Bir başka İstanbul masalı

İzabel, Beatrice ve Ettore... Anne-kız ve damat. Rum-Ermeni anne İzabel İstanbul'da doğup büyür. Daha 7 yaşında 6-7 Eylül olaylarına tanık olur. Liseden sonra üniversite okumaya İtalya'ya gider. Gider gitmesine ama İstanbul'u aklından hiç çıkaramaz. Kızı Beatrice'i doğurmak için seçtiği şehir yine İstanbul'dur. İtalya'da yaşayan Beatrice de annesi gibi bir İstanbul âşığı...
Yayınlanma tarihi: 13 Eylül 2008 Cumartesi, 07:14

İzabel 1955 yılında henüz 7 yaşındaydı. O İstanbul’u hep güzel günleriyle hatırlamak istiyor. Geleceğe umutla bakmak amacıyla yıllar sonra evlenmek için İstanbul’a gelmiş. Şimdi de kızı evlenmek için İstanbul’daydı.

Türkiyenin nüfus yapısında geri dönülmez değişikliklere, büyük maddi ve manevi zarara, Türkiyenin uluslararası anlamda itibarının zedelenmesine ve de pek çok kalp kırıklığına neden olan 6-7 Eylül olaylarının 53. yılı geçen cumartesi pazar günlerine denk geliyordu. 53 yıl sonra, tüm insanlığa örnek olacak ve yüreklerine umut serpecek mutlu bir gün yaşandı. İtalyadan İstanbula evlenmeye gelen Beatrice Bernardini ve Ettore Matinata sıradan İtalyanlar değilllerdi. Nitekim evlenme tarihi olarak seçtikleri 7 Eylül, kötü şeylerin yaşandığı günlerde iyiliklerin de olacağına kanıt; farklı din ve dillere mensup insanların kardeşçe yaşayacakları, birbirlerine kötü gözle bakmayacakları günlerin geleceğine umut oldu. Beatrice, Rum-Ermeni asıllı bir annenin ve İtalyan bir babanın Türkiyede dünyaya gelen kızları. Doğduğu topraklara evlenmek için geri dönen ve geleceğe umutla bakan Beatrice ve kocası Ettore ve aslında hikayemizin başlangıcı olan annesi İzabelle 6 Eylülde Santralistanbulun bahçesinde Defne Türk-Yunan Derneğinin ev sahipliğinde bir buluşma organize edilmişti. Taze çifte geleneksel bir kına gecesi düzenlendi aynı anda da İstanbuldaki görev süresi dolan Yunanistan İstanbul Başkonsolosu Alexandros Alexandrise de veda edildi. Alışıldık samimi İtalyan aceleciliği ve havasıyla bildiğimiz Türk samimiyetiyle karışık anne-kız, bu güzel akşamda bize kendi İstanbullarını anlattı.

İstanbul yaşıyor

1971’de İstanbulda doğduktan sonra İtalyada yaşamaya başlayan Beatrice, çocukluğundan beri Büyükadada yazları geçiriyormuş. Büyükbabası da İtalyada eski Türk halıları sattığı için yaz mevsimi dışında da yılda bir ya da iki kez geliyormuş. İstanbul Kapalıçarşıya halı seçmek için gelirdik, o kadar inanılmaz ve etkileyiciydi benim içindiyen Beatrice, İtalyada sürdürdüğü yaşamı boyunca İstanbuldan kopmamış. İtalyadan İstanbula evlenmek için gelmek Beatricenin fikriymiş. Ben istedim, çok istedim burada evlenmeyidiyen Beatrice daha önce iki kez Ettoreye İstanbulun Dolmabahçe, Ayasofya, Topkapı gibi yerlerini gezdirdiğini söyleyince Ettoreye İstanbulu beğenip beğenmediğini sormadan olmazdı. Ettore, İstanbulun yaşayan halinden, gençliğinden, kültüründen ve de geleneklerinden çok etkilendiğini; İstanbulu çok sevdiğini söylüyor. Doğal olarak da Beatricenin bu isteğine olumlu yanıt vermiş. Balayı için yazın tekrar Türkiyeye dönecek olan çift, bu kez de Güney sahillerinde gezecek. Şimdi çalışmaları gerektiği için İtalyaya dönecek olsalar da onlar bu ülkenin insanları olarak geri dönecekler. 7 Eylül tarihini evlilik tarihi olarak seçmeleri tesadüf değil tabii ki. 6-7 Eylül olaylarının önemli bir olay olduğunu ancak bunun kendilerinde önyargı oluşturmaması gerektiğini vurgularken, Her insan kötü şeyler de iyi şeyler de yapabilir, biz bu günü hatırlamak ve hatırlatmak istiyoruz ama bugünü neşe, umut ve mutluluk dolu bir gün olarak da hatırlatmak istiyoruz. Gelecek için umut doluyuz çünkü. Bu evlilik herkes için böyle bir mesaj olmalıdiyor. İstanbulda ilerde bir ev almak istediklerini çünkü buraya gelip gittiklerini de söylüyor.

Annede İstanbul'da evlendi

Beatricenin annesi İzabel, kızının düğününde de kına gecesinde de çok mutluydu. Biz burayı çok seviyoruz. Ben burda doğdum, burada büyüdüm, bir İtalyanla evlendim ama kocamı buraya getirdim burada evlendimdiyerek İstanbul sevgisini dile getirerek başlıyor söze. İstanbul sizin için ne ifade ediyor sorusuna İzabelin verdiği her şeyiyanıtı anlatıyor aslında. 1948de İstanbulda doğan İzabel, Zapyon Lisesinden mezun olduktan sonra 1965te İtalyada siyasal bilgiler fakültesine yazılmış. 1970’te evlenmek için İstanbula gelmiş. Biz her zaman hayatımızın önemli şeyleri için İstanbula geliyoruzdiyor.

İstanbulda Rum, Türk, Ermeni, Musevi, İtalyan herkesin olduğunu ve bunun çok önemli olduğunu söylüyor İzabel: Çünkü bu başka dil, başka dinli insanların birbirine yakınlık ve arkadaşlık hissetmeleri bizim için çok mühimdir, İstanbul da bunu ifade ediyor. Ben küçükken Kurtuluşta oturuyordum bir apartmanda. Orada herkes vardı kapıcı Kürttü, kapı komşusu Ermeniydi, Yahudiler, Rumlar, Türkler hepsi beraberdi aynı apartmanda ve birbirimize karşı her zaman sevgi ve saygı gösteriyorduk.

İstanbula kesin dönüş yapmayacak mısınız diye sorduğumuzda İzabel kesin dönüş yapabilse yarın yapacağını ancak İtalyada çalıştığını söylüyor ancak İstanbulda bir ev almak istediğine de değiniyor ancak şartı kesin: Benim bildiğim İstanbulda olmalı: Burada bir küçük evim, yerim olsun istiyorum. Bu küçük evi yeni semtlerde istemem, benim bildiğim İstanbul semtlerinde olsun istiyorum. Beyoğlunda Haliçte olabilir, Sultanahmetteki harap evler çok güzel evlerdir. Benim için dünyanın en güzel şeyi olurdu. Deniz görmesi mühim değil, güzel bir mahallede olsun yeter. Mahallede olsun ki İstanbul karakterini göstersin. Her yerde büyük apartmanlar var. Benim için bir şey ifade etmiyorlar. Tabii ahşap olsa daha iyi.

1955'te 7 yaşındaydım

6-7 Eylül olayları yaşandığında 7 yaşındaymış İzabel. O günleri, yarattığı korkuyu hâlâ hatırladığını söylüyor. Ve anlatıyor: Biz Büyükadadaydık o günlerde. Zemin katta oturuyorduk, annemin küçük kardeşi dayım papazdı, o zamanlar 29 yaşındaydı. Duyduk ki halk geliyor, sonra baktık bir çöpçü kamyonunun üstünde geliyorlardı. Büyük de bir projektör koymuşlar üzerine. Küçük papazı istiyoruzdiye bağırıyorlardı. Hepimiz yere eğildik. Korkuyorduk bizi görecekler diye. Adadan değildiler o yüzden de bizim tam nerede oturduğumuzu bilmiyorlardı. Yanlışlıkla karşıda oturan bir Türk eczacının evini harap ettiler.

Bu olayları sadece bir kez daha yaşanmamaları için hatırlamak gerektiğini ve 6-7 Eylül olaylarını Türk halkına mal etmediklerinin özellikle altını çizen İzabel, Bizim her zaman Türk arkadaşlarımız vardı, var ve olacakdiyor. İnsanların bu zamana dek barış içinde yaşamayı başardığını ve 20, 21. yüzyıllarda böyle şeylerin olmaması gerektiğini söylüyor. Yalnız Türkler ve Rumlar arasında değil bütün halklar arasında barış olmalı. Birini değişik olarak görüp onu hakir görmek çok kötü bir şey. Lüzumu yok. Ben hıristiyanım, siz müslümansınız, öteki musevi. Ne olur ki? Bu bir ruh meselesidir, politika meselesi değildiyerek adeta ders veriyor.

Beatrie ve Ettorenin evlendikleri tarihin 6-7 Eylüle denk gelmesi konusunda 50 yıl önce böyle şeylerin yaşandığını ancak bu kez kendilerinin hissettiği arkadaşlık, barış gibi kavramları, bu güzel günü Türk, Musevi, Ermeni arkadaşlarıyla paylaşmak istediklerini söylüyor:Bu gün güzel bir gün olsun istiyoruz, eminim ki artık o kötü günler gelmeyecek. Bu günü hepimiz güzel bir gün olarak hatırlayalım.

Alexandris'e veda

Beatrice ve Ettorenin kına gecesinde aynı zamanda Yunanistanın İstanbul Başkonsolosu Alexandros Alexandrise de veda edildi. İstanbulda doğan Alexandris yıllar sonra başkonsolos olarak geldiği İstanbuldan giderken duyduğu üzüntüyü Buradan bir kere ayrılmak çok zor ama ikinci kez ayrılmak zordan da öte çok kötü. Gidiyorum ama erkek gibi gidiyorum. Giderken yanımda İstanbulu da götürüyorum. Anılarım da benimle birlikte geliyordiye anlatıyordu. Beş yıldır İstanbulda görev yapan Alexandrisi uğurlarken Defne Türk-Yunan Dostluk Derneği Başkanı Erol Katırcıoğlu, kendisine bir plaket verdi. Geceye şarkcı Gülşen ve Ege de şarkılarıyla renk kattı.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.