Zamanda bir müzik köprüsü

İş Sanat Konser Salonu, yarın akşam müzik sahnesinin dikkat çeken topluluğu L’Arpeggiata’yı ağırlayacak.
Yayınlanma tarihi: 24 Nisan 2019 Çarşamba, 01:07

[Haber görseli]

Geçen yaz Bodrum Müzik Festivali kapsamında bir konser veren ve yarın akşam İş Sanat sahnesinde müzikseverlerle buluşacak olan L’Arpeggiata, barok müzikle cazı bir arada icra eden özgün bir topluluk. Bünyesinde hem klasik müzik sanatçılarını hem de caz müzisyenlerini barındıran topluluk 2000 yılında Christina Pluhar tarafından kuruldu. 17. yüzyılın başlarından, bilinmeyen besteleri repertuvarlarına dahil eden L’Arpeggiata, Avrupa, Amerika ve Uzakdoğu’nun birçok ülkesinde, festivallerde ve prestijli konser salonlarında performanslar sundu. Topluluk, ayrıca 2012 yılında, Carnegie Hall’ın ilk barok yerleşik topluluğu olma özelliğine de sahip.

İş Sanat konseri öncesi grubun kurucusu Christina Pluhar ile bir söyleşi yaptık. Pluhar, “Biz, “erken dönem müziği” üzerine özelleşmiş bir topluluğuz ve tarihi enstrümanlar kullanıyoruz. 17. ve 18. yüzyıllardan repertuvarlar icra ediyoruz. Ancak aynı zamanda tarihi enstrümanlarımızı, geleneksel müzik ve caz gibi farklı müzikal temellerden gelen şarkıcı ve müzisyenlerle harmanlamayı da seviyoruz” diyor.

Barok ve erken dönem müziğinin size göre tanımı nedir?

Barok müzik (takriben 1600 - 1750) “erken dönem müziği” olarak adlandırılan, 1200 ve 1900 yılları arasında tarihi enstrümanlarla icra edilen Avrupa klasik müziğinin bir parçasıdır.

Günümüzde erken dönem müziği doğaçlamalarının size göre önemi nedir?

Doğaçlama, Avrupa klasik müziği sanatının bir parçasıydı. Ancak 20. yüzyılın başlarında Arnold Schönberg’in atonal müziği bulmasıyla beraber bu sanat kayboldu. “Erken dönem müziği” hareketi, Avrupa klasik müziğine doğaçlamayı geri getiriyor. Aynı zamanda erken dönem müziğine yorumlama özgürlüğünü de getiriyor. Yazılı besteyi “yorumlamak” yerine, müzisyenler birkaç yüzyıl öncesinin müziği üzerine doğaçlamalar yapıyorlar. Bu, var olandan çok farklı ve bugünün seyircisiyle farklı bir şekilde iletişim kurmamızı sağlıyor.

Caz ve klasik müziği nasıl birleştiriyorsunuz? Bunun zorluklarından bahseder misiniz?
Farklı müzikal temellerden gelen müzisyenleri bir araya getirmek tahmin edersiniz ki çok zor. Aynı zamanda farklı dillerde iletişim kurmak anlamına geliyor. İletişimde kullanabileceğimiz ortak bir unsur bulmak çok önemli. Georg Friedrich Händel’in müziğinde, ortak unsur bu besteci tarafından bulunmuş melodiler ve ahenklerdi. Caz müzisyenleri bunların üzerine doğaçlama yapabildiler. Barok dönemde şarkıcıların Da Capo’ya (diğer bir deyişle bir aryanın tekrarına) kendi doğaçlamalarını eklemeleri çok yaygındı. Barok dönemde, bu çok yüksek bir sanat biçimi olarak görülüyordu. Aynı şekilde günümüzde de, şarkıcılar ustalıklı ve güzel doğaçlamalar yapabiliyorlarsa, bu yüksek bir sanat biçimi olarak görülüyor. Bir caz müzisyeni de aynı aryalar üzerine doğaçlamalar yapacak ancak kendi müzikal dilini kullanacaktır.

Gelecekteki programlarınız hakkında biraz ipucu verebilir misiniz?
Philippe Jaroussky, Valer Sabadus, Jakub Orlinsy, Céline Scheen ve Giuseppina Bridelli ile birlikte, 17. yüzyılda yaşamış İtalyan bir besteci olan Luigi Rossi’nin müziğini içeren yeni albümümüzü kaydetme sürecindeyiz. Aynı zamanda, oyuna adını veren rolü Rolando Villazon’un üstlendiği Claudio Monteverdi’nin “Orfeo” isimli operası ile gelecek yıl bir konser turnesine çıkmaya hazırlanıyoruz.

A+ A-