Kapat
A+ A-

Onu kaybedince çok ağlayacağız

Hasankeyf’i yok edecek olan baraj, bölgede iklimi değiştirecek, bölge insanını yerinden edecek, dünyanın ortak kültür mirasını sulara gömecek.
Yayınlanma tarihi: 26 Aralık 2017 Salı, 19:34

12 bin yıllık Hasankeyf’i yok edecek Ilısu Barajı’nın neredeyse tamamı bitirilmiş durumda, 2018 yılı sonuna doğru su tutması planlanıyor. Mağaraların olduğu kısım ziyaretçilere kapalı. Baraj dolduğunda, 199 yerleşim yeri ve tüm Dicle Vadisi suya gömülecek. ‘Yeni Hasankeyf’ sulara gömülmüş tarihi karşıdan izleyecek. Baraj gölü mevsimsel değişiklikler de yapacak. Belki de coğrafyanın hiç görmediği nemli hava oluşacak. Uzmanlara göre yeni iklimden en çok yaşlılar etkilenecek. Hasankeyfi Yaşatma Girişimi üyeleri ise tarihi geleceğe taşıma mücadelesinden vazgeçmiyor. “Hasankeyf tüm dünyanın ortak mirası, tarihi. Tıpkı Göbekli Tepe gibi. Geç olmadan elimizi taşın altına koyalım. Hasankeyf’i kaybedince çok üzüleceğiz” diyerek tüm dünyaya çağrı yapıyorlar. Bugüne kadar çok şey yaşadılar. Kimi ölümle tehdit edildi, kimi hapse atıldı, kimi yaşamını Hasankeyf’te kurdu. Umudu diri tutmaya çalışan aktivistler, Cumhuriyet’e konuştu.

37 yıllık dert

Hasankeyfli Murat Tekin, Ilısu baraj projesinin, 1954 MGK kararıyla gündeme getirilen bir ‘insansızlaştırma projesi’ olduğunu söylüyor. Tekin’in anlatımlarına göre, bölge halkı, 1980’lerde sit alanı ilanıyla sistemli olarak göç ettirilmiş. Baraj karşıtı eylemler ise 1990’dan sonra başlamış. Yaratılan algının aksine Hasankeyf halkı hiçbir zaman baraj istememiş: “Eskiden günde binlerce turist geliyorken, şimdi yasaklar yüzünden tursit gelmiyor. Hasankeyf halkı aç bırakılıyor. Şimdi sorsanız ‘Baraj yapılsın mı?’ diye, yüzde 90 ‘Hayır’ der.” Tekin, en büyük korkularının ise kayıtsız tarihi eserlerlerin su altında kalması olduğunu vurgulayarak, “Hasankeyf’te ve Dicle Vadisi boyunca çıkarılmamış onlarca höyük var. Artık yapılması gereken ulusal ve uluslararası eylemlerdir. Barajın ilk amacı enerjiyken, şimdi devlet inadına döndü. Barajın Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde birini karşılayacağı söyleniyor. Gerçekten enerji ihtiyacı varsa; bölgemiz yılın 9 ayı güneş görüyor. Kuralım güneş santrallarını... Hasankeyf’i kaybettikten sonra çok ağlayacağımızı biliyorum” diyor.

 

Su boğazımıza gelene kadar

Hasankeyf’teki mağaraların birinde çocukluğu geçen Rıdvan Ayhan, baraj karşıtı eylemlere katıldığı için bir buçuk yıl hapis yattı. Polislerce tehdit edildi. Ayhan, şunları anlatıyor: “Beni alıp şehir merkezinden uzak bir yere götürdüler. Silah göstererek, ‘Senin için iyi olmaz’ dediler. Mahkemelerde de ‘Tarih ile doğayı korumak suçsa ben suçluyum’ dedim. Devlete göre yaşamımı savunduğum için suçluyum.” Avukat Murat Cano’nun 2006’da AHİM’de açtığı dava 11 yıldır sürüyor. Türkiye’de baraja karşı ilk bireysel davayı 1997 yılında avukat Kemal Vuraldoğan açtı. O tarihte 20 yaşında bir hukuk öğrencisiydi. Vuraldoğan’ın davası da 20 yıldır sonuçlanmadı. “Hasankeyf sular altında kaldıktan sonra sonuçlandırsalar neye yarar” diye soran Ayhan, şöyle devam ediyor: “Türkiye’nin hukuku ortada. Misal Zeynel Bey Türbesi’nin taşınmaması için açılan dava görülüyorken türbe taşındı. Ne Türkiye hukukundan ne de AİHM’den bir umudum var. Tarihi dinamitliyorlar burada. Yok etmeye kararlılarsa biz de mücadelemize inatla sarılacağız. Su boğazımıza gelene kadar, hatta su tutulsa da mücadelemiz sürecek. Hâlâ inancımızı yitirmiş değiliz. Nefes aldığımız sürece Hasankeyf için mücadele edeceğiz.”

'Yeni evler dökülüyor'

A.Ö., 5 yıldır Hasankeyf Yaşatma Girişimi aktivisti. İşten atılabileceğini düşündüğü için ismini kodluyoruz. A.Ö.’ye, barajın bölge halkına etkisini soruyoruz: “Hasankeyf’in karşısında, çöl arazide inşa edilen evlerin kolonundan tesisatına kadar, her yerinden rant ve sahtekârlık dökülüyor. Evler halka aldıkları paranın iki katına, 5 yıl ödemesiz, 15 yıl taksitle satılıyor. Esnafa verilen söz tutulmadı. Son ana kadar eski çarşıda ticaret yapma sözü verilmişti, şimdi ‘Çıkın’ tebligatı geliyor.” UNESCO’nun 10 kiriterinden 4’nü karşılayan Mısır pramitleri Dünya Mirası listesindeyken, 9 kritere sahip Hasankeyf listede değil. A.Ö. bu durumu da şöyle değerlendiriyor: “Çünkü Kültür Bakanlığı’nın başvuru yapması gerekiyor. Aslında UNESCO Hasankeyf konusunda meşruiyetini yitirmiştir. En azından kamuoyuna, Türkiye’nin başvurmadığını vurgulayacak bir açıklama yapabilir.” Köyleri yakıldığı için Hasankeyf’e sığınan insanların yeni bir göçle karşı karşıya kalacağına da dikkat çeken A.Ö., “Bir avuç kalmış Ezidiler de sürgüne gidecek. Kültür mozaiği dedikleri şey de yıkılıyor burada” diyor.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer