'İnsana karşı ah eden bütün varlıklar birleşin'

Latife Tekin gözlem, gözlem... Düşlere yönelten zihin oyunları sanki daha bir fazla bu yapıtında, iç sesle barışık olma ya da olmama hali yazdırıyor, dürtüyor kalemini. Basa basa muhalefet, basa bas doğrucu davutluk, basa bas dokuz köyden kovulmuşluk, onuncu köyden seslenmişlik onunkisi. Latife Tekin ile Rüyalar ve Uyanışlar Defteri'ni konuştuk.
Yayınlanma tarihi: 5 Kasım 2009 Perşembe, 08:57

-Hayata dair notlar çok genç yaşta başlamış... Kitabın neredeyse üçte biri 'Kayınbaba Oturuşlu Meclis Başkanı'nda da okuduğumuz gibi altı-yedi yaşında oğlanların alnının çatısına taşı oturtmuş Kayserili bir kız çocuğunun gözünden yazılı adeta.. Tos vurmaya hazır o erkek kültürüne başkaldırış da o zamandan başlıyor çünkü... Yanıldım mı?

- Doğuştan üstün olduklarına inandırılmış oğlanlarla kızların çatışmaması mümkün değil ki bizim oralarda aklı sallantılı insanlara 'savak' denir, yani işte, savak oğlanlar bile en zekimize üstünlük taslıyordu; taşlık, kayalık bir köyde büyüdüm ben, oyuncağımız taştı bizim, oyun oynamaya doğmuşuz dünyaya, çocuğuz... Eşit olmayan çocuklar, mutlulukla oyun oynayabilir mi, taş yağdırıp eşitlenmek var, dövüşüyordum oğlanlarla, yanılmıyorsun hayır...

- Şimdi Rüyalar ve Uyanışlar Defteri tamam.... Ruhun ve yurdun ve gidişatın ve gelmişin ve geçmişin güncesi tamam... Rüyalar sıklıkla kâbus ve hayli absürd, görülenler sıklıkla hayra yorulmuyor... Tamam yoksuluz, arabeskiz, yoksunuz, satılmışız, taciz edilmişiz, kafaya alınmışız, dinciye oy vermeye pek bir teşneyiz, AB'ciyiz, ABD'ciyiz... Haksız mı Latife? Elbet değil.. Peki umutsuz mu? Değil.. Ama..

- Doğrusu ya hayata inanıyorum, yürekten inanıyorum ama insandan pek ümitli olduğumu söyleyemeyeceğim... İnsanın alt etmeye uğraştığı dünya yüzündeki bütün varlıklar sonunda bir olup icabımıza bakacak galiba, öyle bir hissiyat içindeyim. Kafalarına çekiçle vurup canını aldığımız fokların çığlıkları bir gün kulaklarımızdan akıp kalplerimizi parçalayacak, çok da geç olmadan saf değiştirmek lazım, insana karşı ah eden bütün varlıklar birleşin!

Hayatı olaysızlaştıran dil

- 'Boşluğun Masalı'nda 'bu ülke bana sahicilik duygusu vermiyor. (...) Ne zor dağlarına bil'İnsana karşı ah eden bütün varlıklar birleşin'e yücelenerek bakamadığımız bir yerde yaşamak; bu ülke bana nasıl sahicilik duygusu verebilir ki? (...) Hiçbir duygunun doğruca yerine ulaşabildiği bir ülke değil artık burası' diye yazıyorsun. Neden? Ve sonra 'Hayatı Olaysızlaştıran Dil'de de 'Hayatı olaysızlaştıran bir politik dil kuruluyor... Yerinden memnun bir anlayış hâkim sağcısına solcusuna...' diye yazıyorsun...

- Geçmişe doğru bakıp soluklandığımda, insanın hayatta kalabilmek için bir alfabeye ihtiyacı varmış diye düşünüyorum, vahşi doğanın ortasında yenilip yutulmamak için dil gerekiyormuş ona, işaretler, sesler, sözcükler aracılığıyla haberleşip canımızı sağlama almaya çalışmış olmalıyız değil mi? İnsanın kurduğu dille hayvanı sevmek imkânsızdır, derim ben hep, çünkü bizim dilimiz tüm öteki canlılara karşı, bizim hayatta kalabilmemiz için yaptığımız sessel bir alet... Dilin doğasını sezmeden, dili nasıl yenileyebiliriz ki dil bizi bütün öteki varlıkların uzağına çekip ayırıyor...

Bu sezgiye, bilince sahip olmalıyız ki, düşünebilelim üstünde... Hayvanları uzaktan sevmeyi bırakıp doğruca hayvan olduğumuzu söyleyebilenlerin dilinde bir yenilik ışığı görebiliyorum ben...

- 'Tülbent Sihirbazları...' Türban... Bahar yaz modası.... Prada.... Kafa derisi soluk almaz, saç dipleri kıvılcımlanır, algı donukluğuna, düşünce bozukluğuna yol açar bu...' diye yazıyorsun... Ve bir soru yöneltiyorsun yüzyılların özgürleştirici çabasına sırt çevirip moda çıkaranlara; 'Sentetik cendereden kurtarabilecek misiniz kendinizi?' diye... Hayli gürültü kopacak yine... Var mı hiç ilk elden yanıt aldığın, konuştuğun, anlaştığın içlerinden biriyle... Var mı bir temas?

- Çocuk yaşta örtünmüş arkadaşlarım var, evet, onlarla konuşabiliyorum... En azından bir noktada anlaşıyoruz, Allah sevgisi için tek tip örtünmek zorunda değiller... Ben de duygumu, düşüncemi açıkça ifade etme hakkına sahibim, kim başına ne geçirmek istiyorsa geçirebilir, fazlasıyla uzadı bu tartışma, Muinar ne diyordu, 'Rüzgâr alsın türbanlarını...' Moda olduğu için taktığını söyleyenler var, geçenlerde bir televizyon programında gülüşüp şakalaşarak tartışıyorlardı, türban kadını seksi gösteriyormuş, çarşaf bile yani öyle gösteriyormuş, altına ince topuklu ayakkabı giyince... Daha da gülüşüp tartışsınlar, ben söyleyeceğimi söyledim, sentetik cendere, moda rüzgârı başka yönden eser de başlarına yapışıp kalırsa ne olacak, insan kendini böyle zor kılıklara sokmamalı.

- Varoş olanla varoş olmayan olanca çelişkisiyle kucak kucağa... Paralel evrenler, koşut ve zıt... Varoşun tel tel dökülen sıvalarına varsılın kayıtsızlığı, vatandaşın çağrısına, hak hukuk talebine iktidarın en kaba perdeden reddiyesi eşlik ediyor... Bu kıyastan epey yola çıkılıyor satırlarda...

- Her yerde yaşanan şey bu, kent merkezlerini yoksullardan arındırmak istiyorlar, bir vakitler Paris'te, Roma'da, Atina'da yapılmış olan şey... İstanbul'u da öyle işte yoksullardan temizlemek istiyorlar... Önce yıkıp bir ana yol açıyorlar, arsa spekülatörlerine gün doğuyor, kentsel dönüşüm dedikleri, rantın yükseldiği bölgelerde yaşayan yoksulları yuvalarından yurtlarından etmek. TOKİ felaketini çağdaş konut filan diyerek yutturmaya çalışıyorlar, hayatsız, çirkin yüzlü binaları...

Söz yetişmiyor, baş döndürücü bir vahşet, hak çiğneme... AKP'nin müteahhitlerini durdurmak gerekiyor, dağların, ormanların, kıyıların selameti için...

- 'Zehir Spekülatörlerine Hayır!..'dan bir alıntı: 'Jandarma, polis, altıncılara yeşil operasyon, nükleer vurgunculara baskın, zehir spekülatörlerine hayır!..'... Anımsıyoruz sana yapılanları, muhalefet ettin diye diklenen yetkilinin cartını curtunu... Ve çok iyi biliyoruz enerji bakanlığına açılı en geniş bayrağın... Yaka paça toplantıdan atılmak istenmiş yazarsın... Vay sen misin konuşan...

- Rüyalar ve uyanışlar defterime, 'Latife Tekin enerjiden ne anlar, diye yazan adamın adını kaydettim, bir gün yüz yüze gelirsek, enerjiden sahiden ne anladığını soracağım ona, enerjiden anladığı gaz boru enerjisi mi? Bunu köşesinde yazan adamın patronu, nükleer santral kurmaya talip, hayattan yana cümleler söyleyen bir romancıya karşı patronunu aklamaya kalkışan adamlara acımak gerekiyor tabii, insanın sinirleri de bozuluyor bozulmasına ama yaka paça toplantılardan atılmak istenmem yeni bir şey değil...

'Ben sadece temiz kalmaya çalışıyorum'

- 'Baldıranlar Çiçek Açmış'ta 'hükümet edenler, basın amiralleri, TV generalleri, derin camia balosu, ihale kodamanları, muhalif patronlar, başımı arı vızıltısı sarmış, animasyon zirvesindeyim sanki...' diye yazıyorsun... Seni gözardı etmeye azmedenler 'Latife yine amma söyleniyor' dedi/diyecek yine..

- Anlamıyorum ki, nasıl bir algı şaşmasıdır bu, ne zamandan beri bir yazarın düşüncelerini, duygularını dışa vurması insanların tuhafına gider oldu böyle, yazarlardan susup oturmalarını mı bekliyoruz, hayır hayır, iktidarın söylemiyle yazarların söylediklerinin örtüşmesi tedirgin edici bir gelişme bana sorarsanız. Mesalâ açılım konusunda benim çıkıp 'Dağdakilerin silah bırakması yetmez, bütün erkek ırkı silah bırakmalıdır' demem, yani bir cins silahlı, bir cins silahsız işte, söylenmek mi oluyor şimdi... Söylenmeye devam edeceğim öyleyse.

- Adeta gazeteci, araştırmacı gazeteci düşleri kıvamında kaleminin yordamı, biçemi bu kitapta...

- Gazeteci dostlarımı sade bir cümleyle selamlamak isterim, olmamaları gereken yerde ansızın beliriveren insanlar diyebiliyorum onlar için. Kaderlerinde olaylara bekçilik etmek var, düşleri nasıldır tam olarak bilemiyorum ama elimiz kalem tutuyor işte. Yani romancıların da gazetecilerin de ama biz yüzümüzü ufka dönüp sonsuzluğa doğru soluklanıyoruz, gazetecilerin yüzleri insan kalabalığına dönük...

- Yazı senin için bir acil imdat çağrısı mı üstüne üstüne geldikçe hayat... Ve bu kitabını bitirdikten sonra yarandaki kanama ne durumda?

- Ben sadece temiz kalmaya çalışıyorum, bir vakitler acı bana kendi içimden geliyordu, uzun bir zamandır dışarıdan, başkalarından yansıyor. Kanayan insanların çığlığına kulaklarımı kapayamıyorum ve o çığlıklar durulacak gibi değil...

gamzeakdemircumhuriyet.com.tr

Rüyalar ve Uyanışlar Defteri / Latife Tekin/ Doğan Kitap/ 184 s.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.