On parmak yeter!

Oyuncu Anne olarak tanına yazar Şermin Yaşar: "Bana ‘daha yaratıcı çocuklar için ne yapabiliriz’ dediklerinde ‘hiçbir şey yapmayın, dokunmayın hiç, bozmayın’ diyorum"
Yayınlanma tarihi: 24 Nisan 2019 Çarşamba, 15:29

Çocuk edebiyatının sevilen ismi Oyuncu Anne olarak tanına yazar Şermin Yaşar, hem masallarıyla, hem de oyunlarıyla çocukların dünyasına bol oksijenli bir pencere açıyor. Aile, oyun, mutlu çocuk, hayal gücü gibi, günümüz anne ve babalarının kafalarını sıkça meşgul eden konularda söyleşiler düzenliyor. Çocukla iletişimin yollarını bıkmadan usanmadan anlatıyor. Yaşar, “Kafa karıştıracak bir şey yok bana göre. Bugüne kadar hiç çocuk yoktu dünyada, birden bire şimdi çıkmadı, şimdi türemedi bu çocuklar. Siz de bir çocuktunuz. Benim iki referans noktam var. Biri kendi çocukluğum, biri de bugünki aklım. Sıklıkla kendi çocukluğuma dönüyorum” diyor.

[Haber görseli]


Şermin Yaşar

-23 Nisan’da çocuklara ‘bu bayram sizin’ diyoruz, çocukları koltuğa oturtma komikliğinin ötesine geçemiyoruz gibi geliyor. Sizce çocukların bayramı nasıl olmalı? 23 Nisan’a dair çocukluğunuzdan hatırladığınız neler var?

Aslında çocuklara ‘bu bayram sizin’ de demiyoruz. Yorgun ve bıkkın yetişkinlerin dünyasında 23 Nisan; kesip yapıştırılmış etkinlik çalışmalarından, o gün okula gitmeyeceksin, ne güzel, tatil yapacaksın algısından ve alışveriş merkezlerindeki çocuk etkinliklerinin uğultusundan ibaret. Kaçımız çocuğumuzun gözlerinin içine bakıp ‘Bugün bayram ve senin için şu, şu, şu sebeplerle çok özel bir gün, seni ve arkadaşlarını kutlarım.’ diyebiliyoruz, bu önemli. Bir önceki oturduğumuz evde, karşı komşumuz 23 Nisan sabahlarında kapımızı çalar, çocuklarıma birer kırmızı gül ve bayrak hediye ederdi. Bu çok anlamlı bir bayram kutlaması. Biz de 23 Nisanlarda çocuklarla evimizde küçük bir kutlama düzenliyoruz, arkadaşlarını davet ediyorlar, şarkılar, marşlar, oyunlar. O gün onların günü ve o coşkuyu hissetsinler istiyorum. Kendi çocukluğuma dair, en çok ‘ıslandığımızı’ hatırlıyorum. Benim büyüdüğüm şehirde her 23 Nisan’da mutlaka yağmur yağardı ve hep ıslanırdık. Kendi ıslanmamız bir şey değil, o 23 Nisan kıyafetlerine çok özenirdik, onlar ıslanıyor diye üzülürdük. Gösteri hazırlıkları sırasında hep ‘şemsiyeli bir gösteri hazırlayalım mı öğretmenim?’ diye teklif ettiğim ve kabul edilmediğim çok oldu. Kırmızı-beyaz şemsiyelerle gösteri yapsak ıslanmazdık en azından. Ama işte çocuk olunca seni dinlemiyorlar.

Şermin Yaşar'ın son masal kitabı

[Haber görseli]

ÇOCUK KELİMESİYLE BARIŞMAMIZ LAZIM

- Çocuk seven bir toplum muyuz genel olarak? Çocuk konusunda en temel yanlışlarımız neler sizce?

Değiliz, hiç değiliz. Herkesin kendi çocuğunu çok sevdiği bir toplumuz. İkisi arasında çok büyük fark var. Bizim temelde çocuk kavramıyla, çok kelimesiyle barışmamız lazım. Bir kere ‘çocuk’ kelimesine negatif anlamlar yüklüyoruz. Yetişkinlerin dilinde çocuk, bir hakaret. Birbirimize ‘üfff çocuk gibisin’, ‘çocuk gibi davranıyorsun’, ‘çocukça konuşuyor’ diyoruz. Çocukluğun hiç itibarı yok. Bir an önce içinden çıkılması gereken, kötü ve zor bir dönem olarak algılıyoruz. Bütün ebeveynlerin dilinde ‘bir büyüsüler’ temennisi var. Küçük çocuğu olanlara diyoruz ki mesela ‘sık dişini, az kaldı, kurtulursun birkaç seneye’, daha büyük çocuğu olanlara diyoruz ki ‘oooo maşallah kurtarmış o artık kendini’’. Şimdi düşünün, nerden kurtardı? Çocukluktan. Demek ki çocukluk kötü bir şey. Biz böyle konuşunca çocuklar da yavrularım, hemen büyümek istiyorlar. Hemen büyümek, yetişkin olmak telaşına giriyorlar, hayalleri büyümek üzerine. Oysa aksini söyleyin, çocukluk değerli ve çok kıymetli bir zaman dilimi, senin yerinde olmayı çok isterdim, harika bir dönem yaşıyorsun ve seni izlemek çok keyifli... Böyle cümleler kuralım çocuğa, o da çocukluğunu doya doya yaşasın.

HİÇ BOZMAYIN!

[Haber görseli]- Bir konuşmanızda çocukların hayal gücü, yaratıcılığı konusunda, ‘müdahale etmeyin yeter’ diyorsunuz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?

Yaratıcı insanlar hayal kurarlar, soru sorarlar, meraklıdır, keşif duygusuyla yanıp tutuşurlar, gözlem yaparlar, eğlencelidirler, kimsenin bakmadığı yerden bakarlar, gülünç olmak gibi bir kaygıları yoktur vs. Bu özelliklerin tamamı ve daha fazlası, en saf haliyle çocuklarda var zaten. Şimdilerde yaratıcılık bir furya, aileler çocuklarını ellerinden tutup tutup Yaratıcı ........ Atölyelerine götürüyorlar vakit geçirsin diye. Ben diyorum ki çocuk zaten yaratıcı, onun kendi atölyesi var zaten, siz görmüyorsunuz. Siz sadece fırsat tanıyın, zemini hazırlayın ve müdahale etmeyin. Çocuklar inanılmaz bir yaratıcılık potansiyeliyle dünyaya geliyorlar ama bunun neredeyse tamamını kullanmamak üzere yetiştiriliyorlar. En başa dönün, soru soruyor çocuk. Diyoruz ki, çocuklar öyle çok soru sormaz! Merak ediyor ve diyoruz ki ‘çocuklar öyle çok meraklı olmaz!’. Çocuk gözlem yapıyor ve diyoruz ki ‘Bakma öyle boş boş etrafa, kalk şunu yap, bunu yap.’ Fikrini açıklıkla dile getiriyor ve biz diyoruz ki ‘Bak ama öyle yaparsan sana gülerler sonra’ Böyle müdahalelerle çocuğun kendisinde hazır olanı, zaten var olanı sünger gibi emiyoruz. O yüzden bana ‘daha yaratıcı çocuklar için ne yapabiliriz’ dediklerinde ‘hiçbir şey yapmayın, dokunmayın hiç, bozmayın’ diyorum.

SEVGİYİ HİSSETTİRMEK

- Siz çocuklarınızı yetiştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?

Yapamadığım, yapamadığım, akıl edemediğim pek çok şeyin yanında, ben çocuklarımla sohbete ve açık iletişime dayalı, anlayan ve anlatan, bol bol konuşan, haklarını koruyan, dinleyen, onların fikirlerine de önem veren, katılımcı, saygı duyan ve saygı bekleyen, sevgisini açıklıkla dile getiren ve hissettirmeye çalışan bir anne olmaya gayret ediyorum. Onlar ne kadarını alıyor bunu bilemiyorum.

- Çocuk masallarınızı ve genel olarak çocuk kitaplarınızı yazarken nerelerden ilham aldınız, çocuklara neyi göstermeyi amaçladınız?

Ben çocuk kitaplarımı yazarken küçülüyorum. Çocuk Şermin yazıyor kitapları ben değil ve bu yüzden yazarken çok eğleniyorum. Sanıyorum çocuklar da bu yüzden seviyorlar. Bir ders vermek gibi bir kaygım yok. Herkesin anlaşılmaya ihtiyacı var. Çocukların da... Seni anlıyorum hissini duyabiliyor çocuklar sanırım benim kitaplarımda. Bu benim için çok önemli.

YETER Kİ GÖNÜLLÜ OLUN

[Haber görseli]- Oyuncu Anne olarak o kadar güzel bir etki yaptınız ki... Oyun deyince ilk siz geliyorsunuz birçok insanın aklına...

Ben en başından beri şunu söylüyorum. ‘Bir çocukla nitelikli zaman geçirebilmek için bir çocuk ve bunu gönülden isteyen bir yetişkin yeterlidir.’ Başka bir şeye ihtiyacınız yok. Mesela ellerinizi kullanarak sadece, elim elim üstünde kimin eli var oyunu oynayabilirsiniz. Parmak güreşi yapabilirsiniz. Bilek güreşi yapabilirsiniz. Yüzüğünüzü avcunuza saklayıp ‘hangi elimde’ oynayabilirsiniz. Parmak şıklatıp, alkış yaparak ritim tutabilirsiniz. Taş, kağıt, makas oynayabilirsiniz. Sadece çocuğunuza ve size özel bir selamlaşma geliştirebilirsiniz. Ellerizle birbirinizin eline vurarak bir tekerlemeyi söyleyebilirsiniz. Parmaklarınıza kaş, göz, ağız, burun çizip parmak kuklası yapabilirsiniz. Bir bozuk para alıp masanın üzerinde parmak futbolu oynayabilirsiniz. Yeter ki gönüllü olalım, o zaman iki el, on parmakla bile pek çok oyun üretebiliriz.

KENDİ ÇOCUKLUĞUMA DÖNÜYORUM

- Kafası karışık anne ve babalar için önerilerinizi de sormak istiyorum. Çocuğun ihtiyacı aslında ne?

Kafa karıştıracak bir şey yok bana göre. Bugüne kadar hiç çocuk yoktu dünyada, birden bire şimdi çıkmadı, şimdi türemedi bu çocuklar. Siz de bir çocuktunuz. Benim iki referans noktam var. Biri kendi çocukluğum, biri de bugünki aklım. Sıklıkla kendi çocukluğuma dönüyorum. Orada neler olmuştu, ben neler yaşamıştım, bana nasıl davranmışlardı, ne olduğunda ne hissetmiştim, ne yaptıklarında kendimi değerli hissettim, ne bana iyi geliyordu, neden hiç hoşlanmıyordum... Bunları kendi çocukluğumdan bulup çıkartıyorum. Sonra bugünki aklımla işliyorum hepsini. Daha net anlatmak için örnek vereyim. Bana bir minder dikmişlerdi çocukken, yuvarlak, yumuışak ve benim için bir minder. Yer sofrasında yemek yerdik ve dedem kendi yanına o minderi koyar, yere öyle otururdu. Kapıdan içeriye girdiğimde kaş göz eder, minderi gösterirdi. Bu şu demek, sana önem verdik, senin bir minder yaptık, sana değer veriyorum ve sofrada seni yanı başıma oturttum. Burdasın ve sana ait bir yer var. Bu benim hoşuma giderdi, şimdi aynısını ben çocuklarıma yapıyorum. Ben bir şey anlatırken, etrafımdaki yetişkinler beni dinlemeyi bırakır ve ilgilenmezse çok üzülürdüm, bunu çok net hatırlıyorum. Bu yüzden çocuklarımı ilgiyle dinliyorum. Bunu hepimiz rahatlıkla yapabiliriz, çünkü çocukluk çok canlı, yaşamaya devam ediyor, sadece bizim oraya biraz daha sık gidiyor olmamız lazım.

[Haber görseli]

Yaşar, çocuklarıyla oynadığı oyunları instangramda takipçileriyle paylaşıyor.

A+ A-