Sağ gölgesinde AP seçimi

Derinleşen ekonomik eşitsizlikler, toplumsal hoşnutsuzluklar ve tüm bu sorunların “günah keçisi” ilan edilen göçmen kriziyle birlikte geleneksel merkez partilerin sarsıldığı, aşırı sağ/popülist partilerin giderek güç kazandığı Avrupa Birliği’nin (AB) “kader seçimi” bugün başlıyor. 26 Mayıs’a kadar sürecek Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, aylardır birleşik bir cephe olarak kampanya yürüten aşırı sağcı partilerin şimdiye kadarki en yüksek oy oranına ulaşması ihtimali nedeniyle kaygıyla izleniyor. Bu partiler, AB’nin dağılmasını savunmasalar da Birlik’in daha milliyetçi bir ekonomi temelinde, kapıları göçe tamamen kapatılmış olarak yeniden şekillenmesini savunuyor.
Yayınlanma tarihi: 23 Mayıs 2019 Perşembe, 02:38

[Haber görseli]Genellikle katılımın düşük kaldığı seçimler için ülkelerinin dört bir yanında yoğun kampanya yürüten aşırı sağcı/popülist liderleri, son olarak İtalya’nın Milano şehrinde buluşmuştu. İtalya’nın aşırı sağcı İçişleri Bakanı Matteo Salvini ve Fransa Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’in de aralarında olduğu, İspanya’dan, Macaristan’dan ve Polonya’dan aşırı sağcı/popülist siyasetçiler bu zirvede “yeni, milliyetçi bir Avrupa” vaadinde bulundu. Bu esnadaysa kıtanın dört bir yanı, ırkçılık karşıtı protestolara sahne oldu.

Macron’un Avrupası

Tüm bu süreçte Avrupa aşırı sağının, küreselleşme ve göç karşıtı politikalarıyla tartışma yaratan ABD Başkanı Donald Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon’la ittifak kurmuş olması da tartışılan başka bir konu. Bannon, bu gruplarla ortak noktalarının, “sosyalizm” olarak tanımladığı AB ekonomik sisteminden kopuş ve “orta sınıfları göç, küreselleşme tehdidinden kurtaracak ekonomik milliyetçiliğe geçiş” olduğunu söylüyor.

2008’deki küresel ekonomik krizden bu yana AB’de yaşanan politik savrulmanın bir diğer ucundaki radikal sol, aşırı sağın birleşik cephe kampanyası karşısında güçlü blok oluşturmakta pek başarılı olamadı. Orta, altsınıfların alım gücünün giderek düşmesine sebep olan neoliberal ekonomiyle “fazlasıyla bütünleştiği” eleştirilerinin hedefindeki merkez sol partiler ise daha önce düşük seyreden katılım oranını, seçmenlerini “AB’nin bekası” söylemiyle mobilize etmeye çalıştı. Birlik’in lokomotif ülkelerinden Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Çözümü olmayan milliyetçilerin halkın öfkesini istismar etmesine izin veremeyiz” diyerek dahil olduğu seçim kampanyasında, AB’nin geleceği için aylardır üzerinde çalıştığı reform planını öne çıkardı. Macron’un en büyük vaatlerinden birisi, aşırı sağın da “sıkı sınır kontrolü” talebiyle sık sık hedef aldığı Shengen bölgesini düzenlemek. Fransa Cumhurbaşkanı, “Schengen’i daha dar bir bölge, daha güçlü korunan ortak sınırlar ve daha sıkı uyumlu sığınma hakkı mevzuatıyla tamamen yenilemek istiyorum” diyor.

Türkiye’yle olası senaryolar

Brüksel’le AB’ye üyelik için müzakere serüveni uzun süredir durma noktasında olan Türkiye içinse durum her halükârda pek parlak görünmüyor. Türkiye’nin AB’ye üye olmaması gerektiği yönündeki söylemler, hem aşırı sağ hem de merkez sağ adaylar tarafından dile getiriliyor. Fransa’da eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin lideri olduğu merkez sağdaki Cumhuriyetçiler’in liste başı milletvekili adayı François-Xavier Bellamy de bunlardan biri. Balamy’nin en önemli vaatleri arasında, “Türkiye’nin AB üyelik sürecine kesin olarak son verme” bulunuyor. Almanya’da iktidardaki HIristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) de ilk kez ortak bir programla katıldıkları seçimin kampanya sürecinde, Türkiye’nin tam üyeliğini reddettiğinin altını çizdi. Muhafazakâr Avrupa Halk Partisi’nin liste başı adayı, aynı zamanda CSU üyesi Manfred Weber, “Ortaklık, dostluk istiyoruz ama Türkiye ile üyelik müzakerelerini sonlandırmamız gerek” demişti.

A+ A-