Halkların Bahçesi adını yakıştırdığı meclisin ilk Ezidi milletvekili FELEKNAS UCA

2007 Irak seçimlerine kadar dünyada Ezidi kimliğiyle siyaset yapan tek kişi oydu. 1999'da Avrupa Parlamentosu'na girdiğinde hayatında ilk kez din hanesinde Ezidi yazdığını gördü. Ne kadar sevindiğini anlatıyor. Şimdiye kadar 74 katliam görmüş, bulundukları hiçbir coğrafyada özgürce ibadet edememiş bir halkın mensubu olarak o, aynı hanede "dinsiz" yazmasına ya da bir çarpı atılmasına alışkın çünkü.

22 Haziran 2015 Pazartesi, 13:21
Abone Ol google-news

Mazbatasını yeni almış, HDP'nin taze Diyarbakır milletvekili Feleknas Uca'yla partinin Diyarbakır'daki il binasındayız. Olağan trafiğin yanında, 5 Haziran'daki bombalı miting saldırısının yaralılarından biri giriyor içeri. Diyarbakırlıların kırmızı-sarı-yeşil kurdelelerle, yazılarla, bayraklarla bir tür anıta dönüştürdüğü o trafo gibi, kolundaki alçı da anıtlaşmış sanki. Onun kadar şanslı olmayanları hatırlatıyor buruklukla.

2007'de Şengal'de yaşanan "faili meçhul" bir patlamada 400 kişi hayatını kaybetmişti. Uca oradaydı. Enkazın altından ceset ve kan kokusu gelirken, bütün o kadınların arasından Sare Anne'yi ayrı hatırlıyor. Onun inancı, öfkesi ve inadı hiç aklından çıkmamış. Hayatında ilk kez 2001'de gittiği ve Ezidiler için kıymeti ayrı olan Şengal'le bağı hiç kopmadı zaten. AP parlamenteri olmasının dışında BM'nin Ezidilerle ilgili birçok faaliyetinde de yer aldı.

 

Şengal'den gelen telefon: Vekilim kutlu olsun

2014'te IŞID tarafından tarihlerinin en büyük katliamına maruz bırakılan 450 bin Ezidi'den 150 bini Şengal'in dağlarına kaçışarak kurtarabilmişti canını. Azı Şengal'e geri dönebildi. Sonrasında 60-70 yaşındaki kadınların dahi YPG ve YPJ'den özsavunma eğitimi aldığından söz ediyor. Bu kısmı önemli çünkü katliamlara maruz kalmalarına rağmen inançları nedeniyle intikam duygusuyla, şiddetle mesafesi olan bir halk Ezidiler. Yakın zamandaysa "Artık yeter" diyenler çıkmış işte böyle. Kaçırılan ve esir pazarlarında satılan Ezidi kadınları anarken bile sesi titriyor Uca'nın. Hâlâ IŞİD'in elinde olan altı bin Ezidi kadın için bir siyasetçi olarak gayreti sürüyor. Özgürleşen kadınların onlarca hikayesi birikmiş içinde.

Seçim gecesi de Şengal'le unutamayacağı bir telefon konuşması yaptı Uca. Daha sandıklar tam açılmamış, baraj geçilmiş ama kesin değil. Bismil'de sandıkları takip ederken telefonu çalıyor. "Vekilim kutlu olsun" diyorlar, "Sen artık Şengal'in de vekilisin." Kadın Meclisi toplanıp kutlamaya başlamış bile... 15 dakika sonra da Kobane'den benzer bir telefon geliyor. İşte o an ayrıca mutlu olduğunu söylüyor.

Feleknas Uca bundan sonra TBMM'nin bir vekili olacak. Neden şimdi Ezidilerden, Şengal'den, Kobane'den konuşuyoruz ki... HDP'yle birlikte Meclis'teki "tekçi" zihniyetin kırılacağını düşündüğü için buralardan giriyor lâfa. Meclis için "Halkların bahçesi" gibi romantik-politik tarifleri var. O yüzden de bunu yansıtacak yeni anayasa ihtiyacını ilk önce anıyor. 

Uca'nın kökleri Batman'a bağlı bir Ezidi köyüne uzanıyor. Ailesi "misafir işçi" olarak Almanya'ya göçenlerden. Sekiz kardeşler. Siyasete karşı çok erken başlayan bir alâkası, hatta bir tür hırsı var. O da katılıyor buna. 22 yaşında Almanya'da federal meclise girmeyi kafaya takmış bir genç insandan söz ediyoruz. Daha 10'lu yaşlardayken her gün okula gazete götüren, dünyada ne olup bittiğini anlamak isteyen, öğretmenlerinin şaştığı, yeri gelince onlarla dahi tartışan bir çocuk. "Hayatın kendisi siyasettir, siyaset her yerdedir. Televizyonda haberleri bir kere izleyen zaten siyasette yönünü belirler" diyor.

Bu erken ilgisinde ailesinin, aslında doğrudan kimliğinin de etkisi var. Avrupa'da doğan, büyüyen bir Kürt olarak dernekler üzerinden çok erken yaşta politize olmuş aslında. 1990'lı yılları, Türkiye'de boşaltılan ve yakılan köyleri, faili meçhulleri oradaymışçasına takip etmek, "içinde" olmak demek bu. Ama idol olarak şahsen tanışıklığı da olan Sakine Cansız'ın adını zikrediyor. Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez de birlikte çalıştığı kadınlar. Sorulduğunda "Her karanlığın arkasında aydınlık vardır. Devlet ne kadar saklarsa saklasın bu cinayet de bir gün açığa çıkacak" diyor gözleri dolarken...

1998'de Almanya'da Ezidilerin yoğun olarak yaşadığı Celle'de Sol Parti'nin oluşumunun içinde yer alıp federal parlamento adayı olduğunda 21-22 yaşında daha. Karşısındaki rakip Almanya Savunma Bakanı... O zaman bayağı haber mevzuu da olmuş: "Deneyimli bir siyasetçinin karşısında, bu kadar genç, kara kaşlı kara gözlü, yabancı uyruklu ama Almanya vatandaşı bir kadın... İlgi o kadar büyüktü ki. Dizimden ameliyat olduğum için hastanede yatıyordum. Çıktıktan sonra seçim çalışmalarını koltuk değnekleriyle yürüttüm. Dergilere o koltuk değnekli halimle kapak olmuşluğum var. Savunma Bakanı'nın Rakibi Koltuk Değneğiyle diye başlık atılmıştı. Kazanamayacağımı biliyordum ama cesaretimi korudum. Tecrübeli birine karşı bile siyaset yapılabileceğini göstermek istedim çünkü o yaşımda" diyor. 

 

Avrupa Parlamentosu'nda TC vatandaşı bir Ezidi

Tahmin ettiği gibi 1998'de federal parlamentoya giremedi ama nasıl inat ettiyse hemen ertesi yıl Avrupa Parlamenteri oldu. Herkesin şoke olduğunu söylüyor gülerek. Sert görünüyor ama aslında çok da gülen biri. Bu vekillik haberinin yankısı çok daha geniş tabii ki. Haberlerin dışında, belgesellere konu olmuşluğu var. O girdiği her yanı camlı, her yanı deneyimli siyasetçilerle dolu binada, spor ayakkabılı, kot pantolonlu genç bir kadın... İlginç bir nokta da aynı anda Türkiye'de "Bir Türk vatandaşı Avrupa Parlamentosu'nda" coşkusuyla yapılan haberleri "Ama ben Kürdüm" diye düzeltmesi. Bu kez de "AP milletvekilinden bir garip çıkış" başlıklarıyla yer almış aynı gazetelerde. "Bir garip çıkış"ı Türkçe söyleyip söyleyip gülüyor.

İki dönem AP'de vekillik yapmış olabilir. Siyasete erken girmiş ve çok tecrübe biriktirmiş olabilir. Ama kendine mahsus dili, iklimi ve hadiseleri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne hazır mı? Hakikaten hazır görünüyor, "Neler gördüm ben... Bunlar bana vız gelir" havasında güvenle konuşuyor. Ortasına düşeceği Türkiye medyasını düşününce, Alman basınının kinayeli başlıklarını özlemesi de mümkün. "Ondan da korkum yok" diyor.

Uca Batman'daki köyüne en son adaylığı netleşmeden gitmiş. Semizotu toplamış, pişirmiş, yemişler. Onun köyünde de Şengal'den kaçan Ezidiler var bugün. Zamanında mecburen boşaltılmış Türkiye'deki Ezidi köylerine geçen yıldan beri IŞİD'den kaçan Ezidilerin yerleşmesi ne ironik, ne acı... Daha evvel orada aynı inanca sahip insanların yaşadığını bilmek ruhen iyi gelmiş ama IŞİD mağdurlarına. Boş köylerin canlanması, yeşermesi de ayrı...

 

Ezidi kampları zihnini meşgul eden konulardan

Uca Avrupa'daki Ezidilerden de dönmek isteyenlerin çıktığını ama el konulmuş ev ve toprak meselesinin işin ayrı bir hukuki boyutu olduğunu söylüyor. Belediyeninkiler dışında AFAD'ın da Ezidi kampları mevcut. Ama giriş çıkış sorunları ve içerideki koşullar yüzünden kendilerini hapishanede hissettiğini söyleyen varmış. İçeri fotoğraf çeken telefon bile sokulamadığını söylüyor. Dediğine göre diğer kamplardan ayrılan, Ezidilere mahsus sorunlar bir kısmı. Bu kamplar da zihnini meşgul eden mevzulardan. 

Türkçe yemin edeceğim ama mecliste Türkçenin yanı sıra anadilde de yemin için çalışacağım

 

Geçen haftalarda Feleknas Uca'nın Meclis'te Kürtçe yemin edeceğine dair haberleri, elbette ki bir dizi tartışma izledi. 2015 model bir yemin krizi, yeni bir Leyla Zana mı yoldaydı?

"Ben Kürtçe yemin edeceğimi hiçbir yerde söylemedim. Türkçe bilmiyorum da demedim" diyor. Evet anadili olmadığı ve Avrupa'da doğup büyüdüğü için Türkçesi zayıf. Kendisini iyi anlatabilmesi için o Kürtçe anlattı, biz tercümesini dinledik. Ama Türkçesini hızla iyileştirmek için bir gayreti de var. "Özellikle bir karalama kampanyası yürütüldü. Bense herkesin Türkçenin yanında kendi anadilinde de yemin edebilmesinin Türkiye'nin zenginliği olacağını söylemiştim. Bir Ermeni Ermenice ve Türkçe, bir Alevi arkadaşımız isterse hem Zazaca hem Türkçe yemin edebilmeli. Süryanice ve Türkçe. Kürtçe ve Türkçe. Arapça ve Türkçe... İşte o meclis gerçekten tüm halkların meclisi olur. Tabii bunlar için anayasada değişiklikler gerekiyor. Bunlar isteklerimizdir, Meclis açılacak, yeminler Türkçe edilecek. Ama sonrasında bunun için çalışmaya istekliyiz."

 

Çocukken doktor olmak isterdim şimdi siyasetle tedavi edebilirim

Çocukken doktor olmayı hayal ediyordum. Hasta birini gördüğümde onu iyileştirmek için uğraşmak isterdim hep. Sonra düşündüm, çok doktor var zaten. Ama eğer halkın sesi olabilirsem, halkların özgürlüğü için mücadele edersem, bir doktor kadar faydam dokunabilir. Siyasetle tedavi... Ben siyasete de öyle bakıyorum. Burada böyle bir "hastalık" varsa, ben de Meclis'te bunu iyileştirmek için elimden geleni yapacağım. Yalnız değilim. Bu ülkenin bütün demokratlarıyla, halkların kimliklerini ve inançlarını özgürce yaşamasından yana olanlarla birlikte iyileştireceğiz. Ben demokrasiye ihtiyacımız olan bu süreçte ilaç olabileceğimize inanıyorum.

 

ADININ HİKAYESİ

Feleknas makamı hoş, özellikli bir isim. Ezidiliğe mahsus bir manası olduğu düşünülüyor hep. Oysa arkasında hiç beklemeyeceğiniz bir politik hikaye var. Annesiyle babasının ona koymak istediği isim aslında Felek. Fakat doğduğu 1976 yılında ellerindeki listeye bakan konsolosluk yetkilileri "Felek Kürtçe bir isim, bu olmaz" deyip o anda "felek"in sonuna "naz" ekleyiveriyorlar. Böylelikle isim Kürtçeden kurtulacak. Fakat Feleknaz yerine, niyeyse Feleknas olarak yazılınca birden yeni bir Kürtçe kelime çıkıyor ortaya. Çünkü "nas" Kürtçe tanımak demekmiş; feleği tanıyan, neler yapabileceğini bilen gibi güzel güzel yorumlanabilir. Ya da bir uyarı sanki: Feleği tanı.