‘Adnancı mafya, kumpas davalarında teknisyendi’

Gazeteci yazar Mine Kırıkkanat, Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan kitabı “Adnan’ın Tek Taşı”nda, organize suç örgütü Adnan Oktar yapılanmasını gözler önüne seriyor.
Yayınlanma tarihi: 29 Aralık 2018 Cumartesi, 12:25

[Haber görseli]

Fotoğraf: Vedat Arık

Gazeteci yazar Mine Kırıkkanat imzalı “Adnan’ın Tek Taşı”, öncelikle Adnan Oktar örgütünün kimler tarafından desteklendiğini, hangi amaçlara hizmet ettiğini ortaya koyan bir bilgi seli. Et tırnak FETÖ’yle taşeronluğunu yaptıkları, Türkiye’yi dizayn etmeye azmeden Amerikan Evangelist Kilisesi’nin dayattığı “Yaratılış Atlası”nın tarihçesi. Kırıkkanat’ın örgüte karşı 2006’dan bu yana verdiği kişisel hukuki mücadelenin ve FETÖ’cü yargının hali pürmelalinin kronolojisi. Kitapta öncelikle Kırıkkanat’ın, Adnan Oktar ve örgütünün yapılanması konusunda 2018 Ağustosu’nda Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde yayımlanan dizi yazıları yer alıyor. Söz konusu yazılar, Kırıkkanat’ın 2000’lerden bu yana Oktar’ın yurtiçinde ve dışındaki büyüteç altına aldığı faaliyetleri konusunda kaleme aldığı ve incelemesine “Ben demiştim” başlığıyla eklediği eski yazılarıyla da bileşiyor. Kitabın en sonunda Adnan Oktar’ın kendisine yazdığı 9 Eylül 2018 tarihli mektubuna da yer veriyor Mine Kırıkkanat.

-Ünlü “Yaratılış Atlas”ından önce örgütün ‘yaratılış’, finanse ve taşere edilişinin 5N1K’sini konuşalım isterim. Kitapta sıklıkla vurgulanan “Evangelist akıllı tasarım” bir çıkış noktası zira.

ABD’nin en etkin ve organize lobisi Evangelist Kilise’nin nihai amacı; “evangelize” edilmiş, yani Tevrat ve İncil’le birleştirilmiş bir Kuran çerçevesinde Amerikancı bir İslam yaratmak. Bütün dinlerin Evangelist Kilise çatısı altında birleşmesi. Karma bir küresel din! Ekonomide küresellik canımıza okudu, yetmedi herhalde.

Kitapta da ortaya koyduğum üzere, bu büyük tasarım için Türkiye’de hem Fethullah Gülen hem de Adnan Oktar seçildi, çünkü her ikisi de Saidi Nursi’nin Nur hareketinden çıkmıştı. Nurculuk da Evangelizme müsait bir yapıydı.

Önce İslamiyeti dönüştürmek için FETÖ’yle cemaatini yarattılar, ardından Harun Yahya takma adıyla sözde Yaratılış Atlası’nı güya kaleme alan Adnan Oktar aracılığıyla da tüm Müslümanlara, Evangelistlerin Yaratılış savını başarıyla dayattılar.

FETÖ orduyu ve adaleti yıkmakla, Adnan Oktar da ahlakı yıkmakla görevlendirildi. Sonuçta artık cehaletin özel olarak üretildiği bir noktaya geldik! Bu konuda FETÖ ve Oktar vazifelerini iyi yaptılar!
Sonradan kapıştıkları Evangelist Kilise’nin başlangıçta Oktar’ın fuhuş şantaj işlerinden, yargıdan kaçmak için aldığı deli raporundan falan haberi yoktu. Evangelist Kilise, çok parlak bir Evangelist sandığı Mustafa Akyol’a güvenerek Oktar’la yola çıktı.

Yaratılış Atlası’nı da Harun Yahya adıyla elbette İngilizcesi “maşallah very very pretty” düzeyindeki Adnan Oktar değil, Fransız kaynaklara bakılırsa bire bir Mustafa Akyol çeviriyor. 2006’da basılıyor ve dünya çapında dağıtılıyor.

-Yaratılış Atlası’na dönersek: Fransa yutmuyor ve toplatıyor, Danimarka ciddiye bile almıyor ama bizde ise MEB heveslisi. Ne atlasmış!

Bunu bekliyorlardı, epey sabretmişlerdi. 2000’lerden öteye Evangelist Akıllı Tasarım’ın propagandasını yaptı MEB. Yaratılış Atlası 2006’da yayımlandı. 2017’de de ortak muratlarına ererek Evrim Teorisini elbirliğiyle müfredattan kaldırdılar. Şu anda Türkiye’de Evrim Teorisi okullarda okutulmuyor, Darwin’in adını söyleyen sürülüyor.

[Haber görseli]

Devletin ‘Yaratılış’ hevesi!

-Sadece MEB değil koca ülke tüm kurumlarıyla “Yaratılış”ı bekliyormuş gibi. Netflix dizisi gibi her bölümü ayrı bir sürpriz! Bu yönde ısrarla devam ediyorum çünkü kitapta önemle vurgulanıyor. İşkillenen, itiraz eden hiç mi kimse yoktu diye soracağım ama eminim alacağım yanıt canımızı daha da sıkacak.

Maalesef, durmadılar, beraber yürüdüler bu yollarda! Hep içerden korundular nedense. Kitabım işte bu “nedense”yi açıklıyor. Atlasın yurt-içindeki bedava dağıtımı, sergileri, konferansları; bakan, vali, kaymakam, bazı milletvekilleri ve belediyelerin izniyle sağlandı. Zamanın Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Okullarda hem evrim hem Yaratılış okutulsun” önerisinde bulundu. AKP milletvekili Ahmet Uzer, Meclis’te bile dağıttı. İşkil, itiraz dedin ya aksine, o devlet ki Adnan Oktar’ı 1987 ve 1999’da iki kez tutuklamış. Şantaj, tehdit, fuhuş, zorla alıkoyma, uyuşturucu ve ruhsatsız silah bulundurmakla suçlamış üstelik. Ne Adnan Oktar ne de kedicikleri hiçbirini rahatsız etmedi.

-FETÖ’cü yargı ve siyaset ayağı ise ayrı bir âlem, aklayan aklayana!

1. İstanbul DGM’de açılan dava dosyasında Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ve Adnancı suç örgütünü vahim eylemlerle suçlayan iddianameyi (1999/2525 hazırlık 2000/17 esas No’lu); önce zamanaşımına uğratıp sonra da ortadan kaldırdılar. 1999 operasyonunda Oktar’ı koruyup Emniyet mensuplarına dönemin İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan başta olmak üzere dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ı ve Fatih Altaylı gibi gazetecileri hedef yapan da siyasilerdir. Siyasilerden Mehmet Bekaroğlu, “Adnan Hocacılar, PKK’lilerden daha tehlikeli” diyen Tantan’ın, Oktar’dan özür dilemesini bile istedi!

‘Sahte kasedimi yapsalar ‘Benim’ derim’

-“Yazı dizisi ve kitap boynumun borcuydu” diyorsunuz. Kitabı en önce kimler için yazdınız?

2. hukukçular ve gazeteciler için yazdım. Adnancı mafya, FETÖ’nün de kumpas davalarda çakma kanıt üretmek için kullandığı “teknisyen ekibi”dir. Müritleri, bazen şantaj yapılan bir milletvekili ya da bürokrat, bazen öğretim görevlisi, yayımcı, yargıç, savcı, avukat ordusu olarak karşınıza çıkar. Operasyona uğradıklarında FETÖ’cü yargı tarafından kurtarılan bu mafya, 2002’den beri Türkiye çapında açtığı 15 binden fazla dava ile yargıyı bir taciz aracı ve gelir kapısı olarak kullanmış, adliyeleri istismar etmiştir. İşte bu koşullar altında, yargının “siz kim oluyorsunuz” demeye cesaret edemediği bir örgüte, ben kafa tutabildim. Basın ise kedicikleriyle uğraştı, ciddiye almadı. Hatta ciddi olmadığına dair bir alt fikir de yerleştirerek yaptı bunu. Bu adamlarla uğraşmak için sahte şantaj kaseti yapılsa elinin tersiyle itecek cesarette biri lazımdı, o da bendim.

-Adnan Oktar yine de uğraşıyor, kaybettikten sonra.

Çok uğraştı. Anadolu 2. Asliye Ceza’daki davadır. Paracı akademisyenlere parayla mütalaa yazdırdı. Ama bana karşılıksız mütalaa yazan kadroda dev gibi hukukçular vardı: Aziz dostum Av. Fikret İlkiz, Prof. Dr. Duygun Yarsuvat ve Prof. Dr. Köksal Bayraktar hocalar. Bu arada şansım yaver gitti, mahkeme heyeti değişti. Yeni cumhuriyet savcısı beraatımı istedi, yeni mahkeme başkanı beraatıma hükmetti! Eğer devlet FETÖ ve Adnan Oktar’ı bitirmeye kalkmasaydı kesinlikle mahkûm ederlerdi.

[Haber görseli]

‘Mahkemede karşıma çıkanlar şimdi içerde’

-Bunlar olurken sizi mahkûm eden FETÖ’cü ve Adnancı yargı mensuplarının pek çoğu da sürülmeye ve/veya hapse girmeye başladı.

Öyle. Mesela Anadolu 2. Asliye Ceza’daki davada mahkeme başkanı Vahdettin Toklucu’nun, şifresi kırılan ilk ByLock yazışmasını yapan FETÖ mensubu olup firar ettiği ortaya çıktı. Mahkûmiyetimi isteyen cumhuriyet savcısının görev yeri değiştirildi. Aleyhimde mütalaa veren Prof. Dr. Caner Yenidünya ve Doç. Dr. İsa Döner de FETÖ soruşturmalarına bağlı olarak Marmara Üniversitesi’nden ihraç edildiler.

Arada, iki savcının (Ömer Solmaz ve Sıddık Ilgar) ayrı ayrı iddianame düzenlediği, birleştirilen bir davayı kaybedip para cezasına çarptırıldım. Savcı Sıddık Ilgar, terfi edip Gebze Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak atandı. Ömer Solmaz ise görevinden ihraç edildi.

Avukatım Dr. Başar Yaltı’yla adımı internet sitelerine veren Adnancılara açtığımız davayı yerel mahkemede kazandık, istinaf bozdu. Temyiz ettiğimiz bozma kararı halen Yargıtay’da.

Bir bölümü itirafçı oldu

2017’de Adnan’ın kediciklerinden Esra Saraçoğlu, kendisiyle ilgili bir tweeti paylaştım diye dava etti. Davaya bakan hâkime sanki tweet’i ben atmışım gerekçeli bir kararla para cezası verdi. Hâkime Elif Aydın Uzun, 2016’da, Ceyhan’da görev yaparken önce FETÖ’den tedbir altına alındı, sonra cumhuriyet savcısı olan eşiyle birlikte önce görevden uzaklaştırıldı. En sonunda ise göreve iade edildi. Bugüne kadar beni dava eden Adnan Oktar ve müritlerinin tamamı, avukatları da dahil şimdi tutuklu, bir bölümü de itirafçı olmuş durumda.

‘Operasyon için yukarıdan talimat gelmedi’

-“Bu mafya gerçekten bitirilmek isteniyor mu? Emin değilim” diye yazıyorsunuz. FETÖ’yle mücadele gibi önemli ölçüde budamakla mı yetinilecek sizce?

Yüce başkanın Adnancı mafyanın çökertilmesine hayır diyeceğini sanmam! Pek çok politikacının FETÖ’nün yanı sıra doğal olarak Adnan Oktar’la göbek bağı var. Ve Oktar’ın elindeki tüm şantaj malzemeleri şu anda devletin elinde... Emniyet kanadında ise şöyle: Mali Şube’yi ziyaret ettim. Polisin yukarıdan düğmeye basılmadan, kendi iradesiyle yaptığı bir operasyon olduğuna kani oldum. Savcılığın çok ciddi bir iddianame hazırlığı içerisinde olduğunu düşünüyorum. Ama yargıdan FETÖ’nün temizlenmediğini biliyoruz dolayısıyla mahkemeye yansıdıktan sonra ise hangi hâkimlere düşer göreceğiz!

-Adnan Oktar örgütünü bundan sonra da takip edecek misiniz?

Takipte değilim doğrusu. Nedense daima olaylar gelip beni bulur. Ama önüme gelen topu asla kaçırmam. Gol yediğim çok oldu ama attığım goller de fena sayılmaz sanırım.

‘İlk büyük vurgunları kan’

-Adnan Hocacıların Oktar Babuna için başlattıkları o ünlü kan toplama olayı...

Evet, Adnan Hoca mafyasının dikkatimi çeken eylemlerinin başında o geliyordu. Yüz milyon dolarlık bir sanayi casusluğuydu. Oktar Babuna’ya güya ilik nakli için 1999’da binlerce gönüllüden kan örnekleri toplandı. ABD ve Almanya’ya güya uyum testleri için gönderildi. İlk büyük vurgunlarıydı. Adnan Hocacılara yapılan son polisiye operasyon, ABD’de yaşayan Ferit Erden Rahvancı’ya ait PinnerTest şirketi üzerinden kan ticaretini kesintisiz sürdürdüklerini ortaya çıkardı. O yıllarda Milliyet’in Paris muhabiri ve Radikal yazarıydım. Adnan Hoca’nın çok daha organize bir suç örgütü olduğunu o kan bağışı kampanyasıyla anladım.

‘Dava ettiği ilk ve tek kadınım’

Fethullah Gülen’in sefil ömründe şahsen dava ettiği ilk ve tek kadınım. Adnan Oktar’la ayrı adliyelerde aynı yazı, 24 Temmuz 2013 tarihayalan, narkoz şirketten” yazım için dava açtı. İkisinden de beraat ettim çünkü arada 17/25 Aralık 2013 yaşanmış ve mahkeme heyeti değişmişti. Şansım yaver gitti yani.

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Fatih Altaylı, Mine Kırıkkanat, Ahmet Uzer, Mehmet Bekaroğlu, Fethullah Gülen