A+ A-

Ataol Behramoğlu: Kadın daha derinlikli bir varlık

Ataol Behramoğlu’nun ‘Biriciktir Aşk’ kitabı çıktı. Behramoğlu ile aşktan gündeme uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
Yayınlanma tarihi: 06 Kasım 2017 Pazartesi, 03:38

[Haber görseli]

Ataol Behramoğlu’nun bugüne kadar kaleme aldığı aşk dizeleri yeni bir kitapta buluştu. Kitapta, evlilik, cinsellik, tabular gibi aşkın biricik “yasak”larını görüyorsunuz! Tekin Yayınevi’nden çıkan “Biriciktir Aşk” kitabından yola çıkarak bir sohbet gerçekleştiriyoruz Behramoğlu ile.

- Kitapta, aşkın herkesçe kabul edilebilir bir tanımını yapabilmek mümkün değil diyorsunuz. Neden?

Her şeyin tanımı için az çok öyle değil mi?

- Aşk bencillik mi? Başkası üstünden kendimizi mi sevmek mi?

Jose Ortega Y Gasset’nin “Sevgi Üstüne” adlı kitabını okurken aldığım notlara göz attım... Bir yerde aşkı şöyle tanımlıyor: “...sanki bir odada iki pencere vardır; bunlardan odaya bol ışık giriyordur; ama iki ayrı pencereden girse de bu ışık artık tek bir ışık olmuştur.”

Bu kitabı 2001’de okumuşum. Demek ki bir kez daha okumalıyım...

- Aşk, beden ve ruh olmak üzere ikiye mi ayrılıyor? Bedene aşk ile ruha aşk birbirinden ayrı mıdır?

Elbette hayır. Beden ve ruhun toplamına kişilik diyelim... Birinin kişiliğine ‘âşık oluruz. Bütünüyle kişiliğine, o “kişi”ye... Bedene arzu, ruh dediğimiz şeye saygı duyulabilir...

Aşk ikisinin toplamından gelen bir çekim, ikisinin toplamına duyulan bir tutku, bağlılık olmalı...

- Kitapta Ritsos’un şu sözleri yer alıyor: “Devrim, demokrasi ve hümanizm, cinsellikle birlikte bütünsel insanlığı oluşturan öğelerdir. Aşk şiirleri devrimci açıdan öteki insanlarla iletişim kurabileceğimiz en önemli olanaklardır.” Devrim, demokrasi ve aşk sözcüklerinin yan yana gelmesi açıkçası kulağımı tırmalıyor. Devrim ve demokraside kurallar vardır, aşkta ise yok. Sizce?

Benim en çok ses getiren şiirlerimden “Bir Gün Mutlaka”nın ilk dizesinde “sevişmek” ve “yürüyüş” sözcükleri yan yanadır... “Bu gün seviştim yürüyüşe katıldım sonra” Buna ne diyorsun?

[Haber görseli]- Bir şey diyemiyorum... Peki, evlilik konusuna gelelim. Evlilik, bir aşkın topluma resmi ilanı mıdır?

Toplum içinde yasal aşkı ilan eden bir bayrak teslimi midir? “Yasal aşkı ilan eden bayrak teslimi” tanımına bayıldım... Evlilik her şeyden önce bir “akit”tir... İki kişi arasında bağlılık akdi yapılabilir, fakat aşkın akdi olmaz... Yasalar bütün akitler için olduğu gibi evlilik akdinin de güvencesi, koruyucusudur... Aşkın güvencesi ve koruyucusu, olsa olsa yine kendisidir...

- Devlet gibi, din gibi evlilik de bir tabu diyorsunuz. Evlilik nasıl bir tabudur? Bu tabu yıkılmalı mıdır?

Yıkılır mı bilmem, ama zaman içinde değişim süreçlerinden geçtiği ve geçmeğe devam edeceği kuşkusuz... Aşk ise her zaman aşktır... Senin de az önce söylediğin gibi toplumsal vb. kurallara bağlı olmayan, içten gelen, doğal, iç güdüsel bir şeydir...

- Kitabın “Kendin olmak ya da olmamak” bölümünde sorduğunuz soruyu aynen size soruyorum: İnsan nasıl kendi olabilir?

Sorulabilecek ve yanıtlanması en çetin bir soru... İstesek de istemesek de toplumun, tarihin, içinde varlığımızı sürdürdüğümüz her şeyin sonucu ve bir parçasıyız... Bu bakımdan ve bu anlamda mutlak bir “kendi” kavramından söz edilemeyeceğini düşünüyorum... Fakat yanı sıra da en erken çocukluğumuzdan taşıyıp getirdiğimiz salt “kendi”mize özgü bir şeylerimiz de vardır... Ses tonumuz gibi, pek de değişmeyen bir şey... İşte o şeyi, ya da şeyleri, korumamız gerekiyor. Değişime karşı değilim kuşkusuz. Fakat içimden yükselen sesin bastırılmasına izin vermemeliyim... “Kendin olmak” derken düşündüm böyle bir şeydir...

- Âşık olmak insanı kendi mi yapar yoksa kendinden uzaklaştırır mı?

Bence ikisi de değil... Aşk insanı aşkınlaştırır, kendi kalarak kendi üstüne yükseltir...

- Sizin dizelerinizden yola çıkarak sorayım: Yaşadıklarınızdan öğrendiğiniz ne var?

Var oluşumuzun bir mucize olduğu... Var olduğumuz sürece bu mucizeye layık olmaya çalışmak gerektiği..

- Siz neye âşık olursunuz?

Değişmezlerim: Temizlik, dürüstlük, dinginlik.

- Şiirleriniz hep sizin gerçek duygularınız mı? Hep yaşadıklarınız mı şiirlerinize konu oldu?

Genel olarak evet.. Ama bu çok da iyi bir şey değil. Kişisel yaşam ister istemez sınırlıdır. Başka yaşamlara açılmak gerekir. Şiir dışı türlerde, romanda, tiyatroda bu sanki daha kolay yapılıyor.

- Türkiye gündemi ile ilgili neler söylemek istersiniz? Nasıl bir ruh hali içindesiniz?

Büyük ve çok önemli bir ülke, olabilecek en kötü ellerde. Yine de, henüz, karamsar değilim.

- Meral Akşener ile ilgili yazınız tepkilere neden oldu. Bu tepkilere yönelik neler söylemek istersiniz?

Olumlu yaklaşımlar, destekler giderek çoğaldı. Hakarete varan suçlama sahipleri yakın zamanda utanacaklardır. Zaten konu herhangi bir siyasetçi ya da siyaset değil, ülkeyi yok oluştan kurtaracak ilkeli ve tutarlı bir muhalefet birlikteliğinin nasıl sağlanacağıdır. Benim derdim, bu.

- Hologram doktorlar yakında evimizde! Hologram sevgili de olur mu dersiniz?

Bizim ergenlik yıllarımızda “evlenmeyin bekârlar/naylon kızlar çıkacak” diye evlenme çağındaki gençlere öğüt veren eğlenceli bir türkü vardı. Öyle bir şey olmadı. Zamanı gelince etten kemikten, üstelik akıllı ve duygulu kızlarla evlendik. Fakat şimdi bütün insan ilişkileri sanki zaten biraz hologramlaştı...

[Haber görseli]

‘Kadınlar incelikli, güçlü...’

- Kitapta kadınlar konusunda çok düşündüğünüzü, kadınlardan çok etkilendiğinizi, kadınları çok sevdiğinizi söylüyorsunuz. Kadınlardan öğrendiğiniz ne var?

Önce insan oldukları... Tıpkı biz erkekler gibi... Bundan başka da, kadının hem beden hem ruh olarak daha ayrıntılı, daha derinlikli, daha incelikli ve daha güçlü bir varlık olduğunu düşünüyorum… Sadece insan türü bakımından değil, belki bitkiler ve tekhücreliler dışında bütün canlılar bakımından da böyle olduğunu düşünüyor, hissediyor, gözlemliyorum...

Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ataol Behramoğlu, Meral Akşener