Vatanı yeryüzü milleti insanlıktı

Bugün şair, eğitimci ve yayıncı Tevfik Fikret’in 100’üncü ölüm yıldönümü.
Yayınlanma tarihi: 19 Ağustos 2015 Çarşamba, 06:23

Bugün Tevfik Fikret’in ölümünün 100’üncü yıldönümü. Şair, eğitimci ve yayıncı Tevfik Fikret için ağustos sayısında kendisini kapağına taşıyan #tarih dergisi başta olmak üzere birçok yayın ve kalem de, dünden bugüne, hemen her fırsatta okurlara sundukları değerli metinler eşliğinde, Fikret’in geçmişten geleceğe ışık tutan görüşleri ve ilginç yönlerini gündeme taşıyor. Biz de, Fikret’in dizelerini ve onunla ilgili kimi ilginç bilgileri eşliğinde sizinle paylaşıyoruz.

Atatürk gürler...

Çankaya’da konunun edebiyat olduğu bir sofrada bulunanlardan biri, Fikret’in iyi şair olmadığını söyler. Atatürk, “Efendim, efendim, anlamadım, ne dediniz? Fikret büyük bir şair değil miydi? ‘Milyonla barındırdığın ecdad arasından/Kaç nasiye vardır çıkacak pak ü dırahşan.’ O, karanlıklar içinde bir nur gören ve halkı o nura doğru götürmeye çalışan Fikret bu feryadı koparırken sizler nerelerdeydiniz? Niçin içinizden kimse onun gibi feryat etmedi? Ben Fikret’e yetişemedim, onun sohbetinden istifade edemedim. Kendimi bedbaht sayarım. Fakat onun bütün eserlerini okudum, birçoğu da ezberimdedir. O hem büyük şair, hem de büyük insandır. Efendiler! Zaten parmakla gösterilecek kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım” der. Yine bir Çankaya sofrasında Fikret üzerine konuşulur. Atatürk birdenbire gürler: “Siz Fikret’i konuşacak adamlar değilsiniz. O kimdir biliyor musunuz? Onu iyi tanıyanlar benim bugün ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir.”

Öner Yağcı, İleri Dergisi, Ocak / Şubat 2001

Mehmed Akif’e yanıtı

Muhafazakâr bir ailede yetişmişti; öyle ki annesi Fikret henüz 12 yaşındayken hacca gitmiş, lakin hacdan dönerken koleradan ölmüştü. Çocukluğunun ve ilk gençliğinin nasıl bir dindarlıkla geçtiğini Robert Kolej’de çalıştığı için kendisini “Protestanlardan para alan bir zangoç olmak”la suçlayan Mehmed Akif’e cevap olarak kaleme aldığı “Tarih-i Kadim’e Zeyl” isimli şiirinde anlatır:“... Ben de âşıktım ezan sesine / bir koşardım ki o Allah sesine!...”

Bir tarihçinin bakışı

Fikret’in tanığı olduğu olayları şair-tarihçi bakışıyla işlemeye ‘Sis’le başladığı doğrudur. Bu manzumede, payitahtın öteki yüzünü, görkemli İstanbul’daki ahlaksızlık ve iğrençlikleri, kenti Bizans’tan beri kocamış çirkin bir fahişeye benzeterek anlatır. Bu manzume, İstanbul’u övenlere bir reddiyedir. Bu şiirde tezat sanatı yinelemeleriyle önce debdebeler, tantanalar, sonra katil kuleler, kaleli zindanlı saraylar; kubbeler, şanlı yapılar, doğruluğun timsali minareler, sonra “dişleri düşmüş sırıtan sur kafileleri” betimlenmiştir.

Necdet Sakaoğlu,#tarih dergi Ağustos 2015, sayfa 33

‘Yaralı, kanadı kırık bir kuş’

Tevfik Fikret tıpkı Namık Kemal, tıpkı Sait Faik, 50 yaşını göremedi. Son günlerinin yakın tanıkları “öyle” yaşamaktan yorgun düştüğünü, gelgör ki hastalığını yenmek için gerekeni yapmaya yanaşmadığını aktarırlar. Ölümünden biriki saat sonra hekiminin ve ailenin izniyle Mihri Hanımın çıkardığı ölüm maskesine mıhlanmış ifadede yaralı, kanadı kırık bir kuşun kederli ama çekip gitmekte kararlı ifadesini okuyorum - tam yüzyıl sonra.

(Enis Batur,#tarih dergi Ağustos 2015, sayfa 26)

A+ A-