‘Nankör’ kızlar masalı...

Emin Alper’in yeni filmi ‘Kız Kardeşler’ başlıyor.
Yayınlanma tarihi: 13 Eylül 2019 Cuma, 01:39

[Haber görseli]İlk 2 filmi “Tepenin Ardı” (2012) ve “Abluka”yla (2015) sinemamızın son dönemdeki önemli yaratıcı yönetmenleri arasına katılan Emin Alper’in, çağrıldığı festivallerden eli boş dönmeyip en son ona Saraybosna’da en iyi yönetmen ödülünü kazandıran yeni filmi “Kız Kardeşler”, yöredeki kömür madeninin de kapatılmasıyla işsizliğin arttığı, Artvin’in gözden ırak, ücra bir dağ köyündeki yoksulluk ve yoksunlukla kuşatılmış, farklı yaşlardaki 3 kız kardeşin, Reyhan (Cemre Ebüzziya), Nurhan (Ece Yüksel) ve Havva’nın (Helin Kandemir) hikâyesine odaklanıyor.

Baba evine dönüş...
Kızlarının daha iyi bir hayat sürmeleri için mutlaka köyden kurtulmaları gerektiğini düşünen, torun torba sahibi, karısını da çoktan yitirmiş baba Şevket (Müfit Kayacan) kızlarını hizmetçilikle çocuk bakıcılığı yapmak üzere kasabadaki ailelere besleme (ya da evlatlık) olarak vermiş. Doktor Necati (Kubilay Tunçer) - Neriman çiftine verilmiş ama eczacı kalfasıyla kırıştırıp köy yerinde dedikodulara neden olduğu için karnı burnunda baba evine dönmüş ve alelacele köyün yarım akıllı çobanı Veysel’le (Kayhan Açıkgöz) baş göz edilmiş büyük kız Reyhan, mutlaka Ankara’daki teyzesinin yanına gitmeyi kafasına koymuş. Şevket babanın onun yerine Necati beylere gönderdiği ortanca kız Nurhan’sa çocuklara iyi bakamadığı için ve sivri dili yüzünden köye geri postalanıyor. Filmin başında gözleri yaşlı eve dönüşünü izlediğimiz en sempatik kız Havva’ysa baktığı küçük çocuk hastalıktan öldüğü için baba evini boyluyor. Özetle köyden kurtulup kendilerini yeniden kent-kasaba ortamına atmak için birbirleriyle de rekabet halindeler kız kardeşler...

Filmin “Üç Kız Kardeş” kitabının yazarı Anton Çehov tarzına yakın bulunan senaryosunu da yazan yönetmen Emin Alper’in, davardan hayvan çalmaya niyetli iki meçhul köylüden biri olarak, konuşmasız bir yan rolde boy gösterdiği, toplumdaki temel sınıfsal farklara, cinsel eşitsizliklere dair bir şeyler söylemek derdindeki “Kız Kardeşler”, öncelikle kameraman Emre Erkmen’in çok iyi bulunmuş ve harika doğal mekânlarda çekilmiş şahane görüntüleriyle çarpıyor seyircisini. Cemre Ebüzziya’dan Müfit Kayacan’a, köyün taklacı deli kadınını oynayan Başak Kıvılcım Ertanoğlu’ndan habire öksürüp duran, küstah Nurhan’ı canlandıran Ece Yüksel’e kadar tüm oyuncu kadrosu iyinin üstünde, keza Çiçek Kahraman’ın montajı da gayet akıcı ve işlek. Giorgos-Nikos Papaioannou ikilisinin nerdeyse her sahneyi yorumlamaya girişen, finalde bir Azeri türküsüne yer veren müziklerine de bir diyeceğim yok, her ne kadar müziğe bu kadar abanılmasa diye düşünsem de.

Dirençli kadınlar
Zamanı ve mekânı kısıtlamanın yanı sıra hikâyeyi biraz da muğlaklaştıran Emin Alper, köy edebiyatımızdaki zengin geleneklerden de beslenen ve gerçekçi olduğu kadar ruhbilimsel boyutlar da içeren, derinlikli bir anlatım tutturmuş. İlk kez seyirci karşısına çıktığı Berlin Festivali’nde “Amacım daha iyi bir yaşam umuduyla hareket edenlerin hikâyelerini anlatmak” diyen yönetmen filmin finalini umutvari bir tonla bağlıyor. Sinemada kurgusal karakterler ve mekânlar aracılığıyla, kentte ya da köy yerinde olsun, insan olmanın farklı yanlarına, toplumdaki sınıfsal eşitsizliklere ilişkin bir şeyler anlatmaya çalışan ve yine dağ başında bir rakı masası kurmadan edemese de bu kez bizi dirençli kadın kahramanlarla da karşı karşıya getirmeyi başaran, sinemamızın önemsediğimiz “güzide” yazar-yönetmeni Emin Alper’in, “Tepenin Ardı” başarısını değilse de kuşkusuz “Abluka” düzeyini aştığı bu üçüncü filmi, sonuçta bizce de Türkiye’den Oscar yarışına katılmayı hak eden film olmalıydı kuşkusuz. Gerçek sinemaseverlere gönül ferahlığıyla salık verilecek “Kız Kardeşler” kaçırılmamalı.

A+ A-