Öykücülüğümüzün doruktaki ismi

Günlük hayatımız o denli akıl dışı bir zemine kaydı ki, gerçeği anlatabilmek için sanırım gerçeküstü yaklaşımlara ihtiyaç duymuş yazarımız. Bunun sonucu da edebiyatımız yeni, benzersiz bir yapıt kazanmış.
Yayınlanma tarihi: 6 Eylül 2019 Cuma, 12:16

[Haber görseli]

TURGAY FİŞEKÇİ

Çağdaş öykücülüğümüz 1930’larda Sait Faik ve Sabahattin Ali ile boy verdi. 1950’lerde görkemli bir öykücüler kuşağı oluştuktan sonra 1960’lar, 70’ler ve 80’ler durgun yıllardı.

1990’larda yeni bir öykücüler kuşağı, öykü sanatının yeniden öne çıkmasına yol açtı. Cemil Kavukçu, bu kuşağın günümüzde de verimini sürdüren önde gelen ismi. Hemen her yıl yeni bir kitabı yayımlanıyor. Üstelik edebiyat hayatına öyküyle başlayanların çoğu zaman içinde roman türüne yönelse de Cemil öyküye bağlılığını sürdürenlerden. Yeni yayımlanan Balyozla Balık Avı, hem Cemil Kavukçu yazarlığını hem de öykücülüğümüzün bugününü yeniden düşünmek için iyi bir fırsat.

[Haber görseli]

YAZARLA ELEŞTİRMENİN MUTLU BULUŞMASI

Çoğu yazarın gençlik yazgısı gibidir, yayıncı bulamayıp ilk kitabını kendi bastırmak. Okuduğu dosyanın değerini anlayamayan editör ve yayıncı bolluğu varmış demek ki…1983’te yayımlanan Pazar Güneşi böylesi bir ilk kitap. 1987’de Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülünü alan Patika, adının bir ölçüde duyulmasını sağlasa da, 1990’da yayımlanan Temmuz Suçlu’yu, efsane edebiyat eleştirmenimiz Fethi Naci’nin okuyup, 24 Haziran 1991 günlü Eleştiri Günlüğü’nde “Bir Hikâyeci” başlığıyla konu edinmesiyle tanınan yazarlarımızdan biri oluverdi Cemil Kavukçu. Okur sayısı, sevenleri çoğaldı. Fethi Naci, “Cemil Kavukçu’yu geç tanıdığım için üzgünüm; çünkü karşımızda gerçekten usta bir hikâyeci var” diyordu.

Fethi Naci, Cemil Kavukçu’nun sonraki kitaplarına da ilgi göstermeyi sürdürdü. 1995’te yayımlanan Uzak Noktalara Doğru için de, “bir yaşama keyfi yayılıyor o hikâyelerden içerdikleri hüzne, düş kırıklıklarına karşın… Cemil Kavukçu, o insanlara ilişkin dili bulmuş; ayrıntıları kullanmakta da çok usta.” diye yazmıştı.

Sinemada Nuri Bilge Ceylan, karşılık düşmüştü o yıllarda Cemil Kavukçu’ya. Ceylan’ın Uzak (2002) adlı ilk uluslararası ödüller kazanan filminin senaryosunu birlikte hazırlamışlardı.

KARA MİZAH PATLAMASI

Saydım, Balyozla Balık Avı yirmi üçüncü kitabı Cemil Kavukçu’nun. Ayrıca çok sevilen çocuk kitapları da var. İlk öykülerinden bugüne Cemil Kavukçu öykücülüğünün temel izleği nedir diye sorulsa “hüzün” derdim. Yaşadığı çağla, toplumla bir türlü barışamamış, uyuşamamış, yabancı kalmış insanın hüznü. İnsanı öldürecek denli yoğun bir hüznü yaşar Cemil Kavukçu’nun kahramanları. Bu hüzün aslında Çehov havasında bir hüzündür, altından tatlı bir mizah yaşama sevincini, hayata bağlılığı duyumsatır. Ne denli karamsarlık içinde yaşasalar da hayatın kıyısında bucağındaki yaşama sevincine tutunmayı bilir bu kahramanlar.

Ama Balyozla Balık Avı’nda yıllar boyu öykülerin alt katmanında yaşayan mizahın patlama yaptığını, gün yüzüne çıkıp öykünün başat unsuru olduğunu söyleyebiliriz.

Birden yanımızda iki Bulgar mağcırı peyda oldu; nerden geldiler, nasıl geldiler anlayamadık. Suratsız iki adam, bu civardan olmadıkları belli. Çalı gibi kaşları saman sarısı, saçlarını makineye vurdurmuşlar. Bıyıkları aynı hela süpürgesi, sapsarı.” (s. 17-18)

Az sonra Murat 124 tozşeker gibi dağılacak” (s.24)

Füsun’a, Aşkınız dillere destandı kasabada, demek istiyorum ama diyemiyorum. Bu ortamda edilecek laf değil. Ama söyleyebilseydim, Füsun dile gelebilseydi, ‘Ne aşkı?’ diyecekti, biliyorum.” (s. 26)

Gresyağı gibi kırmızı bir göldeki patlıcan kebabı burnumda tütüyordu.” (s. 31)

Başıma toplanmış meraklılara, Yalnızca sol gözümle görebiliyorum, dedim. Tek farla idare ediyorum yani. İki far da olsa görülecek ne var ki?” (s.33)

En kötü şey çarpılmaktı. İnsanın ağzı ta ensesine kaçıyor, burnu bir yana bükülüyor ve gözleri şaşılaşıyordu.” (s. 37)

Kedilerle hiç ilgilenmemen gerekiyormuş. Başını önündeki rahleden kaldırdığın an sopa başına iniveriyormuş. Kediler de o anda gülüyormuş gibi sesler çıkarıyormuş.” (s. 38)

O konsolu Pakize’ye yedirmem. Bunu bil!” (s.55)

[Haber görseli]

Böylesi alıntılar uzatılabilir. Pırasa ve şarapla yapılan şeker hastalığı tedavisi, balyozla balık avlanması, akla ziyan kellik ilacı, teravihden sahura kadar güreşenler… Her birinin metinler içinde gerçek birer mizah patlaması etkisi yarattıkları açık.

Cemil Kavukçu öykücülüğünün başlangıç çizgisini yitirmeden böyle bir ton değişikliğine gitmesini ben toplumumuzun son yıllarda yaşadıklarına bağlıyorum. Günlük hayatımız o denli akıl dışı bir zemine kaydı ki, gerçeği anlatabilmek için sanırım gerçeküstü yaklaşımlara ihtiyaç duymuş yazarımız. Bunun sonucu da edebiyatımızın yeni, benzersiz bir yapıt kazanması olmuş.

ÖYKÜNÜN ÖĞRETMENİ

Cemil Kavukçu’nun öyküye bağlılığı yalnızca yazarlığıyla da sınırlı değil. 90’lardan günümüze öykü etkinliklerinin, öykü atölyelerinin hep önde gelen ismi oldu. Öykü türünün yaygınlaşması, daha çok okura ulaşması, yeni öykü yazarlarının yetişmesi için çabalıyor. Bunun için bir dönem ülkemizin dört bir yanını dolaşarak lise öğrencilere öykü yazmanın inceliklerini anlatan etkinlikler yapmıştı. Örümcek Kapanı adlı kitabında kendi yazma yöntemlerini, öyküye ilişkin düşüncelerini de okurlarla paylaşmıştı.

* Balyozla Balık Avı, yaratıcı yazarlığın ne olduğunu bir kez daha gösteren, okurlarını mutlu eden bir kitap. Büyük bir yazarın kaleminden taze taze çıkmış öyküleri okumanın herkese iyi geleceğini sanıyorum. Kitaptaki şifa niyetine anlatılan ilaç tarifleri ne kadar etkili olur bilmem ama Balyozla Balık Avı’nın okuyanı iyileştireceğinden kuşkum yok.

Balyozla Balık Avı / Cemil Kavukçu / Can Yayınları / 92 s. / Ağustos 2019.

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Turgay Fişekçi, Nuri Bilge Ceylan, Sabahattin Ali