‘Devlet katında aşkın adı yok'

‘Sosyal medya filozofu’ Özen Yula Sevgililer Günü’nde aşkı anlattı.
Yayınlanma tarihi: 14 Şubat 2015 Cumartesi, 04:59

[Haber görseli]

Çağdaş tiyatronun önemli isimlerinden oyun yazarı ve yönetmeni Özen Yula son zamanlarda sosyal medya üzerinden paylaştığı aşk, hayat, sanatla ilgili aforizmalarla da dikkat çekiyor. Paylaştığı cümleler özellikle sanat çevresi tarafından takip ediliyor, paylaşılıyor. Anlayacağınız Özen Yula, bir nevi “sosyal medya filozofu”...

Gün, Sevgililer Günü olunca, Yula’yı “Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” oyununun provasında yakalayıp “aşk”ı dinledik...

- Oyun provasında, ‘Hayat insandan büyüktür’ sözünü duydum. Peki, aşk insandan büyük müdür?

Aşk hepimizden büyük, ama aşktan büyük hayat var. Herkes kalbinin yüzölçümü kadar sevebilir. Kalbinin yüzölçümü neyse o kadar sevebilirsiniz, daha fazla sevemezsiniz.

Aşk, kişiden kişiye, ülkeden ülkeye değişir. Aşk, toplumsal statülerde bile farklılıklar gösteren bir tavırdır. Kıskançlık, öfke, kızgınlık, merak, şüphe, tutku... Bütün bunları düşündüğümüzde
aşkın maraziye varan bir tarafı olduğunu da görürüz. Hastalıklı bir özelliği de var aşkın.

Aşk aslında içinde yaşanan toplum kadardır. Toplumdan bağımsız değildir. Bizim de toplumsal olarak da bir aydınlanmaya, bilinçlenmeye ihtiyacımız var, dolayısıyla aşkta da aydınlanmaya, bilinçlenmeye ihtiyacımız var. İnsanların içinin ve vicdanların ferah, rahat olduğu bir yere evrilmemiz gerek. Er ya da geç bunun olacağını düşünüyorum.

‘Aşk ehlileşmez’

Victor Hugo’nun bir şiirinde bir çiftçi, bir kızla bir delikanlının aşkını imparatora şikâyet eder. İmparator da “Aşka imparatorların bile sözü geçmez” der. Bu bana çok doğru geliyor. Eğer aşk varsa o aşka kimsenin sözü geçmez, o bir su, akar yatağını bulur, sen istediğin kadar bend koy, istediğin kadar ehlileştirmeye çalış... Zaten aşk ehlileşmez. Aşk, edepli, adaplı, kuralı olan bir duygu değildir. Aşk, anarşist özellikleri çok fazla olan bir duygudur.

- Türkiye’de aşka sansür var mı?

Sansür olması bir şeyin yaşanmasını engellemez. Toplumsal değerler içinde kişilerin kendini kontrol etme çabası olabilir. Nedense bu ülkede insana dokunan şeyler ve tabular çok fazla. Neyi anlatmaya kalksanız ucu bir şeye dokunuyor. Fazla alınganız, o yüzden Türkiye’de aşk bize yakın durmuyor. Devlet kademesine baktığınız zaman aşk kavramı çok enteresan... Bülent ile Rahşan Ecevit, Adnan ile Berin Menderes arasında derin bir aşk, sevgi vardı, bu geçiyordu insana...

Devlet katında, kademesinde uzun zamandır aşk göremiyoruz, kendi içlerini bilemeyiz tabii ki, ama şu an var olanlar arasında dışarıdan göründüğü kadarıyla aşk yok. Bir gün biri gelecek ve aşkıyla yüzleşmiş olarak sevgilisiyle, eşiyle beraber karşımızda duracak. Umarım.

- ‘Dokunan yanar’ gerçeğinden yola çıkarak şunu sormak isterim: Aşka cüretkârca dokunan yanar mı?

Aşkın bir büyüsü varsa o da dokunma ihtimalini içermesidir.

Sevmekten, sevilmekten, sevişmekten, hazdan, zevkten ve mutluluktan utanmayın ve korkmayın! Bunlar bizi insan yapar. Hatta olduğumuzdan daha iyi birer insan yapar. Öpüşün ve sevişin!

Korkunun ecele faydası yok. Yaşayıp öleceğiz. Hayat dediğimiz süre sınırsız değil, insan ömrü kimi için çok erken bitiyor. Gencecik çocuklar çok erken öldürülebiliyor. Eli bir başka eli tutmadan ölebiliyor bu çocuklar.

Ömür dediğimiz bu kısa süreçte aşkın son derece önemli ve kıymetli bir yeri var. Bu kıymeti esirgemeden yaşamak gerekiyor. Öpüşmek de, sevmek de sevişmek de bunun içinde. Bunu örterek bunu yok sayarak hiçbir ana-baba çocuğunu hayattan koruyamaz. Çocuk, o hayatı öğrenecektir, çünkü insan tabiatı buna ihtiyaç duyar.

Aşk sadece iki cinsiyet arasında olan bir şey değildir. Aşk aynı cinsiyette de olabilir.

- Özellikle son dönem dizilerde kavuşamayan âşıkların hikâyeleri çok fazla işleniyor. Yaşanamayan şey aşk olur mu?

Aslında yaşanan şeyin aşk olması gerekir, garip bir biçimde yaşayamadığımz şeye kıymet biçiyoruz.

Bazen bir kasabadaki genç delikanlı, dünyanın bütün hallerine, o kasabadaki, o şehirdeki herkesten daha açık olabilir. Yeşilin tonunu daha fazla duyarak yaşar, suyun sesini daha hissederek yaşar. Bu bir yaradılış meselesi. Fazla hissetmek fazla acıyı da getiren bir şeydir. Onun hissettiğini onun gibi yaşamak dünyanın en zor işlerinden biridir. Bu nedenle herkes hissettiği
kadarıyla ve hissettiği gibi yaşamalı aşkı...

ÖZEN YULA’DAN AFORİZMALAR

‘En çok yaralayana gider gönül!’

* En çok yaralayana gider gönül. Ne beyhude bir hayat tecrübesidir!

* Aşk bazı insanlara fazlalıktır.

* Bir insanı eski bir masal gibi sevmek ne güzel şeydir!

* Bazen bütün şehir bir insana benzer. Ama o insan yoktur içinde. Sonra bunun adına aşk deriz. İçinden usulca geçeriz.

* İnsan insanın derdidir; insan insanın şifasıdır.

* Gülersin, yemek yersin, susarsın, âşık olursun, gücenirsin, öfkelenirsin, değersizleşirsin, kalbinden kuşlar geçer, canından kışlar; işaretler ararsın, bulursun, bulduğunu sanırsın, dünden kalan pizzayı yersin, tuvalete gidersin, televizyon seyredersin, telefonla konuşursun, klasik müzik dinleyeyim dersin, sigara çeker canın, kitaplar karıştırırsın, anıları karıştırırsın, çarşafları kırıştırırsın, derken saçma bir şarkının tek kelimesiyle avaz avaz ağlarsın. Geçer!

* Sade ol, sade gel, sadede gel!

* Aşka âşık olduğunu anlayan insan dar sokaklardan geçer .

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Rahşan Ecevit