Saatimiz biraz şaşsa keşke!

Irmak Zileli, 2017’de, ON8kitap.com internet sitesinde, “Bozuk Saat” adlı köşesinde yayımlanan, meydandaki bir bozuk saatin gözünden hikâyelerini aynı adlı bir romanda bütünledi. “Bozuk Saat”, geçmiş ile gün arasında, zamanın koridorlarında nabızdan nabıza sıçrayan, empati kurduğu kişinin zihnine yerleşen 200 yıllık empatik bir saatin sunduğu memleketim manzaraları. Gamze Akdemir'in söyleşisi..
Yayınlanma tarihi: 19 Ağustos 2019 Pazartesi, 14:21

[Haber görseli]

GAMZE AKDEMİR

[email protected]

- Bozuk saatin maceralarını öyküler şeklinde ilk ON8kitap.com’da okumuştuk. Şimdi ise öyküsel tatda ama aynı adlı bir romanda bütünleniyor. Romanlaşması nasıl oldu?

- 2017 Mart’ından itibaren iki haftada bir, on öykü olarak yayımlandı. Bir süre sonra yayınevinden kitaplaştırmak yönünde bir öneri geldi. On öykü yeterli değildi tabii ve yeni bir yazım gerekiyordu. Bozuk Saat’i bir roman karakterine dönüştürerek ve öyküler arası bağlar kurarak romanlaştırdım.

- İki yüz yaşında bozuk bir saat... Bozulmanın sebepleri muhtelif! Ne zamanlar doğruyu gösteriyor?

- Aslında her bozulduğunda doğruyu gösteriyor. Ne zaman bozuluyor? Birisinin nabzından etkilendiği zaman. Nabzına geçtiği insanın gerçeğini, doğrusunu bize anlatıyor. Kendi saatinde kalarak aslında doğruyu gösterememiş oluyor. Doğruyu göstermekten kastettiğim bu; toplumun içinde gezinmek, farklı insanlara ayna tutmak, onların iç dünyalarına girmek.

[Haber görseli]

BİR TÜRKİYE PANORAMASI

- Baskılar, zorlamalar, zorbalar bozuk saate kendini şaşırtıyor, akrep ve yelkovanı deli gibi koşturuyor o anlarda... Meydana taşınmadan önce bozuk saatin ilk bulunduğu yer olan o saray ve saraydaki kral gibi...

- Saraydayken tek bir ses, tek bir nabız var. Kral varken diğerleri sessiz çünkü. Kent meydanına konulduğunda ise çok seslilikle karşılaşıyor. Her bireyin bir sesi var. Toplumun bu çok sesli potansiyelini ne kadar çok duyar, ona ne kadar çok kulak verirsek o ölçüde demokratik bir toplum olacağız.

- Romanda tanık olduğumuz her yaşamda, bozulanın aslında saat değil toplumun katmanları olduğunu duyumsuyoruz.

- Belki “bozuk” kavramı üzerine biraz daha düşünmeliyiz. Bozuk nedir? Normal nedir? İyi işleyen bir şey nedir? Ezberlerimize sıkı sıkı tutunmayı, başkalarından zinhar etkilenmemeyi, değişmeden kalmayı normal kabul ediyoruz. Doğru bildiklerimizden şaşmamak eğilimindeyiz. Bizim bozuk saat ise sık sık şaşıyor! Bu şaşmayı bir bakıma öneri olarak da okuyabiliriz. Saatimiz biraz şaşsa ne olur? Birbirimizden etkilensek, olduğumuz gibi kalmasak ne olur?

BENCE HER ROMAN OTOBİYOGRAFİK!’

- Hızlanması, yavaşlamasıyla bozuk saatin sancılarının yazarın bilinci, ilkeleri, dertleri, düşleri olduğunu duyumsuyoruz. Toplumda aksayan, yanlış giden, her düzeyde acı, ağrı ve sorunsalın nabzını tutuyor yazar da. Bu bağlamda en kişisel romanınız olduğunu söyleyebilir miyiz?

- Ben her romanın otobiyografik olduğunu düşünüyorum. Olay örgüsüyle olmasa bile duygusuyla otobiyografik. Yazar neyi dert ediyorsa oraya yöneliyor. İnsanın dili ağrıyan dişine gider! Bozuk saat romanın anlatıcısı ve yazarla ilişkisini de görüyoruz. Kendimi de çok geri planda da olsa dahil ediyorum metne. Aynı zamanda yazar ile anlatıcı arasındaki sınırlar üzerine düşünmemiz için de kimi fırsatlar sunduğunu düşünüyorum romanın.

KENTSEL DÖNÜŞÜMDEN TÜRCÜLÜĞE...

- Bu bozuk saat, son yüz yıldır kent meydanında güya duruyor(!). Oysa geçmiş ile gün arasında, zamanın koridorlarında nabızdan nabıza astral bir seyahat halinde. Nasıl bir yolculuk sunuyor?

- Bozuk Saat anlamak istiyor. Yaşanan olayın, görünen gerçekliğin arkasına ulaşmaya çalışıyor. Bunun için de kişilerin ruhundaki dehlizlerde kaybolmayı göze alıyor. Haklı kim sorusu onun için önemli değil. Bazen kimsenin haklı ya da haksız olmadığı durumlar yaşıyor. O nedenle hikâyeden hikâyeye, nabızdan nabıza sıçrarken pek çok zaman olayın tek tarafına değil, karşıt açılarının da nabzına geçiyor.

[Haber görseli]

- Sıkı bir tanıklık... Nelere tanıklık ediyor okuma boyu?

- Bozuk saat bir meydanda duruyor. Böylece toplumun her kesimine, her tür varlığa denk gelebiliyor. Türcülüğün, hayvanlara karşı sevgisizliğin hikâyesini de görüyoruz. Kentsel dönüşüm adı altında ortaya çıkan talanı da. Yoksulluğun, işşizliğinin, cinsiyet ayrımcılığının ayak izleriyle karşılaşıyoruz bu meydanda. Hepimiz her gün sokağa çıkıyoruz, çeşit çeşit hikayeyle teğet geçiyoruz. Oysa birbirimizi teğet geçmeyebiliriz. Bakmamız, başımızı çevirmeyip görmeye çalışmamız yeterli.

EDEBİYATIN İŞİ BİREYİ ANLATMAK’

- Konu çok daha dramatize edilebilmeye müsait ama etmiyorsunuz..

- Bireysel olanın toplumsal ve politik olduğunu ve edebiyatın işinin bireyi anlatmak olduğunu düşünüyorum. Ama önceki romanlarımda toplumsal mesele bireysel olanın içinde gizliydi. Derindeydi. Toplumsal olanın daha çok öne çıktığı, yaşadığımız çağa belki doğrudan tanıklık eden bir şey yazma arzum zaten vardı. Ancak bu tür bir metnin karşı karşıya olacağı en büyük risk ajitatif bir dile kaymasıdır. Benim açımdan bunun panzehiri o toplumsal olanın içinde yine bireysel olana odaklanmak ve bireyi de çelişkileriyle beraber vermek oldu. Sizin dramatize etmemek diye ifade ettiğiniz şeyden bu şekilde kaçındım. İyiler ve kötüler, zorbalar ve mağdurlar gibi dualitelere düşmeden anlatmaya çalıştım. Bu da beni ajitasyondan olduğu kadar didaktizmden de korumuştur diye umuyorum.

- Romanın devamı olacak mı?

- Benim için bu kitap bitti. Artık okurun nabzında bozuk saat. Romanın okurda devam etmesini seviyorum çünkü metinlerimizin de nabız gibi yankılana yankılana çoğalabileceğine inanıyorum.

Bozuk Saat / Irmak Zileli / ON8 Kitap / 187 s.

A+ A-