Kapat
A+ A-

‘İstanbul’un haline seyirci kaldık’

Bugün vizyona giren ‘Son Çıkış’ filminin yönetmeni Ramin Matin ile filmini, İstanbul’u ve kaçıp gitmeyi konuştuk.
Yayınlanma tarihi: 6 Aralık 2018 Perşembe, 23:16

[Haber görseli]

Ramin Matin’in yeni filmi “Son Çıkış” İstanbul’daki hayatından bunalan ve çareyi güneye kaçmakta bulan bir mimarın hikâyesini anlatıyor. Dev inşaatların mimari tasarımını yapan Tahsin geçmişten gelen güzel bir kadının da etkisiyle karısı ve işi de dahil her şeyi bırakıp gitmeye karar verir ama bir türlü İstanbul’un cehennemi andıran kaosundan çıkamaz. Günümüzde iyice alıp yürüyen kentsel dönüşüm, çarpık şehirleşme, betonlaşan hayat gibi olguların çarpıcı bir şekilde göz önüne serildiği filmde Deniz Celiloğlu başrolü üstleniyor. Ona Ezgi Çelik, Pınar Töre, Gizem Erdem, Gökçen Gökçebağ, Müfit Kayacan, İbrahim Selim gibi isimler eşlik ediyor. Ramin Matin ile filmi konuştuk.

“Son Çıkış”ın ilk çıkış noktasından söz edelim biraz...

Aslında bu filmin 15 yıllık bir geçmişi var. O sıralarda hâlâ okuyordum ve bu senaryo da bitirme tezimdi. Bir gelecek tasviri olarak nereye gidiyoruz acaba, bu kadar inşaat var falan filan diye o zamanlar düşünerek yazmıştım. Şaşırıyordum inşaatlara. Hatta senaryonun içerisinde şey vardı, kaybolan tarihi binalara takmıştım. Tarihimiz kayboluyor diye... O temalar üzerinden başlamıştı ama senaryo çok kötü bir senaryo çıktı, ben de rafa kaldırdım. Ondan sonra bu mevzular artık daha da önem kazandıkça, zaten aklımın bir kenarında hep vardı, arkadaşım Can Kantarcı’ya bahsettim, onun da hoşuna gidince başladık. Ama başladığım nokta aslında çok daha iyi niyetli ve saftı, fakat işte İstanbul’un son haline bakarsak pek öyle tarihi binalardan falan bahsedecek durumda değiliz artık.

‘Gezi’nin gerisi gelmedi’

Başroldeki mimar Tahsin’in içine düştüğü o boşluk nasıl bir şey, ne yaşıyor da bu kaçışa kalkışıyor?

Aslında şikâyet ettiği şey kendi yarattığı bir cehennem. Kendi cehennemini kendisi yaratmış, en azından katkısı olmuş. Hikâyeyi ve karakteri tartışırken aslında hepimiz o durumdayız, onu vurguladık. İstanbullu olarak ya da İstanbul’da yaşayan insanlar olarak İstanbul’un giderek düştüğü bu hale hiç tepki vermedik, ses çıkarmadık, seyirci kaldık. Diğer taraftan Tahsin’in kendisiyle ilgili sıkıntıları var tabii. Suçu hep şehirde, sistemde buluyor. Biraz o beyaz yakalılığı, beyaz Türk durumunu eleştirmek istedik.

Aslında Gezi Direnişi sırasında bayağı bir sahip çıkıldı. ‘Parkın yerine AVM yapılmasın’ diye ciddi bir tepki verildi.
Doğru ama, orada başladı ve orada bitti. Gerisi gelmedi.

‘Kaçmak, çıkış değil’

“Son Çıkış” dediniz filmin adına ama bir türlü çıkışı bulamıyor Tahsin. Çıkış yok mu Tahsin için, ya da bizim için?

Bence çıkış var ama kaçmak üzerinden değil. Benim kafayı taktığım şey oydu, senelerdir etrafımda herkesin oraya kaçacağım, buraya kaçacağım diye, önceleri güneye kaçmaktı şimdi yurtdışına gitmek başladı... Kaçmanın aslında bir çıkış olmadığını, kaça kaça nereye kadar yani... Aslında burada kalıp bir şeylerle belki uğraşmak, bir şeyleri değiştirmek, en önemlisi kafa yapısını değiştirmek, burada kendine bir alan yaratmak... Mesela enteresandır, filmde Tahsin’i oynayan Deniz Celiloğlu filmden önce öyle bir kafadaydı, ben gideceğim havasındaydı ama Tahsin’i yaşadıktan sonra şimdi mesela kendisi bir kafe açtı Selimiye’de. Kitapçı-kafe, çok mutlu bir şekilde kendine bir alan yarattı orada. Çok da mutlu İstanbul’da olmaktan. İşte biraz bunu sorgulamak, düşündürtmek istiyorum özetle.

Hemen hemen tüm film Tahsin üzerine kurulu, onun olmadığı bir sahne yok. Deniz Celiloğlu’nun bu rol için doğru kişi olduğuna nasıl karar verdiniz?

Bu bana çok soruluyor ve net bir cevabım yok doğrusu. Ben oyuncuları aldığım hissiyata göre seçiyorum, oturuyoruz konuşuyoruz uzun uzun. Senaryo, karakter, hayat... Onlardan aldığım enerji üzerinden... Bir de tabii daha önce yaptıkları işleri izliyorum mutlaka.

Sette doğaçlamaya alan açıyor musunuz?

Açıyorum, doğaçlamayı seviyorum ben. Oyuncunun ne katacağı önemli bence, öyle oyuncularla çalışmayı tercih ederim. İlla her seferinde doğaçlama yapmıyoruz belki ama doğaçlamaya bakıyorum, ne yaptıklarına, ve geniş bir alan tanıyorum. Doğru olanı tutuyorum, doğru olmayanı dışarıda bırakıyorum. Mesela torbacı teyzeyle (Ayşenil Şamlıoğlu) ile Tahsin’in sahnesi olduğu gibi doğaçlamayla çıktı.

Çok yüksek bir bütçesi yoktu diye tahmin ediyorum filmin... Kültür Bakanlığı’ndan destek alabildiniz mi?

Aldık. Şeyden önceydi ama aldığımızda, şimdi kara listedeyim (gülüyor). İmzacı sinemacılardan olduğum için şaşırmıyorum bunlara. Ama değişecek gibi şimdi sanki, bakalım.

‘Tokyo’da çok sevdiler filmi’

Film ilk kez Tokyo Film Festivali’nde gösterildi. Orada nasıl karşılandı film?
Tokyo’da çok iyi karşılandı. Seyirciler çok özdeşleştiler bir şekilde, çünkü Tokyo’da, İstanbul kadar kaotik olmasa da, İstanbul’dan da galiba daha büyük ve kesinlikle daha kalabalık bir şehir. Ama hiç bizim gibi değil şehirleşmeleri, bir anda mesela şehrin göbeğinde bir orman çıkıyor karşına. Ama onlar öyle görmüyor tabii, Tokyolular da Tokyo’ya baktıklarında bir beton yığını görüyorlar. Dolayısıyla Tokyo’da yaşayanlar, İstanbul’da yaşayanlarla aynı duyguları yaşıyorlar.

‘Salon bulamıyoruz’

Valla hâlâ kesinleşmedi desem. 25-30 kopya civarı olacak ama salon bulmakta zorlanıyoruz. Filmleri izlemeden karar veriyorlar böyle şeylere salon sahipleri. Bakıyorlar mesela film Tokyo’ya gitmiş, festivale gitmiş, sanat filmi bu sıkıcıdır diyerek uzak duruyorlar. O algıyı kıramadık bir türlü. 

 

 

Cumhuriyet İMECESİ