A+ A-

Louis-Ferdinand Céline'in başyapıtı

Louis-Ferdinand Céline’in ikinci romanı “Taksitle Ölüm”, “Gecenin Sonuna Yolculuk”tan dört yıl sonra, 1936’da yayımlanmış ve büyük bir düş kırıklığı olarak karşılanmış. Eleştirmenler tarafından kıyasıya eleştirilmiş, hiç beğenilmemiş. Günümüzdeyse Céline’in gerçek başyapıtı olarak kabul edildiği söyleniyor.
Yayınlanma tarihi: 27 Ekim 2017 Cuma, 21:43

[Haber görseli]‘Şanssızlık da yorulur’
 
Louis-Ferdinand Céline, Gecenin Sonuna Yolculuk’la tanınmış ve siyasi görüşleri nedeniyle belleklerde yer etmiş bir yazar. Zamanla siyasi tavrı o denli ağır basmış ki eserinin büyüklüğü görünmez hâle gelmiş. İnançlı bir faşist ve Yahudi düşmanı bir ırkçı. Hitler’in Fransa’yı işgalini desteklemiş. Faşist ve ırkçı görüşlerini yansıtan kitaplar yazmış. Fransa kurtarılınca ülkesinden Danimarka’ya kaçmış ve orada hapis edilmiş. 1951’de ilan edilen afla ülkesine dönmüş. Doktorluk yapıp edebiyat eserleri yazmaya devam etmiş.

Siyasi tavrına bakarsanız sevilecek yanı yok, nefret etmek daha kolay. Ama öte yanda büyük bir yazar var. Céline 1932’de yayımlanan ilk romanı Gecenin Sonuna Yolculuk’la dikkatleri çekmiş. Paris’in kenar mahallelerinden birinde yaşayan ve fakirleri tedavi eden doktor Bardamu'nun yaşadıklarını konu aldığı eseri hem devlete ve yönetici sınıflara getirdiği eleştirileri hem de kullandığı dille romanın edebiyat çevrelerinde tartışılmasını sağlamış. Günlük konuşma dilini ve argoyu edebiyatta kullanması özellikle sol görüşlü edebiyat çevrelerince övgüyle karşılanırken muhafazakâr eleştirmenler aynı nedenle romanı reddetmiş.  

Ferit Edgü, Céline ile ilgili olarak şöyle yazıyor: “Céline'i bağışlatan, yaratmış olduğu bu kendine özgü yepyeni roman dünyasıdır. Kötülüğün, akla gelen ve gelmeyen her türlüsü, aptallık, salaklık, hödüklük, alçaklık, ne isterseniz hepsi vardır bu yazarda. Belki hiç okumadığı ya da okuduğunu itiraf etmekten kaçındığı Nietzsche gibi, bu romanları okurun yüzüne fırlatıp, işte insan! demiştir.”
Gecenin Sonuna Yolculuk (Çev. Yiğit Bener, Yapı Kredi Yay.) gerçekten de büyük bir roman; hem “Yitik Kuşağı” hem de “Beat Kuşağı”nı etkilemiş bir yazar Céline. Charles Bukowski, Henry Miller, Jack Kerouac, Joseph Heller, Kurt Vonnegut Jr., William S. Burroughs bu etkiyi açıkca ifade eden yazarlardan.  
 
DEVAM ROMANI

Louis-Ferdinand Céline’in ikinci romanı Taksitle Ölüm, Yolculuk’tan dört yıl sonra, 1936’da yayımlanmış ve büyük bir düş kırıklığı olarak karşılanmış. Eleştirmenler tarafından kıyasıya eleştirilmiş, hiç beğenilmemiş. Günümüzdeyse Céline’in gerçek başyapıtı olarak kabul edildiği söyleniyor. Yayımlanışından seksen bir yıl sonra Türkçe’de okuyoruz. Céline, kendisiyle aynı ön adı taşıyan kahramanı Ferdinand’ın çocukluk ve ilkgençlik yıllarını anlatıyor. Kendi yaşam öyküsüyle Ferdinand’ın yaşadıkları arasında birçok benzerlikler bulmak mümkün.

Louis-Ferdinand Céline, 1894’te Paris yakınlarındaki Courbevoie’de dünyaya gelmiş. Babası bir sigorta şirketinde çalışıyor, annesi dantel, oya gibi el işleri yapıp satıyor. Louis-Ferdinand temel eğitimini tamamladıktan sonra çeşitli işlerde çıraklık yapmış. Ailesi başka diller öğrenmesi için birer yıllığına İngiltere ve Almanya’ya yollamış. On sekiz yaşına gelinceye kadar, kısa sürelerle birçok işte çalışmış. Kuyumcularda çıraklık ve çeşitli ayak işleri yaptıktan sonra satıcı olmuş. Kazandığı paralarla kitaplar alıp kendini eğitmiş. Bu sıralarda doktor olmaya karar vermiş.

Taksitle Ölüm’ün kahramanı Ferdinand da benzer şeyler yaşıyor. Annnenin ayağı gibi iş yaşamı da topallıyor. Aslında işi çevip çeviren büyükanne. Onun ölümü ile büyük bir bocalama yaşanıyor. Sattığı danteller demodeleşiyor, alıcı bulamıyor. Küçük bir memur olan babanın maaşı aileyi geçindirecek gibi değil. Anne de para kazanamaz hâle gelince zaten yoksul olan aile daha da yoksullaşıyor. Ailenin tek umudu Ferdinand. Onun iyi bir eğitim görmesini istiyorlar.

Taksitle Ölüm (Ekim 2017, Çev. Simlâ Ongan, Yapı Kredi Yay.) önceki romanın, Gecenin Sonuna Yolculuk’un kaldığı yerden devam ediyor. Ferdinand Bardamu, Paris'in gecekondu bölgelerinde fakirleri tedavi eden bir doktordur. Fakir hastaları ve yanında çalışanlar tarafından aldatılan ve arkadaşları tarafından istismar edilen bir doktor.

Annesinin ziyareti Ferdinand’ın geçmişe dönmesine, çocukluk yıllarını anımsamasına neden olur. Roman esas olarak bu sayfalardan itibaren başlar. Céline'in kendine has üslubuyla bir “Bildungsroman” okuruz. Tanıma uygun olarak “bireyin oluşum dönemini ve sonunda ulaştığı ideal durumu ele alan” bir roman. Ama bir başarı hikâyesi anlatılmaz çünkü kahramanımız Türkçe baskının kapağında belirtildiği gibi hayatta dikiş tutturamayan, dahası tutturmak istemeyen birisidir.

Anne ve baba esas olarak parasızlığın yarattığı sorunlarla sürekli kavga eder, didişir. Babasının öfkesi Ferdinand’ı da hedef alır. Ferdinand’ın tek sığınağı büyükannesidir. Büyükannenin ölümünden sonra Ferdinand iyice garipleşir. İyi bir evlat değildir, iyi bir öğrenci de olamaz. Oysa bunların her ikisi için de çabalamaktadır ama bir türlü babasından taktir görmez. Anne ve babası onu topluma yararlı, iyi bir iş sahibi, para kazanan biri yapmaya çalıştıkça o daha da uçlara gider. Ne çırak olarak girdiği işlerde tutunabilir ne de büyük fedakârlıklarla yollandığı İngiltere’deki kolejde dil öğrenir. “Biliminsanı” Courtial des Pereires’nin yanında çalışmaya başlayana dek hayatı bir başarısızlıklar silsilesidir ve gerçek bir kaybedendir. Elektrikten patates yetiştirme amacıyla çalışan Courtial des Pereires onun geçici bir süre kurtarıcısı olacaktır ama akıbet ya da istikamet bellidir.
 
KARA MİZAH

Taksitle Ölüm’ün önceki roman, Gecenin Sonuna Yolculuk’tan daha başarılı olduğu görüşüne katılıyorum. Céline, bu romanda hem kendine has anlatımında çok daha usta hem de roman kurgu olarak Yolculuk’tan daha sağlam.

Céline'in amacı, insanları dürüstçe anlatan bir tür edebiyat yaratmak ve günlük yaşamı ve düşünceyi gerçek dilinde anlatmaktı deniyor. Üstelik bunu kara mizahı ustaca kullanarak yapıyor. Konuşma dilini eserine olduğu gibi yansıtırken betimlemelerindeki edebi güce ve imgesel anlatımına hayran olmamak elde değil.

Céline bununla yetinmiyor. Romanın önsözünde Yiğit Bener’in de dikkati çektiği yarım, eksik kalmış cümlelerle yaşamın özündeki atmosferi, bölük pörçüklüğü büyük bir başarıyla yansıtıyor. Hayatın akışı bizi acele etmeye zorluyor. Bir olay tamamlanmadan bir başkası başlıyor. Céline’nin anlatımı gibi Ferdinand’ın yaşamında herşey yarım yamalak, soluk soluğa. Romanı çeviren Simlâ Ongan da Céline’in anlatımını Türkçeye başarıyla yansıtmış. O dilin tadını alarak okuyorsunuz.

Taksitle Ölüm bir başyapıt. Ama Gecenin Sonuna Yolculuk’u okumadan değeri ne kadar anlaşılır bilemiyorum. Önceliği Gecenin Sonuna Yolculuk’a vermek gerek. Onu okuduktan sonra Taksitle Ölüm’ün tadına çok daha fazla varacaksınız.

Comment disclaimer