A+ A-

Oğuz Atay ve 'Tutunamayanlar'

Ölümünün 40. yılında Oğuz Atay yeniden edebiyatımızın gündeminde, hem de hiç olmadığı kadar büyük bir ilgiyle okunuyor. Önce Sait Faik, ardından çok satanlar listelerinden inmeyen Sabahattin Ali derken galiba şimdi sıra Oğuz Atay Rönesansı’na geldi. Her okur onun eşsiz anlatısının nasıl hâlâ bu denli taze kaldığına, üzerinden geçen yıllara rağmen hiç eskimediğini görüp şaşıracak.
Yayınlanma tarihi: 12 Ekim 2017 Perşembe, 13:59

[Haber görseli]Friedrich Nietzsche ünlü “Tanrı öldü” sözleriyle Tanrı’dan ve dinden bağımsız yeni bir ahlak kurmak isteğini dile getiriyordu. Yeni bir düşünce geliştirebilmek için önceki bilgilerden bağımsız yeni bir zemin gerektiğinin bilincindeydi; “Ahlakın Soykütüğü Üzerine” (Çev.: Ahmet İnam, Say, 2015) kitabında öğretilmiş ahlaktan sıyrılıp özü bulmaya çabalıyordu. Aslında on dokuzuncu yüzyıl düşünürleri, bilim ve felsefe konularında yazarken değişimler sürecinde olduklarının farkındaydılar. Düşünceleri yeni bir temele oturtmak gerekiyordu ama bu temel yüzyıllardır kullanılan olmamalıydı, soy kütük ve köken araştırılması bu yüzden önemliydi. Bilimdeki temel arayışın öncül örneklerinden biri olan Charles Darwin’in Türlerin Kökeni’nin başlığında “köken” sözcüğünün bulunması da yine aynı düşünceye götürür bizi. 

Bu düşünceler Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını (İletişim Yay.) yeniden okurken aklıma takıldı. Dilimizde yazılmış modern romanın öncüsü birkaç yapıttan biridir Tutunamayanlar. Bu sefer okurken özellikle Oğuz Atay’ın öncü rolünün farkında olduğunu gördüm. Tutunamayanlar gibi bir roman hiç kuşkusuz sayısız yönüyle ele alınabilir ama salt bu yönüyle bile derinlemesine incelenebilir.
Tutunamayanlar’a Oğuz Atay dolaylı bir anlatı ile başlar. Adını bilmediğimiz bir gazeteci trende Turgut Özben adlı bir genç mühendisle tanışır fakat hemen tanışmalarının ardından kazandığı bir bursla yurtdışında gittiği için, trendeki gencin kaybolduğundan ve hakkında çıkan gazete yazılarından haberi olmaz. İki yıl sonra gazeteye döndüğünde masasında kendisini bekleyen bir paket bulur; trende tanıştığı Turgut Özben bir mektupla birlikte elyazması sayfaları bastırması için ona yollamıştır.
 
ROMANIN SOYKÜTÜĞÜ

Turgut Özben’in yolladığı metin Selim Işık adlı sevgili dostunun intiharı ile başlar. Turgut arkadaşının ölümünde onu anlamamış olmakla suçlar kendini; neden ölümünü tahmin edemedi? Eğer etseydi yardımcı olabilir miydi? Engel olabilir miydi dostunun ölmesine? Bütün bu sorularla birlikte “neden” sorusunu da atamaz aklından. Neden intihar etti?

Ölüm, bazı zamanlarda geri kalanlara bir suçluluk duygusu bırakır. Hayatta kalma utancı olarak açıklar bu duyguyu ruhbilim. Turgut’un duygusu arkadaşını anlamamış olmaktan çektiği vicdan azabının yanı sıra bilmek, anlamak istemek. Bir insanı böylesi bir çukura iten duygunun ne olabileceğini anlamak ve özellikle bu anlama yolculuğunda kendi içinde aynı çukuru deşmek.
Turgut araştırmalarına Selim’in dostlarını tanıyarak başlıyor. İlk başta Selim’in annesine gidip Selim’in odasında bulduğu metinleri okuyor. Ardından Selim’in Süleyman Kargı adındaki arkadaşının bürosuna gidip ona Selim’in ölüm haberini veriyor. Süleyman da ona Selim’in “Dün, Bugün, Yarın” başlığıyla yazdığı beş şarkıdan oluşan metni veriyor. İşte bu metin Tutunamayanlar’ın özünü oluşturuyor çünkü ardından Süleyman her satırın anlamı üzerine açıklamalar yapıyor: “Burada bana da görev verildi: bu şarkıları, belgelerle kanıtlamak. İnsanlarla ilgili birçok bilimle uğraşmış olmam Selim’i umutlandırdı.”
  

BİR GEÇMİŞ HAYAL ETMEK

Romanda yer alan yüz yirmi sayfalık “Dün, Bugün, Yarın” bölümünde Oğuz Atay her zamanki ironik diliyle kurgusal bir geçmiş yaratır. Kutsal dini metinlerden, peygamberlerin hayatlarından, Orta Asya’dan göç eden Türklerin kökenlerinden, mitolojiden, padişahlardan, şairlerden söz ederek bir geçmiş hayal eder. Böyle yaparak öz’e doğru bir yolculuğa çıktığını göstermek ister. Bu aynı zamanda hem merak duyulan Selim’in özünün araştırması iken diğer yandan da tüm toplumun kökenlerinin araştırmasıdır. Genetik sırrı çözmek ister gibi ortak benzerliklerden, kopuk bağımsız marjinalliklere kadar geniş bir yelpaze içinde alır modern cumhuriyetin insanlarını.

Köken araştırmasını değerli kılan bir diğer unsur, Selim’in sözcükleriyle onun bilinçaltına inme şansı da verir. Her sözcüğün altında yatan anlamlardan Selim’in ruh hali, zekâsı, alaycılığı, en karanlıkta tuttuğu korkuları da anlaşılır olur. Oğuz Atay roman kahramanlarına “hiçbir geleneğin mirasçısı değilim” dedirtir. “Bizim asaletimiz bizimle başlar” sözleri aslında roman kahramanlarını anlamak için önemli olduğu kadar Oğuz Atay’ı anlamak için de önemlidir. Atay da edebiyatta daha önce okurun karşılaşmadığı bir şeye imza attığının farkındadır.

Yazıya on dokuzuncu yüzyıl aydınlanması ile başladık. Bu konu Oğuz Atay için de önemliydi. Mühendislik eğitimi almış ve cumhuriyetin pozitivist bilim dogmalarıyla yetişen neslinden olduğu için, entelektüel olarak kendini bir çıkmaz içinde buluyordu. Bir yandan batıl inançlardan kurtulmuş akılcı zihnin işlevine inanıyordu diğer yandan modern çağın yarattığı sorunları görebiliyordu. Jean-Paul Sartre’ın “cehennem, ötekidir” sözleri gibi Atay için bir slogan bulmak istesek “geçmiş, hayal kırıklığıdır” diyebiliriz.

Ölümünün 40. yılında Oğuz Atay yeniden edebiyatımızın gündeminde, hem de hiç olmadığı kadar büyük bir ilgiyle okunuyor. Önce Sait Faik, ardından çok satanlar listelerinden inmeyen Sabahattin Ali derken galiba şimdi sıra Oğuz Atay Rönesansı’na geldi. Her okur onun eşsiz anlatısının nasıl hâlâ bu denli taze kaldığına, üzerinden geçen yıllara rağmen hiç eskimediğini görüp şaşıracak.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ahmet İnam, Oğuz Atay, Sabahattin Ali