Kapat
A+ A-

Tanrı’ya sen bize karışma denir mi?

Din derslerine ait yeni müfredattaki laiklik, cihat ve muamelat (din hukuku) konuları büyük tartışmaları beraberinde getirecek. Ders kitaplarında laikliğe karşı büyük bir düşmanlık gösterildiği, Atatürk’ün yok sayılıp cihadın kutsandığı ve din kavramının siyasallaştırıldığı görülüyor.
Yayınlanma tarihi: 07 Kasım 2018 Çarşamba, 21:48

[Haber görseli]

MUSTAFA SOLAK ve NAZİF AY’ın yazı dizisi...

Milli Eğitim’de uygulamaya konulan din derslerine ait yeni müfredat içinden, büyük problem ve tartışmaları beraberinde getirecek olan; laiklik, cihat ve muamelat (sosyal yaşamı düzenleyen şeriat kanunları adı verilen din hukuku) konularını ele alacağız.

A-LAİKLİK 

 Din dersi müfredatında laiklik konusunda bizi sonuç çıkarmaya götürecek cümlelerin en başta verilmeye başlandığını tespit edebiliyoruz. Mesela, “Dinde zorlama yoktur” ifadesinin dinin genel bağlamından koparılarak sanki dinde hiçbir kural yokmuş gibi anlaşılması da doğru değildir. Çünkü hür iradesiyle karar veren ve tercihte bulunan kişilerin dini sorumluluklarını yerine getirmesini beklemek, zorlama olarak kabul edilemez” [1] gibi cümlelerde, zımnen (kapalı olarak) şeriat hükümlerinin, hatta ceza hükümlerinin Müslümanım deyip ibadet etmeyenlere uygulanacağı inancı dillendirilmiş, laiklik esası ötelenmiş ve “Dinde zorlama yoktur” kuralı, “Dinini seçmede zorlama yoktur ama dinini seçtikten sonra zorlama vardır” mantığı öne sürülmüştür.

 Şimdi sizlere, sekülarizm başlığında laikliğe karşı büyük bir düşmanlığın işlendiğini ihbar edeceğiz.

‘Dayatma’

 Sizleri kitaptaki ifadelerle başbaşa bırakıyoruz.

 “Toplumda ahiretten ve diğer dini, ruhani meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılmasına vurgu yapan anlayış ve ideolojiye sekülarizm denilir. Türkçeye laiklik, çağdaşlaşma veya dünyevileşme şeklinde çevrilebilen kavram için Fransa’da laicite ve laicisme kelimeleri kullanılırken İngiltere ve Amerika gibi ülkelerde daha çok sekülerizm kavramı tercih edilmektedir.

 Dünyevileşme genel bir süreç olarak ele alındığı takdirde, tarihsel gelişme açısından evrim niteliği ağır basan dünyevileşmeye sekülarizm, buna mukabil devrim niteliği ve köktenci yönü daha belirgin olan dünyevileşmeye laiklik adı verilir. Bu açıdan bakıldığında, sekülarizm, modernleşme süreçleri içinde gerçekleşen bir tür kendiliğinden gelişmeye gönderme yapmaktadır. Laiklik ise toplumu sekülerleştirmeyi amaçlayan bir kamu otoritesinin, belli bir laik toplum telâkkisi veya tasarımını hayata geçirmek amacıyla, insanlara ve insan topluluklarına dayatmada bulunmasıdır. [2]

‘Uzaklaşma’

 Sekülerizm her ne kadar ilk bakışta din karşıtlığı olarak görülmeyebilirse de yönelimleri itibariyla dini önemsememe, hayatı yaşarken dine referans ve gönderme yapmama anlayışından dolayı dinden uzaklaşmaya sebebiyet vermektedir.

 Seküler olduğunu söyleyen insanlar her ne kadar ateist olmadıklarını ve bir yaratıcıya inandıklarını belirtseler de bu âdeta Tanrı’yı göklerde kabul edip yeryüzüne indirmemek ve Tanrı’ya “sen bizim işlerimize karışma” demekle aynı kapıya çıkmaktadır. Bir yönüyle de bu uygulama dini vicdanlara hapsetmenin, salt inanca indirgemenin, siyasette, hukukta, sanatta, ekonomide dine yer vermemenin bir başka şeklidir.

 Laiklikte de sekülerizmde de siyasi ve toplumsal hayat düzenlenirken Allah’ı (c.c), vahyi, kutsalı dikkate almamak esastır. Bu yönüyle ortak bir paydada birleşen her iki anlayışta da fark sadece uygulamadadır.” [3]

‘Cehennemlik’

 En sonunda, laiklerin cehennemlik oldukları savı dolayısıyla, alenen nefret suçu işlendiğini görüyoruz: “İslam inancına göre insana, dünyaya ve hayata bakışta salt akla göre ve yalnız dünya hayatını esas alarak yapılacak değerlendirmeler doğru değildir. Çünkü bu anlayış insan hayatını bu dünya hayatıyla sınırladığı gibi ahirete imanın özellikle bu dünyadaki ahlaki davranışlara olan yansımalarını da ortadan kaldırmaktadır. İnsanlar bu dünyada imtihana tâbi tutuldukları gibi ahirette de bu dünyadaki tercihlerine göre ‘din gününün sahibi’ olan Allah (c.c.) tarafından ya cennetle ödüllendirilecek ya da cehennemle cezalandırılacaklardır.” [4]

‘ATATÜRK YOK CİHAT KUTSAL’

B-CİHAT

 Kitaplarda cihat konusuna doğrudan girilmeden önce; İsrail ile ilgili meselelerde ve Mavi Marmara olayı hakkındaki argümanlarda, siyasal İslamcılık propagandası yapıldığını görüyoruz. “Balkanlar” bölümünde, Atatürk veya Mareşal Fevzi Çakmak’a yer verilmemiş olması, ayrıca Kuzey Afrika bölümünde Libya’da savaşan Atatürk’ün bir kez dahi anılmaması [5], aslında din kitaplarının milli olmayan bir anlayış ve tutumla hazırlandığının kanıtıdır.

 Cihat kavramına masumiyet katmak maksadıyla örneklemeler kullanılmış, ama “Ayrıca Türkler ahiret inancına sahiplerdi. İslamiyet’teki cihat ve cihatın ahirette sağlayacağı mükâfat, Türklerin ideallerine, alplik ülküsüne ve gaza ruhuna uygundu.” [6] ifadesiyle, radikal İslamcılığın en bariz kavramlarından ve cariyeliğin, köleliğin, kısacası ganimetin vasıtası olan cihat kutsanmaktadır.

 İmam hatiplerde okutulan Fıkıh kitabında cihat tüm ilginç yönleriyle işlenmiştir.

 “İki düşman grubun birbiriyle savaşması harp (muharebe) ve kıtal kavramları ile ifade edilmektedir. Bu kavramlar meşru veya gayri meşru her türlü savaş için kullanılmaktadır. Cihadı, Allah (c.c.) yolunda savaş manasıyla aldığımızda muharebenin cihadın yöntemlerinden biri olduğu görülecektir.” [7] denilmektedir.

 Müslümanın İslam dininden çıkmasını ifade eder. Bu kişiye mürted denilir. Fakihler dininden dönüp düşman safına geçen, İslam dinine zarar verebilmek için fırsat kollayan mürtedler ile savaş yapılabileceğini kabul etmişlerdir. Nitekim Hz. Ebû Bekir (r.a.) hilafetinin ilk yıllarında irtidat hareketlerini bastırmak üzere orduyu sevketmekte hiç tereddüt etmemiştir” [8] ifadeleri ile cihadın dinsel zorlama ve katletme anlamı değerli olarak verilmiştir.

 Cihada meşruiyet kazandırmak için: “Özellikle bu ülkelerde Müslümanlara zulmedilmesi, can ve mal güvenliklerinin olmaması durumunda, Müslüman devletlerin bu ülkeye baskı yapması ve Müslümanların hamisi olarak siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri mücadele yöntemleri izleyebilirler. Özellikle tebliğ amaçlı ilmi ve fikri cihat şeklinde gerçekleşmesi gerekir.” [9] cümleleri kullanılıyor ve İslam toplumunun Müslüman olmayan topluluklarla, uluslararası mekanizmaları dışlayarak cihat mantığı savunuluyor.

 Aynı paragrafın devamında ise tam bir radikallikle ve İslamcı zihniyetiyle: “Bugün İslam’ı dünyada hâkim kılmak için yapılması gereken Müslüman olmayanlarla sadece silahlı mücadele değil; ilimde, teknikte, ekonomide, sanatta ilerlemeler kaydederek her alanda güçlü olup dünyada söz sahibi olmaktır.” [10] tezi savunulmaktadır.

‘DİNDARLAR EĞLENEMEZ’

C-MUAMELAT

 (Güncel Yaşama Müdahale Eden Din Kuralları)Bir dindarın yaşamına müdahil olup onu bağnaz anlayışlı din kurallarına paralel olarak yönlendirmeyi amaçlayan muamelat konusunda ilk kötü ve yanıltıcı örnek, “Hz. Muhammet ve Gençlik” ünitesinde geçmekte, “Hz. Muhammet (s.a.v.) gençlik yıllarında cahiliye kültürünü yansıtan panayırlara katılmaktan da kaçınmıştır” [11] denilerek algı yönetimi yapılmıştır. Dindarların fuarlara ve eğlencenin de içinde olduğu etkinliklere katılmama gereği gibi çağdışı bir yönlendirme yapılmış, aynı zamanda Hz. Muhammet’in gençliğinde bu tür organizasyonlara katıldığı gerçeği görmezden gelinerek saklanmıştır.

 Din kavramı siyasallaştırılarak “Din; birey ve toplum hayatını iman, ibadet, ahlak, hukuk ve sosyal ilişki yönleriyle kuşatan değerler bütünüdür” [12] cümlesindeki “Hukuk” ve “sosyal ilişki, yani muâmelat” dine bağlanmıştır.

 Din dersi kitaplarından bazı sosyal alanlara dair birkaç örnek: “Şiirler inanç, ahlak, dürüstlük ve benzeri konularla ilgili olarak yazılmış, İslam inanç ve ahlakına uygun düşmeyen edebiyat türlerinden kaçınılmıştır” [13] alıntısı yapılarak edebiyat ürünlerinde zımni (adı konulmamış, gizli) bir sınırlama getirilmiş.

 “Musiki/ Müzik” tanımlamasında “İslam dini, musikiyi yasaklayan bir tutuma sahip değildir. İslam’ın musikiye bakışı ve diğer sanatlardan beklentisi dinin öğretileriyle ters düşmemesidir. Musikinin Allah’tan (c.c.) uzaklaştırmayan, iyiye ve güzele yönlendiren bir yapıda olması İslam’ın aradığı temel kuraldır. (Mustafa Kılıç, İslam Kültür Tarihinde Musiki, 40) [14] anlayışı ile gerici bir dinci anlayış seslendirilmiştir.

Resim İslam dışı

 Minyatürün tanımında, Mustafa Diğler’den alıntıyla “İslam dünyasında resim denilince minyatür akla gelir” [15] denilmekte, resim sanatı İslam dışı gösterilmektedir. Aslında muamelat hakkında özet bilgi ve gerçek gaye; “Sosyal değişimler neticesinde toplumun aldığı yeni şekil, İslam’ın temel prensiplerine uygunluk arz ediyorsa tasvip edilir” [16] şeklinde verilerek, nasıllığı bile bilinmeyen ve laik yaşam tarzını dışlayan bir İslamist söylem kullanılıyor.

 Din kitaplarının tümünde; din ile sosyal yaşam, savaş ve laiklik gibi konularda hem Atatürk’ün bu meselelere ilişkin sözleri, görüşleri ve icraatı hem de siyasal sistemlere ve insanlığın ortak yüce değerlerine dair karşılaştırmalı örnekler verilmelidir. Laiklik olmadığında, dinin de ayakta kalamayacak olamayacağının iyice vurgulanması gerekmektedir.

Kaynakça [1] 10. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Kitabı, Numan Konaklı, Hüseyin Çınar, Süleyman Emiroğlu, s.82. [2] Kelam kitabı, U. Murat Kılavuz, Eba Müslim Yaşaroğlu, Nihat Morgül, Veli Karataş, s.84. [3] Kelam Kitabı, s.85. [4] Age, s.86. [5] 9. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Kitabı, Abdullah Bektaş, Mustafa Nezihi Pesen, Sinan Özyurt, Furkan Özüdoğru, s.112, 113, 122, 123, 124. [6]12. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Kitabı, Feramuz Yılmaz, H.İsmail Doğan, Sümeyye Özkan, Yusuf Öztürk, s.48. [7] Fıkıh Kitabı, Orhan Çeker, Saffet Köse, Abdullah Kahraman, Servet Bayındır, İbrahim Yılmaz, Recep Özdirek, Adnan Memduhoğlu, Hasan Serhat Yeter, s.145. [8] Age, s.146. [9] Age, s.147. [10] Age, s.147. [11] 10. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Kitabı, s.43. [12] 11. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Kitabı, Bekir Çelik, Ebru Karataş, Ömer Bahadır, Rifat Mehri, Yahya Dağ, s.18. [13] 10. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi kitabı, s.67. [14]Age, s.69. [15] Age, s.72. [16] Age, s.75.

Yarın: Cumhuriyet tarihimiz çarpıtılıyor

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Hüseyin Çınar, Mustafa Solak