosyal, hukuksal ve bilimsel alanlarda büyük tahribata uğratmıştır. Tüm toplum olarak bir travma yaşadığımız bu süreçte; hukuk, adalet, bilim, emek ve çalışma hayatı yok edilmiş, demokratik hak ve özgürlükler kısıtlanmış, Türkiye'nin siyasi demokratik gelişim sürecini engellemiş, partiler ve çok sayıda demokratik kitle örgütü kapatılmıştır. Ülkemizi her anlamda geriye götüren 12 Eylül, aradan geçen 28 yıla rağmen bugün hala güncelliğini ve etkisini korumaktadır. Bugün hala, 12 Eylül yöneticileri tarafından çıkarılan yasalar ve kurumlar geçerliliğini korumaktadır. Toplum olarak 12 Eylül'ün karanlık yüzüyle hesaplaşamadığımız sürece, yaralarımızı tam anlamıyla sarmamıza ve ileriye bakmamıza imkân yoktur." Açıklamada, DİSK'in organize ettiği İzmir Gündoğdu Meydanı'nda yarın yapılacak "Emek ve Demokrasi Mitingi"ne destek verdikleri de belirtildi ve "Aydınlık ve güvenli gelecek için yanlışları düzeltmeye, toplumsal mutabakata hep birlikte 'evet' diyoruz” denildi.

Memur-Sen: 12 Eylül Kara leke

Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu 12 Eylül'ü yaptığı yazılı açıklama ile kınadı. Gündoğdu, ''Demokratik yeni bir anayasa; her türlü darbenin, muhtıranın, çeteleşmenin, mafyalaşmanın panzehiri olacaktır'' dedi.

Gündoğdu, yaptığı yazılı açıklamasında,''12 Eylül askeri müdahalesinin, Türk demokrasi tarihinde kara leke olarak yerini aldığını'' ifade ederek, ''Türkiye'nin önünün açılması ve millet iradesinin kayıtsız-şartsız hakim olması için askeri müdahalenin gölgesinde hazırlanan 12 Eylül anayasasının kaldırılması ve yeni bir anayasa hazırlanması gerektiği'' görüşünü bildirdi.

Protestolar Başkent'te

12 Eylül 1980 askeri müdahalesi, başkentte çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ortaklaşa düzenlediği eylemle protesto edildi. Öğle saatlerinde Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde toplanan DİSK, Halkevleri, ÖDP, TKP, TMMOB'un da aralarında bulunduğu bazı parti ve sivil toplum kuruluşu üyeleri, hükümet, ABD ve 12 Eylül askeri müdahalesini gerçekleştirenler aleyhine sloganlar attılar.

Yüksel Caddesinde basın açıklaması yapan bir grup eylemcinin, üzerinde çeşitli dövizler bulunan bir demir kafes ile darağacı ve bir çift askeri postalı açıklama yaptıkları yere getirdikleri görüldü.

Açıklamanın ardından grup, diğer katılımcılarla birlikte sloganlar atarak ABD'nin Ankara Büyükelçiliğine yürüyüşe geçti.

Atatürk Bulvarının Kennedy Caddesi ile kesiştiği noktada, çevik kuvvet ekiplerinin oluşturduğu barikat önünde toplanan eylemciler adına burada bir basın açıklaması yapıldı.

Askeri müdahalenin protesto edildiği açıklamanın ardından, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri Büyükelçilik önüne, ''Dünya Halklarına Karşı Suçlusunuz, Hesap Vereceksiniz'' yazılı siyah çelenk bıraktı.

Daha sonra eylemcilerin bir bölümü dağılırken bir bölümü Tunus caddesinde yürüyüşe geçti. Eylemcileri takip eden iki sivil polis, gruptakiler tarafından darp edilmek istendi. Polislerden biri grubun elinden kendisini kurtarırken, darp edilen polis havaya iki el ateş açarak eylemcilerin elinden kurtuldu.

Yaralı polis, meslektaşları tarafından uzaklaştırılırken, olayı gerçekleştirdiği iddia edilen bir gösterici polis tarafından gözaltına alındı.

Grup daha sonra, yoğun güvenlik önlemleri altında sloganlar atarak geldiği Kızılay'da dağıldı.

Aynı saatlerde Batıkent metro durağında sloganlar atarak yürümek isteyen bir gruba da metro görevlilerinin müdahale ettiği bildirildi. Çıkan arbedenin ardından gruptan 3 kişinin Yenimahalle İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındığı öğrenildi.



Kanlı 12 Eylül darbesinin 28. yıldönümü

12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen kanlı askeri darbenin üzerinden tam 28 yıl geçti. 12 Eylül günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan kurulu Milli Güvenlik Konseyi yönetime el koydu, genel sekreterliğinde de organeral Haydar Saltık atandı. Darbe, sivil siyasetin üzerinden silindir gibi geçerek Türkiye’nin demokratikleşmesine ağır darbe indirdi. Türkiye tarihinin en büyük insan hakları ihlaline imza atan faşist cunta, toplumsal muhalafeti susturdu, gericiliğin önündeki seti kaldırdı. Darbeyle Türkiye siyaseti “Türk-İslam” senteziyle yeniden tasarlandı. Solu ezip geçen, cunta, şeriat odaklarının ise önünü açarak 1980 sonrası iktidarlar için “İslam referansı” gereğini açıkça ortaya koydu. “Devlet içindeki çeteler” ve “gerici akımlar” hızla güçlendi. Arjantin ve Yunanistan gibi dünyanın pek çok ülkesinde cuntacılar yargılanarak ağır cezalar alırken, Türkiye’deki cuntacılar Anayasa’nın geçici 15. maddesine sığınarak yargılanmaktan kurtuldular.

Darbe sonrası TBMM lağvedilirken dönemin Başbakanı Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel ve CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in de aralarında bulunduğu 16 siyasetçi Zincirbozan’a gönderildi. Yazar ve yayımcı İlhan Erdost mahkemeye götürülürken cezaevi aracı içinde dövülerek öldürüldü. Yüz binlerce işçinin sendikal gücü DİSK, 11 yıl kapalı kaldı ve yöneticileri ve üyeleri işkencelerden geçirildi. Barış Derneği davasında yargılanan ülkenin aydınları yıllarca cezaevlerinden çıkamadılar. 17 yaşındaki Erdal Eren’in de aralarında bulunduğu 50 kişi asıldı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri yeniden kuruldu. Yüksek Öğretim Kurumu’yla (YÖK) üniversitelerin özerkliğine son verildi. 1961 Anayasası’nı rafa kaldıran darbeciler, temel hak ve özgürlüklerle düşünce özgürlüğünü kısıtlayan, sosyal devletle ilgili yasal güvenceleri ortadan kaldıran baskıcı anayasayı getirdi.

12 Eylül darbecileri uygulamalarını “Atatürkçülük” maskesi altında gerçekleştirdi. Ortaöğretim müfredatlarına zorunlu din dersleri konuldu, İmam hatip okullarının sayısı arttırıldı, şeriatçı hareketler hızla yoksullaşan ve umudunu yitiren kitleler tarafından destek buldu.



ABD destekli

Yıllar sonra darbenin, “ABD yapımı” olduğu ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze'nin “bizim çocuklar başardı” sözleriyle ortaya çıktı.

1970’lerin sonlarında Türkiye’de toplumun tüm kesimlerinde muhalif dalga yükselirken ABD’nin bölgedeki planlarının uygulayacak bir yönetimin iktidara getirilmesi için darbe gerekiyordu ve bunun için art arda provokasyonlar tezgahlandı. Sağ-sol gerginliği siyasi cinayetleri besledi. 1 Mayıs 1977, Kahramanmaraş, Sıvas, Malatya, Çorum katliamları darbeye zemin oluşturacak kaos, panik, korku ortamlarını hazırladı. Devletin kurumlarında görevli bazı kimseler, tetikçi olarak ülkücüleri kullanarak “derin devlet, kontragerilla” adı verilen gizli yapılanmalarla hala travmaları yaşanan katliamlara imza atarken, ülkenin düşünen, yazan sanatçıları, gazetecileri, sendikacıları katledildi. Gazeteci Abdi İpekçi, İlhan Darendelioğlu, Prof.Dr. Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Gün Sazak, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, bu süreçte kurşunlara hedef oldular.


12 Eylül Bilançosu

- Gözaltına alınanlar: 650 bin

- Fişlenenler: 1 milyon 683 bin

- Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananların sayısı: 230 bin

- İşkencede ölen insan sayısı: 171

- Kuşkulu ölüm: 144

- Açılan işkence soruşturması veya dava sayısı: 9 bin 962 (1982- 1988 arası)

- Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı toplam ceza: 3 bin 315 yıl 3 ay

- Haklarında idam istenenler: 7 bin

- Vatandaşlıktan çıkarılan insan sayısı: 14 bin.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.