Kapat
A+ A-

Aile içi kavgalar şirketi iflasa sürüklüyor

TAİDER Başkanı Aydın Öğücü: Aile içinde ne problemler varsa şirket içine de aynı problemler taşınıyor. Bu da şirketleri bir süre sonra yok ediyor.
Yayınlanma tarihi: 5 Kasım 2018 Pazartesi, 06:58

[Haber görseli]

Türkiye ekonomisinin yüzde 95’ini aile şirketleri oluşturuyor. GSYİH’den aldıkları pay yüzde 75. Şirketlerin yüzde 85’i daha birinci nesildeyken yok oluyor, dördüncü nesile ise sadece yüzde 3’ü kalıyor.

Aile İşletmeleri Derneği (TAİDER) Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Öğücü, aile şirketlerinde risk olarak hep şirket tarafına bakıldığını vurgulayarak, “Doğru yatırım yaptık mı, doğru finansal modeller kurduk mu, vergi boyutunda doğru hesaplar mı yapıyoruz? Hep buraya bakılıyor. Halbuki yüzde 80’i ilişki sorunları. Gelinler ve damatlara gereğinden fazla söz hakkı tanınması. Çok değerli üniversitelerde çocuklarımızı eğitiyoruz, onlar dönüp geldiklerinde, onların ne kadar az bildiğini düşünüp onlara yeterli söz hakkı vermeyebiliyoruz, ya da tam tersi en iyi okullarda okuyabilirler ama onlarca yıldan gelen tecrübe yaşanmış, onlarca kriz bunların hiçbirini kabullenmeyip kendi bildikleriyle işe koyuluyorlar. Asıl sorunlar buralarda başlıyor” diye konuştu. Aydın Öğücü, ile aile şirketlerinin sorunlarını ve ayakta kalmaları için atılması gereken adımları konuştuk.

Firmaların yüzde 95’i

-Aile şirketleri Türkiye ekonomisinin yüzde kaçını oluşturuyor?

Türkiye ekonomisinin yüzde 95’ini aile şirketleri oluşturuyor. Gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 75’ini oluşturuyorlar. Aile şirketlerinin iyi yönetilmesi lazım. Herşeyde olduğu gibi kurallara ihtiyacımız var. Doğru uygulamalar yapıldığında çok etkili işler yapan kurumlar ortaya çıkıyor.

-Kural dediğinizde aile anayasalarını mı anlamalıyız?

Şirketi aileden koruma sözleşmesi desek daha doğru olur. Bizim derneğin logosunda da var, üç tane iç içe geçmiş halkayla ifade etmek istiyoruz. Hissedarlar var aile bireyleri ve çalışanlar var. şirkette çalışacak aile bireylerinin hangi hakla nasıl girebileceklerini bunların yazılıp çizilmesi hem aileyi hem şirketi daha sürdürülebilir hale getiriyor. Aile ile şirketin bambaşka değerlere sahip olması gerekiyor. Aile dediğimiz zaman duygular, ilişkiler, sevgi, saygı, gelenek, tutkulu olmak, korumacılık işin içine giriyor. Şirket tarafına geldiğimizde ekonominin temel kuralları, rekabet verimlilik, ürün, kalite, markalaşma, iyi yönetim bunlar aklımıza geliyor. Bunlar aile değerleriyle birbirinden farklıdır. Bunu nasıl bir araya getirir nasıl buluştururuz diye bakıyoruz. Türkiye’de aile anayasası ilk 1960’larda gündeme gelmiş. Koç ve Eczacıbaşı aileleri bu anayasaları ilk oluşturanlardan.

Gelin ve damat yıkıcı olabiliyor

-Gerçekten aile içindeki her kavga şirkete yansıtılıyor mu?

Tabii ki. Eğer bireyler arasındaki ilişkiler sağlıklı değilse bu, şirkete yansıyor. Aile içinde ne problemler varsa şirket içine de aynı problemler taşınıyor. Bu da şirketleri bir süre sonra yok ediyor. Uzel traktör bunun bir örneği. Aile şirketi dediğimizde risk olarak hep şirket tarafına bakılıyor. Doğru yatırım yaptık mı, doğru finansal modeller kurduk mu, vergi boyutunda doğru hesaplar mı yapıyoruz. Hep buraya bakılıyor. Halbuki yüzde 80’i ilişki sorunları. Gelinlerin, damatlara gereğinden fazla söz hakkı tanınması... Gelinler ve damatları asla reddetmiyoruz. Önemli olan işin ehli olmak. Bugün damatlarda çok iyi iş başaran şirketler de var. Bunlardan biri İnci ailesi. Beş kız kardeş bizi buraya getiren eşlerimizdir diyorlar. Kardeşler ve kuzenler de aynı şekilde sorun olabiliyor.

-Türkiye ekonomisi zor bir dönemden geçiyor, ekonomik krize aile şirketleri ne kadar hazırlıklı?

Bugün yaşadığımız ekonomik sorunlar sürpriz değil, kendini hissettiren, ayak seslerini duyduğumuz gelişmelerdi. İyi yöneticiler bunları fark edip tedbirini aldılar.

Burada aile ya da kurumsal şirket diye ayırt etmek çok doğru değil. Eğer siz kurumsal yönetim ilkelerini uygulamıyorsanız, fizibilite yapmadan yatırım yaparsanız piyasadaki esen rüzgâra göre yaptığınız yatırımlar kriz dönemlerinde ailelere, şirketlere bedel ödetiyor. İflasa götürüyor. Ama kriz dönemlerinde aile şirketlerinin çok hızlı bir araya gelip karar alma avantajı var.

Kuşak farkı var

-Ekonominin büyük bölümünü oluşturuyorlar, peki, neden uzun ömürlü olamıyorlar?

Aile dediğimizde bütün bireyler dede, neneden başlıyor amca, dayı, baba-evlat ilişkisi... Ama büyük zorluğu nesiller arasındaki geçişte görüyoruz. Kuşak farkı var. Çok değerli üniversitelerde çocuklarımızı eğitiyoruz, onlar dönüp geldiklerinde az bildiklerini düşünüp onlara yeterli söz hakkı verilmeyebiliyor. Ya da tam tersi oluyor, gençler onlarca yıldan gelen bilgi birikimini, tecrübeyi yok sayıyorlar. Mesela Amerika’da okuyan, ordaki sistemi buraya uygulayıp hatalar yapabiliyor. Gençler çok sabırsızlar, hemen yarın sonuç almak istiyorlar. Gençler aile büyüklerinin deneyimlerinden yararlanmalı. Büyükler de sabırlı olmak ve gençlerin fikirlerine değer vermek zorunda. Önemli olan birlikte görev dağılımı yapılması.

Yüzde 85’i birinci nesilde batıyor

-Aile şirketlerinin batışında ülkeler bazında yapılan hatalar benzeşiyor mu?

Çok farklı değil. Mesela Türkiye’de aile şirketlerinin yüzde 85’i daha birinci nesilde yok oluyor. Yüzde 12’si üçüncü nesilde kalıyor. dördüncü nes-le kalanların oranı ise sadece yüzde 3. İtalya’da 23 nesil sonraya kalan şirketler var. Japonya’da uzun ömürlü çok şirket var. Adil ve şeffaf olmak, bunlar aile şirketlerinin zorlandığı noktalar. Görevi işi hak edene teslim etmiyorsanız sorunlar ortaya çıkıyor. Oğlunuzu, kızınızı, kardeşinizi işten çıkaramıyorsunuz, ama işi iyi bildiği halde profesyonelleri işten çıkarabiliyorsunuz. Aile ile şirketin bambaşka iki yapı olduğu anlayışıyla hareket edilmeli.

Cüzdanla kasayı karıştırmayın

-Bir aile şirketinin daha uzun ömürlü olması için ne tür adımlar atması gerekiyor?
-

En önemlisi bir dengeye ihtiyaç var. Aile bambaşka, şirket başka değerlerle yönetilip ayakta kalıyor. Şirketi ailenin hizmetine sunulmuş gibi algılamamak gerekiyor. Çoğu zaman ailenin cüzdanı ile şirketin kasası karışmaya başlıyor. Bu da şirketleri zayıflatıyor. Ailenin birlikte kaliteli vakit geçirmeye ihtiyacı var. Şirket içerisinde kalmak istemeyen insanlara hayatlarını idame edecek maddi desteğin verilmesi gerekiyor. İnsanların cezalandırıldığı bir yapı, sonra şirkette sorunlara neden olabiliyor.

Halefliğin tanımlanmamış olması birden fazla kardeş ve kuzen arasında seçimin yapılmamısı sorunları beraberinde getiriyor. Şirket dendiği zaman bir adanmışlığa bir mutabakata ihtiyaç var. İşi iyi bilen şirketin başına gelmeli, her zaman en yaşlı olanı getirmek doğru değildir. Ücret politikası adaletli yapılmalı. Öbür türlü ben az aldım sen çok aldın, aile içindeki temel tartışmalardan biri budur. Bunlar çözülmediği zaman işte eltiler, gelinler, kardeşler arasındaki sorunlar su yüzüne çıkmaya başlıyor.

563 üye

TAİDER Başkanı Aydın Öğücü, amaçlarının ekonomik işletmelere, paydaşlarına değer yaratan ve huzur veren işletmeler olmaları için yol göstermek olduğunu belirterek TAİDER’in İSO 500’den 43 aile şirketi olmak üzere toplam 563 üyeye ulaştığını söyledi.

Öğücü, “Son yüzyılda yaşayan insanlar, temel ihtiyaçlarını temin etmek için çaba harcıyordu. Bugün dünyamızda bazı bölgeler dışında insanın temel ihtiyacı olan beslenme, barınma ve güvenlik ihtiyacı görece azaldı. İnsanların artık sevmeye, sevilmeye, ait olmaya ve değerli hissetmeye ihtiyacı var. Yeni nesilleri anlamak, insanın doğasını anlamaktan geçiyor. Yeni nesillerin geçmiş nesillerden farkı, kendi becerilerini geliştirmek, toplumun saygısını kazanmak ve yaptığı işle kendi değerleri arasında anlam ilişkisi aramasıdır” dedi.

Cumhuriyet İMECESİ