Vitrindeki Albümler

Vitrindeki Albümler

Hilal Köse-Cumhuriyet Pazar
08 Şubat 2019 Cuma, 23:12

Yürüyen Merdiven “Yok mu, Var”

Davulcu Mustafa Kemal Emirel ile piyanist Yiğit Özatalay 15 yılı aşkın bir zamandır birlikte çalıyor, Yürüyen Merdiven adıyla. İlk albümlerini 2014 yılında yapmışlardı. “Çınar, Güneş ve Bir Deli” yılın en iyi albümlerinden biri olmakla birlikte, ekmek ve hürriyet kavgasının yükseldiği günlerin ruhunu taşıyordu.
İkinci albüm “Yok mu, Var”da tiyatro müziklerine ve şairlerin metinlerine yaslanan anlayış sürüyor, ancak müzikal ve çalgısal açıdan daha zengin biçimde.
Burada ikili daha deneyimli. Albümü daha kısa bir sürede çalmış, profesyonelce ele almış, konukları ustaca müziğe monte etmişler. Güç Başar Gülle’nin utu, Tolga Bilgin’in trompeti, Çağdaş Engin’in basklarneti renk çalgısı olarak yer alırken, daha önce topluluğa konserlerinde eşlik eden Polonya asıllı Alman saksofoncu Angelika Niescier, konusu çağdaş müzikler olan ve ilk kez caz çalan İtalyan obuacı Luca Avanzi ile İsveçli kontrbasçı Kristian Lind; bu üç müzisyen Avrupa havası katmış müziğe. Vokalleriyle katılanlar ise Tülay Günal, Genco Erkal ve Ülkü Aybala Sunat. Besteler Yiğit’e, düzenlemeler ikiliye ait.
Yürüyen Merdiven kaldığı yerden devam ediyor; içinden geçilen zor zamanlara dair sözünü esirgemeden, ruhunu ve umudunu kaybetmeden...

Çiğdem Borucu “Silver Moon” (PB Müzik)

Piyanist, besteci, ses tasarımcısı ve eğitmen Çiğdem Borucu, İÜ Devlet Konservatuvarında piyano, Almanya’da da oda müziği eğitimi almış. Amerika’daki eğitimi sırasında önemli müzik adamlarıyla çalışma fırsatı bulmuş. 2001 yılında memlekete dönüş sonrasında da kariyerini akademisyen ve müzisyen olarak sürdürmüş.
İlk albüm çalışması olan “Silver Moon”, Borucu’nun tiyatro ve sinema filmlerine piyano ile yaptığı kompozisyonların derlemesi. Engin ses manzaralarından oluşan bu derin albümün kayıtlarını ve yapımcılığını Hakan Kurşun üstlenmiş.
17 eserden oluşan albümdeki ilk yedi minimalist tonal eser 1900’lü yılların başında Osmanlı topraklarında çekilmiş görüntülerden ve zamanın bestecilerinden alınan ilhamla yazılmış. Sonraki 10 eser ise elektro-akustik anlayışta ve daha modern.
Proje -Türk sinema tarihi hakkında çalışmalarıyla bilinen akademisyen- Nezih Erdoğan’ın söz konusu filmleri Çiğdem Hanım’a izleterek eşlik etmesini rica etmesiyla filizlenmiş. Doğaçlama eşlikleriyle başlayan müzikler, bağımsız piyano eserlerine dönüşmüş. Yüz küsur yıl önce yaşanan hadiseler ve görüntülerdeki insanlar bu müziğe hüzünlü bir biçimde yansımış. Kısacası kayıp bir şehir olarak İstanbul’un tarihi notalara dökülmüş.
([email protected])