Kapat
A+ A-

Oğuz Tümbaş'tan 'Dingin Sözler Avlusu'

Oğuz Tümbaş “Dingin Sözler Avlusu”nda, içinde yaşadığımız çağda insanları bir yok oluşa ya da tutsaklığa yönelten eylemlerden söz ederken toplumsal ve ekonomik güçlere ve onlara bağlı kurumlara değiniyor.
Yayınlanma tarihi: 24 Kasım 2017 Cuma, 23:49

Bir imgesel gerilime hiç rastlamadan, sakin ve samimi dili ile edebiyatın her sokağında yürümeyi seven Oğuz Tümbaş, Dingin Sözler Avlusu’nda dili bir oyun hamuru gibi kullanarak şiirde başarılı bir çıkış yapıyor. Kolay ve dingin bir söyleyiş biçemi, Tümbaş’ın dizelerine egemen. 

Şairimiz, neleri dert edinmiş anlamaya çalışıyorum: “Hadi ben şiire gideyim/ şiirgillere/ nigar teyzelere gider gibi” demesinin sebebi de bundan. Kitabı “Yalansız Çiçekler Baharı” ve “Şiirgiller” adını verdiği iki bölümden oluşuyor. Bu başlıklar şiirlerine soyut bir hava katıyor. Hep aynı havada ve aynı düzeyde gelişiyor tüm şiirleri. İçe dönük bir adamın kent ve yaşam sorgusu şeklinde gelişiyor. Yer yer sıçramalar görmek de mümkün fakat bunlar küçük ve dingin; beklenen nitelikte değil.

İnsanın küçük duyarlılıklarının işlendiği kitapta Tümbaş, bunun ötesine geçmeye başladığı yerde gösteriyor şiirini ya da küçük anlarda yakaladığı yerde... “Bence ses eylemle yiğit/ alkışlar örgütlenince anlamlı” dizeleriyle de insanı hapseden bir dünyanın ve insanlığın içerden yorumlanışını anlatıyor.

DIŞ DÜNYANIN İÇSELLİĞİ

Tümbaş, içinde yaşadığımız çağda insanları bir yok oluşa ya da tutsaklığa yönelten eylemlerden söz ederken toplumsal ve ekonomik güçlere ve onlara bağlı kurumlara değiniyor. İnsanın kendi içinde kaybolup biz olmayı unutuşunu tekrar tekrar vurguluyor. Günümüz bireyinin yaşadığı çözümsüzlük, toplumla ya da diğer insanlarla arasındaki mesafenin açılmasına neden oluyor. Tümbaş, buna dikkat çekerken yabancılaştırmaya da değinerek farklı ve yeni bir çözümsüzlükten bahsediyor. Bu, zihinsel dönüşüm ile birlikte düşünülebilir. Modernizm sonrası değer yitimine uğrayan insana karşılık olarak kullanılan yabancılaşmayı, Cemil Meriç “yalnızlaşan insanın sonsuz ve baş döndürücü ihtiyaç ve arzular içinde bocalayışı” seklinde ifade etmişti: “Bilimsel gelişmelerin uç noktalara vardığı modern çağda gittikçe küçülen, yalnızlaşan, görünene ve bilinene inanmayan, iç çatışmalarla kendisinden kaçma yolunu seçen insan aşılmaz bir bunalıma girmiştir. Farklı bakış açılarının istikametinde, yabancılaşmayı en sade ve kapsayıcı şekliyle kendi kimlik ve şahsiyetini oluşturan, tarihî, sosyolojik, kültürel, psikolojik sürece ve bütünlüğe aykırılık ve onun dışına çıkma, toplumun değerlerinin uzağına düşüp başka değerleri benimseme veya benimsemeksizin tekrarlama  görüsüyle ifade etmek mümkündür” (1) dediği gibi Tümbaş da toplumdaki değişimi, sıkıntıyı, yalnızlığı, bunalımları ve kötüye gidişi başından sonuna dek işliyor.

Eliot, bir yazısında şiirdeki üç farklı sesi şu şekilde birbirinden ayırıyor: Birinci ses, şairin kendisiyle konuştuğu ya da hiç kimseyle konuşmadığı ses. İkincisi, büyük ya da küçük kitlelere hitap eden ses. Üçüncüsü ise şairin yarattığı hayali dramatik bir karakteri dizelerle konuşturması; kendi düşüncelerini değil, belli kalıplar içinde hayali karakterin bir diğer hayali bir karakterle konuşur” demiştir(2).

Tümbaş ise dış dünyayı oluşturan içselliğin şiirini yazıyor. Bu içe dönüklük metafizik bir havaya dönüşmüyor, sadece “Dingin Sözler Avlusu” oluyor. “Aynılaşmak için sakladığımız yüz kimden?/ ayrışmak kime yararlı?/ geride bırakılan ‘kendimiz’ mi sahiciyiz?/ neden yansımıyor dışımıza/ ‘biz’ olmayan hâllerimiz?” dizelerinde görüldüğü gibi şiirlerinde de egemen bir üst anlatıcının söyleminin, bununla ilgili olarak bakış açısının ve üslubunun bulunduğu, tekil bir bilincin tahakküm kurduğu görülüyor. Dolayısıyla da bu dilsel katmanlaşma, dilin bireyselleştirilmesi, bireysel sesler çeşitliliği ya da birbirinden bağımsız bilinçlere olanak tanımadığının şiirsel söyleminin değişmemesi, ruh hâllerine göre değişen üsluba ya da dilin kullanılış biçimine rastlanmaması, bir karakter konuşurken üst anlatıcının devreye girip dili biçimsel bir değişmeye uğratmadan kullanmayı sürdürmesi, sunulan dünya görüşü ya da bakış açılarına yönelik farklı bir bilincin sesinin duyulmaması, bütün şiirlerin de tek sesli olarak konumlandırmaya zemin hazırlayan önemli ortak özellikleri oluyor: “Yetmiş ya yolun kaçta kaçı eder/ sormadım/ içimdeki çocuk susturuyor/ çekiştirip duruyor kır saçlarımdan/ haylazlığıüstünde/ uzun ömür diye sesleniyor dilim arkamdan/ ah bu büyümeyen çocuk/ sana da teşekkürler!”

ESKİ EŞYALAR

Tümbaş Dingin Sözler Avlusu’yla şiir dilini en üst seviyeye ulaştırırken düzyazı unsurlarından da faydalanıyor. Dimağlarda bir sözlük ansiklopedisi tadı bırakırken kendi şiir dünyasındaki başyapıtlarından birini yaratıyor.

Şiirlerinde düşüncelerini aktarmaya, bir başka deyişle “anlatmaya” çalışırken Tümbaş’daki toplumcu yön beliriyor. Şiirlerine insanlığın aksayan yönlerini, problemlerini ve sıkıntısını yansıtıyor. Bunları yaparken şiir anlatısının çeşitli unsurlarına yer veriyor. Onun şiir kişileri, olayları ve mekânları hep bir kurgu içinde varoluyor. Şiir için oldukça tehlikeli bir çizgi ve söyleyiş olan bu durum yani şiirin nesre dönüşmesi, asla şiiri kaybetme tehlikesi barındırmıyor. Tümbaş, bu çizgide mükemmel bir denge kurup bütün tehlikeleri kendi lehine çevirerek şiirine geniş bir hareket alanı yaratıyor.

W. B. Bayrıl, Her Zaman Şair adlı kitabında “Paz tüm düz yazı faaliyetlerini ‘iki şiir arasındaki boşluğun doldurmak için sürdürdüğüm oyalanmalar’ olarak tarif eder. Baudelaire ise ‘Her zaman şair ol, düzyazıda bile’ diye emreder” deyişini hatırlatıyor. Tümbaş’ın başarısı ve orijinal sesi de Bayrıl’ın vurguladığı gibibu denge ile oluşuyor(3).

Tümbaş, hafızasının karanlık köşesinde olup bitenleri çıkarıp yan yana getiriyor. “Urla iskelesinde tahra masada serçelere ayrıcalık tanıdığımız gün” dizeleri kendi başına hiçbir şey değil; onun hafızamızda tuttuğu yer ilgi çekici olan. O noktadan bir avluya girip okura göstermek istediği şeyleri keyifle işaret ederek tıpkı bir eskici dükkânında olduğu gibi tüm anları çağrıştırabilir. Şairin hafızası, bütün zamanları çağrıştıran eşyalarla kıpır kıpır dolu olduğu için vazgeçilmez hazinesi ve kendi gücünü göstereceği Dingin Sözler Avlusu oluyor.

Dingin Sözler Avlusu / Oğuz Tümbaş / Şiirden Yayıncılık /  74 s.

(1) Cemil Meriç (2006). Kırk Ambar II, İstanbul, İletişim Yayınları.

(2) T. S. Eliot,  “Şiirin Üç Farklı Sesi”. Çev. Mine İşgüven, Yirminci Yüzyıl Edebiyat Sanatı, Yayına Hazırlayan: Hüseyin Salihoğlu. Ankara, İmge Kitabevi Yayınları, 1995. 250-264, “Şiirin Üç Sesi”. Çev. Engin Sezer (yayımlanmamış çeviri).

 

(3) Her Zaman Şair W. B. Bayrıl, Mühür Yayınları, s. 9.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer