Kapat
A+ A-

Nihan Kaya'dan 'Kırgınlık'

Eserleri üzerine edebiyat ve psikolojinin ortak noktalarına yönelik yüksek lisans tezi hazırlamakta olduğum Nihan Kaya ile son romanı "Kırgınlık" üzerine konuştuk. Yazarın eğitim hayatı ve eserlerinden psikoloji ve edebiyat ilişkisinin ayrılmaz birer bütün olduğu görülüyor. Sohbetimiz bu anlamda Kırgınlık üzerinden diğer eser ve karakterlerin iç dünyalarına kadar uzandı.
Yayınlanma tarihi: 30 Kasım 2017 Perşembe, 18:19

[Haber görseli]"Biz’, bir vehimden ibarettir!"

-Kırgınlık, vaka örgüsü açısından Ama Sizden Değilim’in öyküleri arasındaki geçişkenliğe sahip.

-Çok doğru. Hatta bu nedenle, Kırgınlık’ın içine Ama Sizden Değilim’den birkaç öykü de yerleştirdim. Tüm o geçişkenliğine, kesişen öyküler bütünü olmasına rağmen, Ama Sizden Değilim bir öykü kitabıydı. Oradaki bir öyküyü alıp romanın içine yerleştirdiğinizde aynı öykü başka bir şey oluyor. Öykü ve roman formunu bunun üzerinden de tartışmak istedim. Fakat, kurmaca olsun ya da olmasın her kitabımda söylediğim şeyi bu roman saklı şekilde yeniden söylüyor: Ama, sizden, değilim. İster ailem olun, ister ülkem, toplumum, ister içinde yaşadığım dünya, sizden biri değilim. Evet, sizinle birlikte oturuyoruz, konuşuyoruz, belki karşılıklı çay içiyoruz, bir şeyler paylaşıyoruz: Ama! Ama bu sizin “biz” diye tanımladığınız şeyin bir parçası olduğum anlamına gelmiyor. Hiçbir zaman da gelmeyecek. Çünkü “biz”, bir vehimden ibarettir. Birey olarak size “biz” vehmiyle yaklaşan herkes kaçınılmaz olarak hata yapacaktır. Önce sizi hiç olmadığınız bir yere yerleştirecek, sonra da sizi vehmettiği kişi olmadığınız için suçlayacak, eleştirecektir. Hem bireysel hem toplumsal meselelerde problemler, sanıldığının aksine “ben”, “sen” değil, “biz”, “siz” diye yaklaşmaktan doğar. “Biz”, kendi karşıtını, “siz”i doğuruyor. Özgün “ben”in özgün “sen”i doğurması çok daha sağlıklı.

-Kırgınlık’ın hem kendi içinde hem de diğer eserlerinizle gizil bir ilişkisi var. Bu anlamda Kırgınlık, diğer eserlerle birlikte edebi bir potpuri tadı veriyor.

-Çok yerinde bir benzetme; çok teşekkür ederim. Amaçladığım şeyi çok güzel özetlediniz. Daha önce hiçbir kitabımı okumamış kimse, Kırgınlık’ı okuduğunda onu anlayacaktır elbet; ancak diğer kitaplarımı okumuş olanlar Kırgınlık’tan, başka bir şey anlayacaktır. Hatta, Kırgınlık’ta diğer sekiz kitabımın her birine gönderme olduğu için, bu kitapların kaçını ne derece okuyabildiyse o kadar başka bir şey olacaktır Kırgınlık okur için. Aynı şey, Kırgınlık’ın göndermede bulunduğu birkaç yüz kitap ve birkaç yüz hayat için de geçerli. Her kitap, kendisinden önceki kitaplarla konuşur zaten kendiliğinden, açıktan böyle bir gönderme olsun ya da olmasın. Her kitabı, onun öncesinde okuduğumuz kitaplarla birlikte okuyoruz. Kırgınlık’ı okurken, işaret ettiği eserleri ve hayatları keşfettiğiniz ölçüde başkalaşan bir şey okuduğunuzun ayrımına daha net varıyorsunuz sadece. İlginç olan şu: Bu keşfi yapanlar “Ben yazarın şu kitaplara göndermede bulunduğunu keşfettim! Siz de onları okumuş olsaydınız bunu benim gibi görürdünüz!” gibi açıklamalar yapıyorlar gururla, keşfetmiş oldukları şeyin bilgisini önceden haiz olduklarına vurguyla. Buna rağmen, kitapta hiç fark etmedikleri referanslar da olabileceği akıllarına gelmiyor. Halbuki kitabın amacı buna, yani farkında olmadıklarımızın farkında olduklarımızdan her zaman daha yoğun olduğuna, bu kaçınılmaz eksikliğimize dikkat çekmek. Başkalarının görmeyebileceği bir şeyi gördüğümüzü fark ettiğimizde, görmediğimiz başka şeyler de olabileceğini düşünmek. Fakat bugüne dek yorumlar “Ben gördüm, siz görmediniz. Bu kitabı gerçekten anlamak istiyorsanız öncesinde şu üç kitabı, şu beş kitabı okuyun” yönünde oldu. Bu nedenle Kırgınlık’ın yüzlerce kitap ve yüzlerce hayatla konuştuğunu, ikinci baskıda arka kapağa ekledik. Görmediğimiz şeyler olduğu bilgisi, başkalarının görmediği şeyleri gördüğümüz bilgisinden çok daha muhteşemdir. Bize bir şeyler katan, bunlardan ikincisi değil, ilkidir. Ve bu ikinci durumun, normalde, ilkini kendiliğinden getirmesi gerekir. Kötü olan, birbirimizi anlamamamız değil. Karşımızdakini anlamadığımızı bu kadar anlamamamız. Gördüğümüz kesitin o çok çok cüz’i bilgisini tamın kendisi zannetmeye bu derece meyilli olmamız. Kırgınlık bu yüzden kesitlerden müteşekkilken tam olduğunu iddia ediyor.

-Tıpkı bu örneğiniz gibi, yalnızlık, toplum dışına itilmişlik ve daha da önemlisi içsel yaşantıların diğer insanlar tarafından fark edilmemesi, roman boyunca karşılaştığımız diğer bir izlek oluyor. Bu anlamda diğer eserlerinizden hatırladığımız Bihter, Feraye, Gece gibi karakterler, Kırgınlık’ta Osman Ali ve Şenlik Bacı gibi şahsiyetlere “dönüşüm yaşayarak” yansımış mıdır?

-Güzel bir düşünce. Neden olmasın?

-Peki, Gece ve Şenlik Bacı’nın “metaforik bir kız” arayışları noktasında bu soruya ne diyebiliriz?

-Yine çok yerinde bir noktaya temas ettiniz. Çocuk arketipi her kitabımda öyle veya böyle mutlaka mevcut bulunsa da, bu iki romanda, Kar ve İnci’de ve Kırgınlık’ta ele alındığı biçim çok ortak. Gece’nin ve Şenlik Bacı’nın aradığı kayıp kız, gerçekten kanlı canlı, doğmuş bir çocuk mu, yoksa bu kadınların kendileri mi, kendi çocuklukları mı, hiçbir zaman emin olamıyoruz. Ama her iki romanın hikayesinde de ve her iki alternatifte de, yaşanan acının varoluşla, kişinin kendi kendisini doğurma sancısıyla ilişkili olduğunu seziyoruz. Psikolojide çocuk arketipi, kendimizi yaratmayı simgeler. Simgesel olarak çocuğumuz yoksa, ölüyse, kayıpsa, doğmuyorsa, kendi kendimizi yaratma, yenilenme konusunda sorun yaşıyoruzdur. İnsanın en zayıf yeri çocukluğudur. Her birimiz en çok kendi çocukluğumuzdan incinmişizdir. Şimdiki engellerimizde de o incinmiş çocuk vardır. “Inner enemy” dediğimiz şey, aslında odur. Her iki romanda da, ortada gerçek bir çocuk olsun ya da olmasın, romanın simgesel hikayesi aynı kalıyor. Somut bir çocuğun doğmuş ya da doğmamış olduğu bilgisi sadece yüzeydeki hikayeyi değiştiriyor.

-İsmi verilemese de aksi karakteri ve eşinin isminden (Bedia) Ama Sizden Değilim’in Münasip Efendi’si olduğunu anladığımız karakter, bu romanda kendinden beklenmeyecek bir eylemle okur karşısına çıkıyor.

-Evet!

-Münasip Efendi’nin bir romancıyla diyaloğunda, roman yazmak ve belki de daha da önemlisi “yazmamakta direnmek”le ilgili içsel meseleler tartışılıyor.

-Kırgınlık, yazmamak için direndiğim bir romandı. Roman yazmak isteyen Münasip Efendi ile, romanlar yayınlamış bir romancının diyaloğu, romanın başında geçiyor ve bu bölüm Münasip Efendi’nin, romanı yazmayacağı sözüyle bitiyor. Romanın son sözcüğü, “Yazdım” ise, o an elinizde tuttuğunuz romanın yazılmış olduğuna dair. Roman Kuramına Giriş kitabının yazarı Zekiye Antakyalıoğlu, bunu belirttikten hemen sonra, Bedia’nın sözlük anlamının “sanat değeri, edebi değeri yüksek eser” olduğuna dikkat çekti. Bedia hiçbir zaman ortalarda yok. Ya uzakta, ya da, Petunya’da sonradan anlaşıldığı gibi, ölü. Neyse ki romanın “Yazdım” sözcüğüyle biten son bölümü, “Kuğu”, çirkin ördek yavrusunun da nihai hali.

-Romanın son bölümü “Kuğu”, dikkat çekici bir dönüşüme sahip.

Kendisi dönüşmeyen ve bizi de dönüştürmeyen romanları neden okuyalım, neden yazalım, değil mi? Hem, kendisi başladığından başka bir şeye dönüşmeyen kitap, bizi nasıl dönüştürsün? Kırgınlık’ı yazma eylemine, okur kendi kendisinin de dahil olduğunu keşfediyor kitabı okudukça. Çirkin ördek yavrusundan kuğuya dönüşmesini istediğim kişi, okurun kendisi aynı zamanda. Yazar olarak ben, kitap ve okur, birbirimizi etkileyen bir ağ içinde, beraber dönüşelim istiyorum. Kitabım, başka bir boyutta iletişime davet.

-Yeşil olması gereken ejderhanın maviyle betimlenmesini nasıl yorumlayabiliriz?

Düşünün ki belki ejderhalar aslında hep maviydi. Biz renk körüyüz. Ya da, bir romanda ejderhaların yeşil olmasının gerçeğe daha yakın olduğunu düşünmek, gerçekçiliğin neresinde duruyor?

-Eserlerinizde psikolojik ya da psikanalitik kuramların izleri var. Eğitim hayatınız ve dünyaya bakış açınızdan da izler taşıyan bu izlek, kurmaca zemininde tabiatıyla değişim yaşayarak başkalaşmış.

-Değişebiliyorsam ne mutlu. Ama o değişimin içinde eserlerimin özünün yine de aynı kaldığını sanıyorum. Ya da, ilk eserlerimin de bu başkalaşım potansiyelini kendi içlerinde barındırdığını düşünmek isterim. Yine de, bundan sonra ne olacağını öngörmek çok zor.

-Son olarak okuyucuların merakla beklediği bir soruyu yöneltmek istiyorum. Kitaplarınıza ulaşmak hâlihazırda çok mümkün değil. Bu anlamda eserlerinizin yeni baskısı yapılacak mı? Okurları müjdeli bir haber bekliyor mu?

-Biz bu röportajı yaparken, Buğu İthaki etiketiyle matbaada basılıyor. Bir aksilik olmazsa, bu söyleşi yayınlandığı zaman raflarda yerini almış olacak. Buğu’yu, şimdi ulaşmakta zorlandığınız diğer kitaplar izleyecek.

-Çok sevindik. Eserlerinizi sabırsızlıkla beklediğimizi bilmenizi isterim. Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim.

 

Kırgınlık / Nihan Kaya / İthaki Yayınları / 152 s.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer