Kapat
A+ A-

Sarayda aşk ve nefret

Oyuncuların özellikle parladığı film, “Lobster” ile dünya çapında tanınan Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un imzasını taşıyor.
Yayınlanma tarihi: 10 Şubat 2019 Pazar, 01:39

[Haber görseli]

Zamanımızın ayrıksı sinemacılarından Yorgos Lanthimos. Kariyerine reklam çekerek başlamış, ikinci sinema filmi “Dogtooth” ile arthouse sinemada kendine sağlam bir yer edindikten birkaç yıl sonra filmlerini İngilizce çekmeye karar verip Londra’ya taşınmıştı. Yapay ışık kullanmadığı, sürreal ve absürt tonlarla bezediği ve birçoklarının ‘tuhaf’, ‘acayip’, hatta ‘rahatsız edici’ bulduğu filmleriyle gitgide artan bir hayran kitlesine sahip olan Lanthimos, geçen eylül ayında Venedik Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü alan son filmi “Sarayın Gözdesi” (The Favourite) ile daha da geniş bir izleyiciyi kitlesini yakalamayı başarmış görünüyor. Filmin aldığı 10 Oscar adaylığı ise cabası.

Güçlü performanslar
18. yüzyılın başlarında İngiltere sarayında geçen ve tarihe ‘çocuksuz kraliçe’ olarak geçmiş Kraliçe Anne’in merkezde olduğu bir aşk üçgenini perdeye taşıyan “Sarayın Gözdesi” genel hatlarıyla bir restorasyon draması ama detaylardaki anakronistik dokunuşlar (bir dans sahnesindeki çağdaş figürlerden tutun da karakterlerin 21. yüzyıl ağzıyla konuşmasına kadar) ve Lanthimos’un önceki filmlerindeki kadar fazla olmasa da yine dikkat çekici absürt unsurlar sayesinde trajikomik bir dönem filmi çıkıyor karşımıza. Tarihi gerçeklerden yola çıkan ama bunu gerektiğinde göz ardı edecek kadar da serbest bir tarzda yazılmış senaryoda Deborah Davis ve Tony McNamara’nın imzaları var (ve bu yıl Orijinal Senaryo dalında Oscar’ı alırlarlarsa hiç şaşırmam). Filmin üç kadın oyuncusunun da son derece güçlü performanslar sergilediğinin altını özellikle çizmek lazım belki zira “Sarayın Gözdesi” en çok da bu oyuncuların omuzlarında yükseliyor. Üçü arasında deneyimi ve ustalığıyla bir adım öne çıkan Olivia Colman (Kraliçe Anne) En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ına; her ikisi de daha önce Oscar kazanmış olan Rachel Weisz ve Emma Stone ise Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ına aday.

Kraliçenin gözüne girebilmek için sarayda mücadele eden iki kadının entrikalarla örülü hikâyesi akla elbette -başka birçok filmle birlikte- “All About Eve”i getiriyor. Ülkenin politik kaderi üzerinde söz sahibi olmanın verdiği iktidar hissi ve hırsıyla hareket eden Sarah Churchill (Rachel Weisz) ile saraya yeni gelen ve Sarah ile Anne arasındaki dostluk/aşk ilişkisini kavradıktan sonra kraliçenin yeni gözdesi olmaya oynayan Abigail (Emma Stone) arasındaki pozisyon kavgası güçle haşır neşir oldukça hızla kirlenmeye başlayan insan ruhu hakkında çok şey anlatıyor; cinsiyet ve sınıf gözetmeksizin hem de. Bu anlamda İngiltere tarihinin o döneme ait olayları ve tahtın (ve meclisin) politik yönelimleri hakkında herhangi bir yorumda bulunmayan Lanthimos’un derdinin tamamen ele aldığı üç kadın karakterin iç dünyaları olduğunu söyleyebiliriz. Bir yanda, düşük yaptığı ya da çok erken yaşta kaybettiği 17 çocuğuna atfen yatak odasında 17 tavşan bulunduran Kraliçe Anne’in trajik varlığı, diğer yandaysa onu bazen küçük bir çocukmuş gibi azarlayan, bazen tutkuyla onunla sevişen ve aslında onu mükemmelen manipüle eden Sarah’nın saraya yeni gelen ve neredeyse en az kendisi kadar acımasız olabilmeyi beceren yeni gözde Abigail karşısında hissettiği çaresizlik... Sarayda yaşamasak da bize yabancı olmayan duygular.

2018’in en iyilerinden
Lanthimos’un da hayranlığını gizlemediği İngiliz sinemacı Peter Greenaway’in ruhu da sızmış “Sarayın Gözdesi”ne. Belki onun mükemmeliyetçi tarzı ve kendine has dili değil ama ironik bakışı, aristokrasiyle alay eden ve alt tabakadan insanları da acı bir gerçeklik içinde resmeden sinemasını çokça andıran anlar ve sahneler var filmde. Onun 1982 tarihli “The Draughtman’s Contract” adlı filmindeki bir peruğu alıp filmde kullanarak (muhtemelen, tam bir Greenaway sahnesi gibi duran meyvelerle bombalanan çıplak adamın başındaki peruk. Tabii Greenaway bu sahneyi çekseydi hiçbir ‘şeyi’ örtüp gizleme gereği duymazdı!) ona bir saygı duruşunda bulunduğunu da söylüyor zaten Lanthimos. Özetle, birçoklarına göre geçen yılın en iyi filmleri arasında gösterilen “Sarayın Gözdesi” haftanın kaçırılmayacak filmlerinden. Sahi, bizde ne zaman Osmanlı sarayını bu bakışla ve bu cesaretle resmeden bir film çekilecek acaba? Lanthimos’u mu beklemeliyiz yoksa?

Cumhuriyet İMECESİ