Hayatı boyunca muhalif...

15 yıl önce yitirdiğimiz Can Yücel yalnızca bir şair değil, bir şiir okuluydu.
Yayınlanma tarihi: 16 Ağustos 2014 Cumartesi, 04:18

[Haber görseli]

“Deli olan bu dünyada akıllılığı anlatmaktır şiir” demişti Can Yücel. Çağdaş şiirimizde hayatı ve yazdıklarıyla şiir ve şair üstüne tartışılabilecek her konuya bir karşılık olmuştu. Bu yüzden yalnızca şair değil, bir şiir okulu oldu.

Daha yirmi dört yaşında yayımladığı ilk kitabı “Yazma”da (1950) kişisel bir dil ve tutum ortaya koyabilmişti. “Her Boydan” (1959) adıyla yayımlanan çeviri şiirleri çıktığında da bu kendine özgü dilin çevirilerde de kendini ortaya vurduğu görüldü. Ozanlığı asıl 1971 darbesinden sonra atıldığı cezaevinde patladı. “Sevgi Duvarı”ndan (1973) sonra hemen her yıl yeni bir kitap yayımlayarak büyük bir bütünlüğe ulaştı şiir dünyası.

Dilde bir yandan kendine özgü vurgu ve tonlamalar yaratırken bir yandan da konuşma dili, eski ve çağdaş şiir, geniş bir kültür ve dil bilgisine kattığı sevgi-alay-acı karışımı duygu yoğunluğuyla da aydınlık, insancıl, toplumcu, benzersiz bir şiir yarattı.

Shakespeare’den Şarlo’ya pek çok büyük sanatçı gibi Can Yücel de sanatıyla geniş kitlelere ulaşabilmenin gizini bulmuştu.

Şairler grevi

Yalnızca o benzersiz sesiyle, benzersiz şiirler yazmakla kalmadı. Bu şiirin ve sesin duyulabilmesi için de çaba içinde oldu. Çok satışlı mizah dergilerinde şiirler yayımlaması, kaset çıkarması, sık sık okuma günleri ve toplantılara katılması hep bu çaba içindi.

1990’ların başlarında şiirin sesini bir parça olsun basın yayın organlarında duyurabilmek için dokuz şair, altı ay süreyle şiir yayımlamama, yani “şairler grevi” yapma kararı vermiştik. Bu eylemimizi nasıl duyurabiliriz diye konuşurken en gerçekçi öneri Can Yücel’den gelmişti: “Dokuzumuz birden topluca donsuz fotoğraf çektirelim. O zaman her yerde basılır.”

Bilinç ve öznellik

Onunla ilgili yazılmış belki de en bütünlüklü ve önemli inceleme Selahattin Hilav’dan geldi.

Can Yücel’in şiirde ne yaptığının ve başarısının tam olarak anlaşılabilmesi için mutlaka bütününün büyük bir dikkatle okunması gerektiğine inandığım bu yazıdan kimi yargıları yine de burada paylaşmak istiyorum:

“Can’ın şiiri, kültür, dünya görüşü, siyasal bilinç ve özgür öznelliğin bir bileşimidir. Mitlerden ve Kutsal Kitap’tan gerçeküstücülere ve ‘beat generation’ şairlerine kadar tüm dünya kültürünün sözlü ve yazılı ürünleri içinden yolunu açan bir şiirdir bu. Dolayısıyla onun dünyayı algılamasında, akıl ve duyu gibi birbirinden hayli uzak ruhsal yetiler kaynaşmış ve bir bütünlüğe varmıştır.”

“Gerçek şairler, dili azat edenlerdir, diyebiliriz. Nitekim Can’da, tutsaklıktan kurtularak yaşamın iç yüzünü ortaya döken ve özündeki gizli hakikatleri de gösteren bir dille karşı karşıyayız. Bu dil akıl öğretmez, efsaneleri pekiştirmez, kişilere tapınmanın, soyut hümanizma hayallerinin hizmetkârlığını yapmaz. Besinsel ve cinsel açlığı, idealler ve ilkeler ileri sürerek gözden kaybettirmez. Yaşamamışlığı ve hödüklüğü örten sulugözlülük ve yapmacık hassasiyet üretmez, bunları başkalarına bulaştırmaz; kısacası, yalana hayat hakkı tanımaz.”

Sözcüğü köpürtmek

Can, Breton’un dediği gibi ‘sözcüğü köpürtmekle’, şiiri sözcükten fışkırtmakla, en uzak ve karşıt imgeleri çarpıştırmakla ya da yan yana getirmekle kalmıyor. Çağrışımsal olanaklarını sonuna kadar kullandığı ve kimi zaman ‘kelime oyunları’yla, cinaslarla bir başka yaşama kavuşturduğu sözcüğü, fiziksel olarak değişime de uğratıyor; hece ve harf düzenini altüst ediyor; bildiklerimize benzeyen ama bir bakıma yepyeni ve etkileyici sözcükler yaratıyor. Dilin ve sözcüğün bu biçimde kullanılması, kurulu düzenin taşıyıcısı ve koruyucusu olan belli bir söylemin yıkıma uğratılmasıdır ve şairin devrimci olabilmesi için, dilde ve deyişte kendi şiir devrimini gerçekleştirme zorunluluğunu hem ortaya koyar, hem de bu zorunluluğun nasıl aşıldığını gösterir.” (Edebiyat Yazıları, Yapı Kredi Yayınları, ss. 150-159)

Zühre yıldızı gibi...

Can Yücel’in çevirmenliği de ülkemiz çeviri yazını için benzersiz bir deneyim. Birçok dünya şairini onun kaleminden “Türkçe” olarak okuyabildik. Hiçbir “Bahar Noktası” (Bir Yaz Gecesi Rüyası) çevirisi, onun verdiği tadı ve heyecanı veremeyecektir.

“Fırtına” çevirisinin elyazmaları, ilk kez basılmak üzere Adam Yayınevi’ne geldiğinde Cevat Çapan’la bir bölümünü -o İngilizcesinden, ben Türkçesinden - karşılıklı okumuş ve sanki Türkçe yazılmış duygusu uyandıran metnin, aslının tam bir çevirisi olduğunu görmüştük.

Okurlar Can Yücel’in yalansız şiirini ve kişiliğini sevdiler. Onun şiirlerini kendisinden dinleyebilmek için Açıkhava Tiyatrosu’na 5 bin kişinin toplanması da bu sevginin bir başka göstergesiydi.

Ben hayatım boyunca muhalif yaşadım. Devlet ve herkes beni menfi diye belledi. Onun için ‘kan grubum rh negatif.’ Onun için düzenle birbirimize kan alıp veremiyoruz” demişti bir söyleşisinde.

Şiirimizde açtığı verimli vadi, Türkçe yaşadıkça çiçeklenmeyi sürdürecek. Hınzır âşıkların ellerindeki maytapların uçuşan ışıkları içinde onun şiir feneri zühre yıldızı gibi parlayacak.

K U T U

KİBAR HIRSIZIN TÜRKÜSÜ

Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan

Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan

Taksinize mülkünüze dairenize...

Heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın

Belledim seyyârenizi ve kelimelerinizi...

Gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize, büfelerinize

Vesairenize...

Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!

Aşk yokmuş sizde beş paralık!

Gidiyorum ben boşçakallar

Sıçmışım ortalık yerinize

Kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık.

A+ A-