Zafer Köse’den “Livaneli’nin Penceresinden”

Livaneli’nin belki de en büyük yaratısı, insanların çoğunun içinde yaşattığı güzellikleri ortaya çıkarması, onları canlandırarak yeniden yaratmasıdır.
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Yayınlanma tarihi: 2 Ağustos 2019 Cuma, 11:57

[Haber görseli]

SUNAY AKIN

Kadıköy İskelesi’nden Eminönü’ne doğru yol alan sabah vapurunda, Cağaloğlu’na giden gazetecilerin, yazarların kulak misafiri olduğum sohbetleri, okuduğum üniversiteki derslerden daha çok katkı sunmuştur aydınlanmama... Yirmi dakika süren yolculuk esnasında duyduklarım, yirmi kitabın ışığından fazlaydı. Çünkü o sohbetlerde bilginin en neşeli, en yalın ve en anlaşılır haliyle sunumu vardı.

Attilâ İlhan, Cemal Süreya, Can Yücel, Yaşar Kemal, Melih Cevdet Anday, Vedat Günyol gibi ustaların sohbetlerinde bulunmak, başlı başına bir akademi eğitimi gibiydi. Felsefeden resime, tarihten şiire uzanan engin bir hayal gücüne sahip olan bu sohbetler, büyük bir bilgi birikimi ve dil canbazlığının sergilendiği tek kişilik bir sahne gösterisinden farksızdı.

Livaneli’nin Penceresinden adlı kitapta o bilge insanların dünyasında buldum kendimi. Hele ki, Nehir Söyleşi’sini okuduğunuz insan müzik, sinema ve edebiyat alanında en güzel eserleri sunmuş bir sanatçıysa, kitabın sayfaları birer şelaleye dönüşüyor. Kısır tartışmalar ve polemiklerin uzağında, hayata bakmak, bilgiden sırılsıklam olmak ne güzelmiş! Zülfü Livaneli’nin hayat öyküsü beklemiyor bu kitapta okuru. Zafer Köse sorularıyla entelektüel portresini çiziyor sanatçının.

VOLTAIRE’DEN NÂZIM HİKMET’E

Livaneli bu son kitabında Voltaire’den Nâzım Hikmet’e, Hacı Bektaş’tan Umberto Eco’ya uzanan büyük bir düşünce bahçesinde gezdiriyor bizleri... Gezinirken de “Bana doğru gelen hiçbir düşünce yoktur ki aynı zamanda yanlış da gelmesin” sözüyle Montaigne, “İnsanlar birbirlerini kendi egolarındaki çatlaklardan görürler” sözüyle Tennessee Williams, ya da “İnsanın başkalarından hesap sormasını her zaman pek yararı olmaz ama kendinden hesap sorması her zaman yararlıdır” sözüyle Stefan Zweig ve daha nice bilge insan konuk oluyor sohbete.

Hep gülümser fotoğraflarında Livaneli... En ciddi göründüğü fotoğrafında bile bir tebessüm hissederim. Bunun nedenini Livaneli’nin Penceresinden’de buldum. Diyor ki Livaneli: “Bu iki özellik, gülmek ve düşünmek herhalde birbirinden bağımsız değildir. Einstein’ın dil çıkaran fotoğrafında görüldüğü gibi zekâ güler. Bunların yasaklanmış olmasının bedelini çok ağır ödüyoruz. Metotlu düşünce olmadığında, gülmek günah sayıldıkça, uygarlıktan ayrı düşüyorsun; insani gelişmelerden, güzel yaşamaktan, hayatı anlamaktan uzak düşüyorsun.”

Günümüz Türkiyesi’ne ait değerlendirmeler de yapıyor Livaneli... Ama bu tür değerlendirmeler aktüelin sığ sularında oltaya takılan bir kayabalığı olarak değil de, bir entelektüelin okyanus derinliğinde yüzen balina olarak çıkıyor karşımıza.

[Haber görseli]

RÖNESANS YARATICILIĞI

Hep batıdan mı katılıyorlar Livaneli’nin sohbetine? Elbette hayır... Doğunun bilgeliğine, aydınlığına ait nice örnekler seriliyor önümüze.

Rönesans yaratıcılığı” bir insanın çok farklı alanlarda eser vermesi demektir. Shakespeare ve Goethe gelir bu konuda aklımıza öncelikle... Rönesans öncesinde de Ömer Hayyam, İbn Sina gibi insanlarda var olan bu özellik, Cumhuriyet dönemimizde ressam, yazar ve yönetmen olan Abidin Dino, şiirleri ve resimleriyle çağına imzasını atan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nda çıkar karşımıza...

Zülfü Livaneli bir “polymath” olarak, bu konuda ülkemiz sınırlarını aşarak uluslararası alanda öne çıkan bir sanatçımız. Livaneli’nin Penceresinden, böyle bir insan coğrafyası üstünden uçakla geçerken, başımızı dayadığımız pencereden gördüğümüz doğal zenginlikleri andırıyor: Göller, nehirler, kentler, karlı dağlar...

Sayfalar arasında sohbet diliyle yolculuk yaparken, birden o gölün suyuna düşen bir ağaç yaprağındaki böceği, ırmağın üstünden geçen bir köprünün taşındaki arslan kabartmasını, kentin bir balkonuna asılı çamaşırlar arasndaki ilk öpücüğü ya da karlı dağlarda avcıdan kaçan bir ceylanın soluğunu görüyorsunuz. Çünkü Livaneli, Zafer Köse’nin sorduğu her soruya birbirinden güzel ayrıntılarla yanıt veriyor, sohbeti bazen bir mikroskop bazen de bir teleskobun bakışıyla zenginleştiriyor.

Sohbetiyle nirengi noktaları aydınlanmacılar olan bir kültür haritası çıkarıyor Livaneli. Bunu yaparken bilgi kirliliğiyle mücadele ediyor, balık hafızalılara prim vermiyor. 12 Eylül darbesiyle ayyuka çıkan karşı devrim sürecini anlatan Livaneli’yi dinliyoruz:

Ne zaman ki dinci partiler iktidara geldi ve laiklikten başlayarak onun bütün mirasını yok etmeye başladılar, o zaman gençlik arkadaşlarımız bile ikiye ayrıldı. Kimi, dincilerle kol kola girip Atatürk nefreti korosuna katıldı; bizler de kendimizi Gazi’nin hatırasını ve fikirlerini yaşatma mücadelesi içinde bulduk. Çünkü artık Gazi, bir devlet politikası değil, anısı yok edilmeye çalışılan bir halk kahramanıydı, laiklikti, çağdaşlıktı. Onun üç sütun üzerine dayandığını yazardım sık sık. Ordusu, partisi ve halkın duyduğu sevgi. Ve en karanlık günlerde dedim ki: Ordusuyla oynuyorlar, çökertebilirler; partisiyle oynuyorlar, yoldan çıkarabilirler ama bu halkın aydınlık kısmının ona duyduğu sevgi ve hayranlığı yok edemeyecekler ve dalga dalga kabaran bu sevgi onun anısını yaşatmaya yetecek. Öyle de oldu doğrusu.”

Doğu-Batı çelişkisi, dil sorunu, gezi olayları, aydın ve entelektüel arasındaki fark gibi birbirinden değişik ve zengin alanlarda yürüyen sohbette Livaneli’nin yazmakta olduğu, 2. Abdülhamit’in sürgün yıllarını anlatan yeni romanından da ipuçları yer alıyor. Günümüz Osmanlıcılarının, padişahlara çok çektiren ulemalarla aynı anlayışta olduğunun altını çiziyor Livaneli ve sohbetin sonlarına doğru şu notu düşüyor tarihe:

Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimleri iptal edildi. Toplumu susturacakları sandığı yerde, bir çocuğun ‘Her şey çok güzel olacak Ekrem Abi’ sözleri insanlara umut ve cesaret verdi. Bu yüzden diyorum ki, başa çıkamayacaklar zaten. Yakın gelecek daha kötü veya daha iyi olabilir, ama ulemanın istediği bir düzen, tam olarak ve kalıcı olarak kurulamaz. Ulema elbette vazgeçmeyecek iktidarından ve amaçlarından. Ama halkın aydınlık kesimleri de vazgeçmeyecek, teslim olmayacak.”

Kitapta son sözü Zafer Köse söylüyor:

Belki başka zaman yere çöp atıyorlardır. Belki bir işyerinde yönetici olarak işçilerin haklarını kısıtlayan kararları uyguluyorlardır. Hatta belki bazen en yakınındaki insana bile kaba davrandıkları oluyordur. Ama bir Livaneli etkinliğinde karşılaştığınız bu insanların oradaki duyguları, içlerinde ısrarla yaşattıkları o değerler ne güzeldir. Livaneli’nin belki de en büyük yaratısı, insanların çoğunun içinde yaşattığı bu güzellikleri ortaya çıkarması, onları canlandırarak yeniden yaratmasıdır. Düşüncelerimizin doğruluğuna ve güzelliğine duyduğumuz inancı üretiyor Livaneli. Daha güzel bir dünya kurmak için muhtaç olduğumuz kudret bu inançta gizlidir.”

Livaneli’nin Penceresinden / Zafer Köse / Doğan Kitap / 432 s. / Temmuz 2019.

A+ A-