Ben bu kadar aptal bir adam mıyım?

Piyasadaki albüm kapaklarının çoğunda imzası çıkmaya başlayınca fotoğrafçı Mehmet Turgut'la ilgili söylentiler de aldı başını yürüdü. İşlerinin benzerleri ortaya çıkarıldı, hakkında forumlar açıldı, hatta yaptığı şeye "Turgutlama" diye isim bile takıldı. Bize de onunla söyleşi yapma yolları göründü.
Yayınlanma tarihi: 14 Kasım 2009 Cumartesi, 10:54

Bir fotoğrafçı kendini en çok nerede özgür hisseder? Mehmet Turgut için bu sorunun cevabı stüdyo. “Dört duvar, sonsuz bir fon, bir makine ve bir model.” Buyurun çekin! Turgut yeni nesil fotoğrafçılığın en çok tanınan ve eleştirilen isimlerinden. Bir süredir klip de çekiyor. Renk olarak siyahı, malzeme olarak kanı seviyor. Rekabet etmiyor, işinin peşinde. Aklında ise bir film projesi var, olgunlaşıyor.

Mehmet Turgut fotoğraflarında zihnindeki bir görüntüyü yakalamanın peşinden gidiyor. Gerçeği belgelemek gibi bir derdi yok. Fotoğrafçı bir ailenin üçüncü kuşak üyesi. Fotoğraf çekmesinin temelinde ego yatıyor, sanat sonra geliyor. O yüzden kendi halinde ve rahat bir adam. Vesikalık ve düğün fotoğrafı çekerken, İtalya’da sergi açması bu yüzden şaşırtıcı değil. Kendini inkar etmiyor, samimi. Renk olarak siyahı, malzeme olarak kanı seviyor. Fotoğraflarını genelde kendi yaratıyor. Bunun bencillik olduğunu bilse de önemli olan onun görmek istediği.

Ankara’da başladığı fotoğraf yolculuğuna İstanbul’da devam ediyor iki yıldır. Bu süre zarfında sesini epey duyurdu. Alternatif işlerden genel akıma döndü. Popüler işlerde zirve yaptı. Piyasadaki albüm kapaklarının büyük çoğunluğunda onun imzası var. Elbette fazla görünürlük meyvelerini hemen verdi. Yeraltından gün yüzüne çıkınca gözleri kamaşmasa da elini yüzüne çekip gözlerini gölgelemedi. Sert eleştirildi, yaptığı işlerin benzerleri ortaya çıkarıldı. “Kopya” işler yaptığı üzerine bol bol İnternet sayfası açıldı. Hatta yaptığı işlere “Turgutlama” diyen bir köşe yazarı son noktaydı. Zaten o kadar görünür ve bire bir çekim olduğu bilinen işler üzerinden bunun yazılması da tuhaftı. Ben de ona söz hakkı vererek nedir bu işlerin aslı, iki yıl önceki Mehmet Turgut ne kadar değişti diye sormak istedim.

Bu bir idman

Turgut en son Patricia Kaas‘ın albüm fotoğrafını çekmişti. Hem de ayaküstü, şipşak şekilde. Şimdi albüm dünyada yayımlanıyor. Ama dedim ya tarzınının çok dışında işler yapıyor, bir yandan da Türk pop müziğindeki isimlerin albüm kapaklarının hepsinde onun imzası var. Bu çelişkiyi nasıl açıklıyor? Durumu “Bunu bir çelişki olarak görmüyorum, bu bir idman. Sürekli depar atamam, arada kendimi şoke etmem gerekiyor. Fotoğrafın rutininden kurtulmak için iyi bir yol bu. Hem 70 milyonun algısında bir pop müzik kültürü var. Ben onun dışındaydım bu şekilde de ona yaklaştım. Elbette para da kazanıyorum ve daha özgür işler çıkartıyorum” diye özetliyor.

Eleştirilere zaman zaman sert cevaplar da vermiyor değil; “Ben kimseye vokalistlik yapmadım, hep bendim. Çok hızlı çıkmadığım için hızlı düşmüyorum. Herkes bilir en az fotoğrafçıya benzeyen benimdir stüdyomda. İlk zamanlarda davet edildiğim yerlere uçakla mı gidiyordum? Her yere otobüsle gittim, akşam evime, Ankara’ya döndüm. Fotoğraf bana en güzel ve en acı şeyleri yaşattı. Derdim fotoğraf çekmek, seviyorum bu işi! Zaten bu işten sıkılmak en büyük tehlike. Bir de sinema filmi çekmek istiyorum. Aslında bu kliplerde ona hazırlık. Yani kamerayı öğreniyorum, kendimi uzun metraja hazırlıyorum.”

Kendimi savunmam

Özellikle kopya iddiasıyla gelen fotoğraflar konusunda sıkıntılı; “Fotoğraflarımı İnternet’te eşleştirenler bir şeyi unutuyor. Onlar kült fotoğraflar ve ben onları kendi bakışımla yeniden çektim. Ben yarattım demedim ki! Kraldan çok kralcı gibi görüyorlar beni. Birkaç fotoğrafa gönderme yaptım ve yorumladım. Bunlar zaten biliniyor, bire bir çalışmalar ya da firmaların benim çekmemi istedikleri bazı projeler. Ben bu kadar aptal bir adam mıyım? Eleştiriler elbette olacak, fikir benzetmeleri de, ama dengeli eleştirmek gerekli. Kalkanla kendimi savunup kılıcımı kuşanıp kimseye saldırmam. Aynı frekansta değiliz çünkü.”

Elbette fotoğraf ehliyeti diye bir şey yok, herkes çekiyor. Teknoloji de işimizi inanılmaz kolaylaştırıyor. Bunu kimse yadırgamıyor artık. Beş yıl sonra bu konuda da bildiğimiz her şey değişecek. Photoshop ve yüksek hayal gücü işin anahtarı. Ama Turgut’un deyişiyle “İyi bir fotoğrafçıysan Photoshop seni kurtarır, kötüysen batırır.” Elbette Türkiye’deki genç fotoğrafçılara Mehmet Turgut’un verdiği ilham tartışılmaz. Adam bunu da severek yapıyor, sürekli üniversitelerde.

Bir fotoğrafçı kendini en özgür nerede hisseder? Turgut için bu sorunun cevabı stüdyo. “Dört duvar, sonsuz bir fon, bir makine ve bir model. Buyurun çekin!” O şimdilerde bir hafta hazırlık yapıp iki günde çekeceği işleri hayal ediyor. İstanbul’u büyük bir katalog olarak gördüğü için de ruhsal malzemesi sonsuz. Turgut ve Eren Erdem bir de yeni bir derginin doğum sancısını yaşıyorlar, ismi “46”. Genç fotoğrafçılar, yazan, çizen, çeken, ama mecra bulamayan pek çok kişiye imkân vereceklerini söylüyorlar. Rock müzik ve moda üzerine bir sentez yapmanın peşindeler. Turgut’un bir projesi de kendi kitabını yazmak. Belki de en iyi fikir bu. Zira onu tanımak için en iyi fırsat bu olabilir.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.