Kapat
A+ A-

Fay hatlarını tetikledi

Suudi muhalif gazetecinin kaybolması, İhvan’dan Suriye sorununa Ortadoğu çatlaklarını bir kez daha ortaya koydu.
Yayınlanma tarihi: 11 Ekim 2018 Perşembe, 23:35

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamaması, bölge siyasetinde Riyad- Tahran-Doha-Ankara ekseninde halihazırda yaşanan gerilimi daha da kızıştıracak bir noktaya doğru ilerliyor. Adli, kriminal, istihbari boyutlarına ilişkin çok sayıda belirsizlik ve dezenformasyon emaresi içeren olay, siyasi bakımdan ise gerilimin taşıyıcısı ana aktörlerin yönelimlerine ışık tutan bir laboratuvar işlevi görüyor.

İhvan çekişmesi

Ortadoğu coğrafyasında bir numaralı fay hattının Şii-Sünni ekseninde mezhepsel ayrım olduğu biliniyor. Bununla birlikte derinde on yıllardır var olan ancak kendisine yüzeye çıkmak için boşluk arayan bir diğer ayrım da özellikle “Arap Baharı” denen süreçle birlikte belirginleşti. Sünni dünyasında Suudi Arabistan liderliğindeki çizgi özellikle Filistin’de Hamas’ın yükselişi, Mısır’da Tahrir olaylarının ardından Muhammed Mursi’nin başa gelmesi, Tunus’ta Nahda’nın güçlenmesi ve Suriye’deki siyasi kaos gibi olaylar sonucunda İhvan (Müslüman Kardeşler) hareketini bir tehdit olarak gördü. Mısır’da İhvan’ın devrilmesine destek veren Suudi Arabistan ’da geçen yıl Veliaht Prens Muhammed bin Nayif’in yerine Kral Selman’ın oğlu İkinci Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın getirilmesiyle de Müslüman Kardeşler’e karşı tutumun daha da şiddetlendiği yorumları yapılıyor. Riyad’ın, İhvan hareketinin bölgesel hamiliğini üstlendiği şeklinde değerlendirdiği Ankara’yla ve Ankara’nın yakın müttefiki Katar’la da ilişkilerinin giderek bozulduğu biliniyor. Suudi gazeteci, Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı ise bu denklemde ilginç bir yerde duruyordu. Kaşıkçı’nın, Selman’dan önceki Veliaht Prens Nayif’le yakınlığı olduğu gündeme yansırken, gazetecinin İran’a karşı Riyad’ın İhvan’la işbirliği yapabileceği şeklindeki yazıları da arşivde duruyor. İhvan etkisinin Suudi Arabistan’daki devlet kademelerinden silineceği yönünde net mesajlar veren, uluslararası ilişkilerinde de bu harekete karşı bir çizgi izleyen Riyad’ın özellikle son dönemde muhaliflere karşı da sert bir tutum içinde olduğu biliniyor.

‘Kaşıkçı muhalifleri toplayacaktı’ iddiası

Bu çerçevede dün önemli bir iddia da Daily Beast adlı haber sitesinden geldi. Site, Kaşıkçı’nın, “Arap Baharı”nın savurduğu binlerce muhalifi toparlama hedefi olan Washington merkezli Arap Dünyası için Şimdi Demokrasi (DAWN) adlı bir oluşumun liderliğini yapma çabasında olduğunu iddia etti. Benzer şekilde, Kaşıkçı’nın kaybolduğu haberlerinin hemen ardından gelen yorumlardan biri de, Riyad’ın binlerce İhvan kökenli siyasetçiye ve Suudi rejimi muhaliflerine ve onlara ev sahipliği yapan Türkiye’ye mesaj verdiği yönündeydi.

Tahran’la kapışma, Yemen krizi...

Kaşıkçı’nın misyonuna dair, bir diğer dikkat çekici iddia da Riyad ile Tahran arasındaki çekişmeye dayanıyor. Suudi Arabistan’ın bölgede etkisini artıran İran’a karşı sivrilttiği siyasetinde, Yemen’de Tahran destekli Husilere karşı sürdürdüğü savaş önemli bir rol oynuyor. Kaşıkçı her ne kadar, Yemen’de Husiler’i desteklemese de Suudi Arabistan’ın bu ülkedeki saldırılarında son dönemde çok sayıda sivil kaybının yaşanmasının ardından operasyonlara son verme çağrısı yaptığı da biliniyor. Bu denklem içerisinde, Riyad’da halihazırda gücü elinde bulunduran klik için, Kaşıkçı’nın Türkiye ve İhvan’la bağlantıları, Yemen konusunda son dönemki eleştirel pozisyonu, Washington Post gibi ABD’de özellikle Demokratlar bakımından etkili bir gazetede yazıyor oluşu ve ülke içi siyasette tasfiye edilen kanatla yakın ilişkilerinin potansiyel tehlike görüldüğü yorumları yapılıyor.

Trump şimdilik dengeli

Ortadoğu siyasetinde etkisini artırmak isteyen Ankara’nın da söz konusu krizden Riyad’ı yıpratarak çıkma çabası gütmesi sürpriz değil. Tam da siyasi çözüm sürecindeki, Anayasa Komitesi çalışmalarının sürdüğü Suriye’de kartların nasıl dağıtılacağı yönünde tartışmalar yapılırken... Öte yandan, bölge siyasetinin her daim önemli bir aktörü olarak sayılması gereken ABD’de Riyad’la yakın ilişkilere sahip Trump yönetiminin şu ana kadar Kaşıkçı kriziyle ilgili Ankara’yı da gözeten bir denge siyaseti izlediği görülüyor. Riyad’a karşı söylem düzeyinde giderek hiddetlenen bir tonla konuşan Washington, Rusya’nın faili olduğu iddia edilen eski Rus çifte ajan Sergey Skripal’e yönelik suikast girişiminde sergilediği gibi yaptırım yolunu izlemeyi henüz tercih etmedi.

‘Fay hatlarını tetikledi’

Dünya medyasında da büyük yankı bulan Kaşıkçı olayıyla ilgili dikkat çekici yorumlardan biri Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinden geldi. “Kaşıkçı’nın İstanbul’da kaybolması Ortadoğu için iyi bir haber değil” değerlendirilmesi yapılan analizde, olayın uzun zamandır var olan Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki anlaşmazlığı körüklediği savunuldu. Gazetede şu satırlara yer verildi: “İslam dünyasının liderliği için çekişen iki ülke ayrı saflarda yer alıyor. Suudi Arabistan Müslüman Kardeşler’i terör örgütü ilan edip, Katar’a ambargo uyguluyor ve İsrail ile işbirliği yapıyor. Erdoğan Türkiye’si ise Müslüman Kardeşler’e yardım ediyor, Katar ile sıkı işbirliği sürdürüyor ve Filistinlilerin haklarına sahip çıkıyor. Kaşıkçı olayı Ortadoğu’daki tehlikeli fay hatlarını görünür hale getirdi.”

Riyad ve Fox’tan zıt iddialar

Suudi muhalif gazeteci Kaşıkçı’nın kaybolmasından hemen sonra Türk yetkililerin uluslararası basına verdikleri demeçler ve AKP’ye yakın medya kuruluşlarında öne sürülen, istihbarat kaynaklı iddialar oldukça dikkat çekiciydi. Kaçıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğüne inanılması, Riyad’dan 2 Ekim’de iki özel jetle Türkiye’ye gelen ve aralarında otopsi uzmanının da olduğu, 15 Suudi yetkilinin cinayette rol oynadığı iddiası ve gazetecinin konsolosluktan çıkan siyah bir araçla taşındığı yönünde haberler, günaşırı Türkiye ve dünya gündemine yansıdı.

‘Turistler’ savunması

Riyad’a yakın El Arabiya haber sitesi, Kaçıkçı olayında rol oynadığı iddia edilen 15 Suudi hakkındaki haberinde, bu kişilerden birinin havalimanında eşiyle birlikte fotoğraflandığını, kimilerinin ise tarifeli uçakla gelen yolcuların kullandığı terminalde görüntülendiğini savundu. Site, söz konusu kişilerin turist olduğunu iddia etti. ABD’de Trump’a yakınlığıyla bilinen Fox News ise kaybolma olayını ilk haber veren ve Kaşıkçı’nın nişanlısı olduğunu söyleyen Hatice Cengiz’i Kaşıkçı ailesinin tanımadığını öne çıkarttığı haberinde, ortaya sunulan verilerde çelişkili noktalar olduğunu savundu.

KAYIP MUHALİFLER

Muhalif bir figür olarak Cemal Kaşıkçı’nın ortadan kaybolması, son dönem Suudi Arabistan siyasetini izleyenler açısından sürpriz niteliği taşımıyor. 2012 yılından itibaren Riyad’a reform çağrıları yapan Prens Turki bin Bandar 2016’da gizemli bir şekilde ortadan kayboldu. Prens’in bir arkadaşına verdiği ve kendi yazdığı kitabın kopyasında ise “Sevgili Wael, bu yazdıklarım ancak kaybolmam ya da suikasta uğramam halinde paylaşılabilir. Kaçırılacağımı ya da beni öldüreceklerini biliyorum” yazıyordu. 2014’te krallığı eleştiren paylaşımlar yapmaya başlayan Prens Suud bin Saif ve 2013’te Almanya’ya kaçarak sığınma talep eden muhalif Prens Halid bin Farhan da kayıplar arasında. Diplomasi tarihinde eşine az rastlanan bir örnek ise Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin başına gelmişti. İran destekli Hizbullah’ın Lübnan’da etkisini artırmasından rahatsız olduğu bilinen Riyad yönetiminin geçen yılın kasım ayında ağırladığı Hariri’den uzun süre haber alınamamıştı. Bu süre zarfından istifa ettiği iddia edilen Hariri, daha sonra Fransa’nın devreye girmesiyle ortaya çıkmış ve istifa söylentisini yalanlamıştı.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler