Kapat
A+ A-

Göçmenliğe, arada kalmışlığa dair..

Anna Seghers romanını güncelleyen “Transit” gösterimde.
Yayınlanma tarihi: 06 Eylül 2018 Perşembe, 23:16

Alman sinemasında son dönemde ‘Berlin Okulu’ olarak öne çıkan yeni hareketin önemli isimlerinden, 1960 doğumlu yönetmen-senarist Christian Petzold’un Anna Seghers ’in 1942’de yayımlanmış romanından serbestçe uyarladığı ve bu yılki Berlinale’de Altın Ayı yarışından eli boş dönen, bizim de nisandaki İstanbul film festivalinde seyrettiğimiz son filmi “ Transit” bugün gösterime giriyor.
Filmografisindeki “Die Innere Sicherheit”, “Yella”, “Jerichow”, “Etwas Besseres als den Tod” gibi nitelikli filmlerini göremediğim ama Doğu Almanya’dan Batıdaki sevgilisinin yanına kaçmak isteyen bir çocuk doktorunun hikâyesini anlattığı, bende hüzünlü bir pastoral senfoni etkisi uyandıran “Barbara” (2012) ile toplama kampından kurtulunca bir kimlik krizi yaşayan ve toplumsal hayattan da dışlandığını hisseden bir kadının kahramanı olduğu “Phoenix-Yüzündeki Sır” (2014) filmleriyle ancak son yıllarda başlayan tanışıklığımız şimdi “ Transit”le sıkı bir ilişkiye meylederek sürüyor.

Vaktiyle Doğu Almanya’dan Batıya kaçmış bir ailenin çocuğu (ve eniştemiz de) olan Christian Petzold’un günümüz dünya gündeminde öncelikle yer alan göçmenlik sorununa, 75 yıl kadar geride bıraktığımız o mahşervari 2.Dünya Savaşı dönemi üzerinden (tabii yine kimlik-sınır- aidiyet gibi demirbaş temalarıyla haşır neşir olarak) baktığı “ Transit” aslında 1940’lardan günümüze pek az şeyin değiştiğini vurgulayan, ‘ en zor zanaat’ olan göçmenlik ve arada kalmışlık üstüne, sıradışı bir film. Alman işgalindeki 1940’ların Fransa’sında Nazilerin Paris’e yaklaşmasıyla kapağı henüz Nazi çizmesini yememiş Marsilya’ya atan, radyo onaracak kadar mekanikten de anlayan Georg (Joaquin Phoenix’e ikizi kadar benzeyen Franz Rogowski) bir otel odasında intihar etmiş, Weidel adındaki bir yazarın kimliğini, belgelerini üstlenerek Maksika’ya gitmeyi tasarlar ve ABD konsolosluğundan transit vizesini alıp gemiye binebilmek için (bir çeşit arafta yaşayan göçmenlerle de rastlaşacağı) Marsilya’da beklerken gizemli havasına vurulduğu, Weidel’in karısı Marie’ye (Paula Beer) sevdalanınca bütün planlarını değiştirecektir..

Petzold’un gökdelenlerin de dikildiği günümüz Marsilya’sında, seyirciyi anlatılanların 1942’de geçtiğine hiç de ikna etmeye çabalamadan çektiği, kahramanlarının, kabaca ölmüş yazar Weidel, onun yerine geçen Georg, yazarın karısı Marie üçgeninden oluştuğu ve alışılmıştan farklı bir yapım tasarımına sahip filmde tüm mekânlar, giysiler, arabalar, cafeler, oteller, vs. her şey günümüzdeki halleriyle karşımıza çıkıyor. Georg’un Marsilya’da müdavimi olduğu olduğu restoranın barmeninin filmin ‘anlatıcı sesi’ olduğu “ Transit”te romanın yazıldığından çok sonra hayatımıza girmiş bazı şeylere yapılan referanslar, metaforlar gırla gidiyor. Petzold’un kadın karakterlere yoğunlaştığı “Barbara”yla “Phoenix”den farklı olarak bu kez “ Transit”te odaklandığı, ‘faşizmin kimliksizleştirdiği’ erkek kahramanını (Georg’u), sonuçta umudu ifade eden gizemli bir Marie karakterine fazlaca sardırdığı söylenebilir. Finalde bindiği geminin mayına çarpıp batmasıyla öldüğünü öğrendiğimiz, ‘sonsuz ve nafile bir arayışın imgesi’ Marie bağlamında, Georg’un hayatını anlamlandıracak bir kadınla sonunda karşılaşması hayali gibi, ‘eril bir fantezi’ye fazlaca kapılıp sarıldığı eleştirisi yapılabilir Petzold’a. (“ Transit” hakkında meraklısına salık vereceğim, ufuk açıcı bir yazıyı Fırat Yücel kaleme almış Altyazı’nın eylül sayısında ‘Şimdiki Zamanda Tarih’ başlığıyla.) “Barbara”yla “Phoenix”i bütünleyen “ Transit”le birlikte ‘Baskı Dönemlerinde Aşk’ dediği üçlemesini noktalayan Petzold, 2014’te ölen hocası Harun Farocki’ye ithaf ettiği bu (şimdilik) son filmiyle İnsanlığın 2.Dünya savaşı döneminde yaşadığı ‘mülteci krizi’nin bugün daha şiddetli biçimde yinelendiğini dile getiriyor.

1940’larda Nazilerden kaçıp Avrupadan başka diyarlara göç etmeye çalışanlarla günümüzde Avrupa’ya girmeye çalışanların benzerliğine dikkati çeken “ Transit”, geçmişte kaldığı sanılan milliyetçilik ve yabancı düşmanlığının günümüzde tüm dünyada tavan yaptığını da anımsatan, önemli ve görülesi bir film özetle.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler