İskandinav mitleri...

Neil Gaiman, eserlerinde fantastik diyarlar yaratırken kadim mitolojilerden her zaman ilham alan bir yazar olmuştur. Şimdi ise dikkatini bu diyarların kaynağına yöneltiyor ve destansı kuzey masallarını kendine has üslubuyla anlatıyor. “İskandinav Mitolojisi”nde yazar mühim İskandinav tanrılarını tasavvur ederken mitlerin aslına da sadık kalıyor. Ortaya da mitlerin dünyasına dalmak için iyi işlenmiş bir kitap çıkıyor.

11 Ocak 2021 Pazartesi, 13:03
Abone Ol google-news

Neil Gaiman, modern fantastik edebiyatın en ünlü yazarlarından biri. Çizgi roman evreninde âdeta bir devrime yol açan Sandman serisi ve yakın zamanda Starz kanalı tarafından ekranlara uyarlanan Amerikan Tanrıları eserlerinin yaratıcısı. İngiliz yazarın yarattığı dünyalarda belki de en büyük yer tutan şey ise İskandinav mitleri.

Çoğu eserinde İskandinav hikâyelerine öykünmeler yakalamak mümkün. Hatta bu öykülerdeki karakterlerin birçoğu Gaiman’ın kitaplarında bizzat kendilerine yer bulur. İşte, İskandinav mitolojisiyle bu kadar içli dışlı olan Gaiman’ın eseri İskandinav Mitolojisi kitaplarında kendine yer bulan tüm bu olayların ve karakterlerin köklerine yapılmış zevkli bir yolculuğu barındırıyor.

Asgard’ın yaratılışından Tanrıların alacakaranlığı Ragnarök’e kadar dilden dile dolaşan öykülerin bir yeniden anlatımı da denebilir kitap için.

İskandinav mitolojisi, romanlardan bilgisayar oyunlarına, filmlerden dizilere popüler kültürde kendine belki de en çok yer bulan konuların başında geliyor. Mitolojideki karakterler ve olaylarla Marvel filmlerinde; God of War, The Elder Scrolls, Hellblade gibi oyun serilerinde, çizgi romanlarda ve hatta müzikte karşılaşmak oldukça mümkün.

2000 sonrası korku filmlerinde de (örneğin Adam Nevill’in romanından uyarlanan Netflix yapımı Ayin [The Ritual]) İskandinav efsaneleri kendilerine bolca yer buluyor. Birçok alanda sahne alan zengin İskandinav hikâyelerini tüketen insanlar için bu efsanelerin aslını doğru anlatan eserler de bir nevi maden değerinde.

Neil Gaiman ise bu hikâyelere ve karakterlere en hâkim olan yazarlardan. Bu konuyla ilgili kendisi de şu şekilde bir yorumda bulunuyor:

“… Vaktimi, Snorri Sturluson’un Mensur Edda’sının birçok farklı çevirisi ve Manzum Edda’nın dokuz yüz seneden de eski dizeleriyle geçirdim, anlatmak istediğim masalları ve nasıl anlatmak istediğimi seçip düzyazılar ve şiirlerden aldığım mitlerin çeşitlemelerini harmanladım.”

MİTLERİN BUGÜNE ETKİSİ

Yazarın eğlenceli, canlı ve yalın anlatımı da İskandinav hikâyelerini okumayı daha keyifli kılıyor; okuru, başı, devamlılığı ve sonu olan, tek evrende geçen kısa, fantastik hikâyeler okuyormuşçasına heyecanla sayfaları çevirmeye iten bir dil ve üslup var kitapta. Bu sayede de eser, İskandinav mitolojisiyle herhangi bir ilgisi alakası olmayan fakat fantastik öykülere meraklı olan okurlar için de keyifli bir okuma deneyimi yaşatma potansiyeli barındırıyor.

Hikâyeler varlığın hiçlikten yaratılışının (belki de yarı bilinçsiz bir şekilde “meydana gelişinin”) anlatılmasıyla başlıyor. Daha sonra Tanrıların yurdu Asgard, insanların yurdu Midgard, devlerin yurdu Jotunheim ve diğer altı âlemin yaratılışı anlatılıyor.

Olayların birçoğu Asgard ve Jotunheim’da meydana geliyor. Tanrılar, tek boyutlu varlıklar olarak değil âşık olan, nefret eden, birbirlerinin arkasından işler çeviren sıradışı karakterler olarak hayat buluyor öykülerde.

Bu sayede ortaya yavan ve sıkıcı bir mitoloji anlatımından çok yaşayan, okurların yer yer taraf tutmasına yer yer de üzülmesine sebep olan esaslı hikâyeler çıkıyor.

Gaiman’ın yazarlık yeteneğinin en çok hissedildiği kısımlar belki de burası. Karakterlerin olaylara gösterdiği reaksiyonların okura verdiği hissiyat hiç yabancı gelmiyor.

Okur, Thor’un kıymetli çekici Mjollnir’in nasıl dövüldüğüne, Odin’in mızrağı Gungnir’in nasıl yapıldığına ve “tüm Asgard’dakilerden açık ara daha oyunbaz, sinsi ve kurnaz” Loki’nin başından geçen, mitlerin özüne sadık ve kara komedi tadındaki olaylara tanık olurken aslında gördüğü, dinlediği, izlediği eserlerde İskandinav mitlerinin etkisinin ne kadar fazla olduğunun da hoş bir şekilde farkına varıyor; ne kadar değişikliğe uğradığının da...

Midgard’da - yani insanların Dünya adını verdiği yerde - depremlerin “gerçek” sebebini, denizdeki gelgitlerin müsebbibinin Thor’un oburluğu olduğunu öğrenirken de okur aslında hâlâ bir İskandinav mitolojisinde yaşıyor olduğu hissiyatına kapılıyor. Çünkü İskandinav mitolojisi, Midgard yılanı Jormungundr kadar uzun kollarını modern dünyaya uzatacak kadar kudretli ve okurlar aslında Ragnarök’ü beklediklerinden oldukça habersizler. Neil Gaiman ise bu konuda şöyle diyor: “Ragnarök gerçekleşti mi? Olmasına daha var mı? O zamanlar bilmiyordum. Şimdi ise emin değilim.”

İYİ BİR BAŞLANGIÇ KİTABI

İskandinav mitleri, edebiyat eserleri üzerindeki etkisi sebebiyle de ilgi uyandırıyor. Başta J.R.R Tolkien olmak üzere Douglas Adams, Jorge Luis Borges ve Poul Anderson gibi çeşitli yazarların İskandinav öykülerinden esinlenerek kaleme aldığı eserler mevcut. Neil Gaiman’ın eseri ise İskandinav mitleri için nihai bir eser niteliğinde değil elbette. Fakat iyi bir başlangıç kitabı.

Kitabın son kısmı, yaklaşan kıyamet, Tanrıların alacakaranlığı Ragnarök’ün anlatıldığı kısım, kitabın belki de en karanlık bölümlerini barındırıyor. Bu kısımdaki olaylar gelecek zaman kipinde anlatılıyor. Yani yalnızca binlerce yıl önce olan olayları değil, binlerce yıl sonra Ragnarök geldiğinde olacakları da anlatıyor İskandinav Mitolojisi. Bu bölüm farklı bir deneyim sunmanın yanı sıra okurlar için tekinsiz bir atmosfer yaratıyor.

Kitap, tarihiî eserler, mitolojiler ve fantastik edebiyatla iç içe olanlar için kaçırılmaması gereken bir eser.

İskandinav Mitolojisi / Neil Gaiman / Çeviren: Alican Saygı Ortanca / İthaki Yayınları / 312 s.